İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Mustafa ATAV
Mustafa ATAV
09 Mart 2011

Nutkumuz Tutulmuş Vesselam

Yani demem o ki; her ne konuşuyor, her neden bahsedip duruyorsak insana, bireye hitap etmeli.. Yani İslamdan yani Kur’an’dan mülhem yoksulların, işsizlerin, bu sebeple mağdur olanların, sömürülenlerin, üç kuruş karşılığında köle gibi kullanılanların varlık sebeplerini hatırlatmalı.. İktidara, ondan beslenenlere, onun sayesinde dünyasını imar edenlere yağ çekmek, bir başka dostun dediği gibi bizi kimliksizleştirecek söz ve eylemlerde bulunmak işimiz olmamalı..

09 Mart 2011 7 dk okuma 2,6B okunma
100%

Sadede gelelim dostlar!

Hayatın gerçekliklerine, şimdiye, özellikle insanın birebir yaşadığı sorunlara dair laf etmemiz, çözüm üretmemiz olmazsa olmadır..

Aksi halde söz havada askıda, muallakta kalacaktır..

Şunu kabul edelim, bizim göremediğimiz, belki de görmek istemediğimiz yüz binlerce yoksul, darda ve zorda olan, perişan hallerde yaşayan insanlar var bu ülkede..

Evinde soğuktan donan yaşlı nineler, açlıktan ölen küçücük bebeler, sigortasız ve yok paraya  çalışan yani açlık sınırının altında sersefil yaşayan mağdurlar var etrafımızda..

Tefecilerin katlettiklerinden, olmadı intihar edenlerden, naçar kalıp sağına soluna borç takarak terk-i diyar eyleyenlerden bahsetmiyorum daha..

Yemişler, müspet midir nedir demokrasiyi, görece özgürlükleri, rehaveti!

Milletin derdi arş-ı alayı aşmış, hayata nasıl tutunması, ailesini nasıl geçindirmesi gerektiğine kafa yorup duruyor, biz Nelerden bahsediyoruz?
 
Sahi, ama esrar veya eroin için ama bedenini satmak için zorlanan insanlardan filan haberimiz var mı bizim?

Umumhanelerde, randevu evlerinde, bar ve pavyonlarda çalışanlar, oralara önce KPSS sınavı ile sonra mülakatla, o da yetmedi torpille filan mı girdiler?

Üniversitede tahsil görüp dururken para yetmediğinden ve ailesinin destek çıkma şansı olmadığından fuhşa sürüklenen genç kızlardan bahsedildiğini hiç duydunuz mu?

Bu tür zulümleri Müslüman bireylerden oluştuğu söylenen iktidar niye görmez, niye işlenmez bizim âlemde de sadece bir kaçımızın farkına varabildiği görece özgürlükler hatırına şimdinin iktidarına yağ çekme moduna girmiş, onu iktidarda tutmak için var gücümüzle uğraşıp duruyoruz?

İktidardakiler ve onlara övgü düzenler ne kadar Müslüman olduklarını söylerse söylesinler, değil mi ki bu sorunlara çözüm üretmek için çaba göstermiyorlar, değil mi ki o insanların dertleriyle dertlenmiyorlar, onları eleştirmek, hatta yerden yere vurmak üstümüze farzdır bizim..
 
Unutmasınlar ki; her ne kadar parti olarak İslamcı değiliz deseler de fakir fukara, garip gureba diye ikide bir dillerine doladıkları, onların birey olarak Müslümanlık iddialarına güvendiler..

Dürüst, doğru sözlü olduklarına; iktidara geldiklerinde işsizin, yoksulun, fakir fukaranın  mağduriyetine çare bulacaklarına ; azmayacaklarına, şımarmayacaklarına, ne oldum delisi olmayacaklarına, biraz da biz ölelim derdine düşmeyeceklerine inandılar..

Ama onlar ne yaptılar, sürekli sermayeye çalıştılar, belirli zümrelere devlet/kamu imkanlarını peşkeş çektiler..Ahlaki koşulları tanzim edilmeyen özelleştirmelerle, müteahhit firma ve taşeronlarla da insanları tükettiler..Asgari ücret bile olmayan paralara insanları köle yapıp durdular..
 
Hadi tutuşturalım o insanların, fakir fukaranı ellerine tefsirleri, Kur’an meallerini..

Dahası entelektüel tarafımızla sosyal bilimlerden, siyasetten şundan bundan bahsediverelim..

Demokrasidir, iyidir, müspettir filan deyiverelim..

Bakın bakalım ne diyecekler?

“Karın doyuruyor mu kardeşim o dedikleriniz?

Oğluma, kızıma iş ve gelecek vaad ediyor mu?

Kazandıkları parayla çocuklarını büyütme, bizim yaşlılığımızda da sürünmeden yaşamamıza vesile olacak mı bu bahsedip durduklarınız?”..diye sormazlar mı acep?

Bana soruyorlar da o yüzden!

Okursalar meallerden birini, acaba hangi ayetler gözlerine çarpar?

Paylaşmaktan, infak etmekten..

Malın mülkü sebebi ile azan ve şımaranlardan..

Para pul, makam mansıp için insanlara zulmeden, hükümranlık kurmak isteyenlerin cehennem azabına uğrayacağından..

Nimetlere şükrün edasının nasıl olacağından..

Sınırsızca tüketenlerden hesap sorulacağından..

Mal mülk sebebi ile küstahlaşanlara hadlerinin bildirileceğinden..

Aynı sebeplerle kibirlenenlerin Allah’ın rahmetine nail olamayacaklarından..

Ahiretin, dünya hayatına tercih edilmesi gerekliliğinden..

Dünyada sosyal eşitliğin, hak ve adaletin tesis edilmesinden bahseden ayetlerle karşı karşıya geldiklerinde ne düşünmelerini bekliyoruz?

Empati kurabilir miyiz onlarla?
 
Sahi, Tunus’taki genç ne için kendini yakmıştı?

Sair insanlar niye ayaklandılar da despotları ülkelerinden kovdular?

Cesur olalım biraz, yüzleşmekten korkmayalım kendimizle, demokrasi veya İslam için değildi..

Çaresizliklerine, yoksul oluşlarına, yıllardır sömürülmelerine, insan yerine konulmamalarına, en nihayetinden işportacı tezgahına el konulmasına birer tepkiydi hepsi..

O bir kıvılcımdı, hayra vesile oldu, kalabalıkların dirilişine, haliyle zalimlerin kaçmasına, bir başka beldelere korku salmasına vesile oldu o başka..

Ama ne diyor bir üstat, “Neo-liberal diktatörlüğün kucağına atlıyoruz!”..

İşte şimdi oralarda ve nihayetinde buralarda vuku bulan bu..

Kırk satır mı, kırk katır mı?

Seç seçebilirsen; kaç kaçabilirsen..

Bir arkadaş deyivermiş..

“Bırakmıyorsunuz ki ağız tadıyla tağutları devirelim!..

Demokrasi, despot yönetimlerden çok çok iyi, daha ne istiyorsunuz?”..

Soru böyle olunca ne dememiz beklenir ki?

Halbuki tartışılan şey başka..

Anlamak istemiyor hazret..

Sanki sadece o merhametli ve sanki  sadece o şefkatli, süreci inançlarına göre analiz edenler de gaddar mı gaddar!
 
Başka bir arkadaş S.Arabistan’ı anlatmıştı bir zamanlar..

Tam da kıssadan hisse misali..

“Orada herkesin tuzu kuru, Krala ve uygulamasına kimse tepki filan göstermez..

Fakir fukara takımı sair coğrafyalardan..

Onların hizmetini görmekle meşguller..

Ve o hayata zaten alışıklar..

Bütün Arabistanlıların gelirleri ise isyan etmek gibi bir şeyi akıllarına getirmeyecek düzeyde..

Evler saray gibi, otomobiller son model ve sekiz silindir, benzin bol ve ucuz nasıl olsa..

Her yıl hac ve umre ziyaretlerinden sağlanan gelir de zaten elde var bir..

Niye isyan, niye başkaldırı olsun ki?”..demişti..
 
Herhalde bizim burası da öyle?

Bahsi geçen meseleler bizi rahatsız etmediğine göre..

AKP’nin ekonomi politikasına, kapitalistçe uygulamalarına, sermaye sahiplerinin  neo-liberal ekonomi denilen şeyle daha daha zengin  olmalarına karşı çıkanlar, mağdurların sesi olanlar birkaç kişiden ibaret olduğuna göre demek ki bizler tuzu kurular mahallesinde ikamet ediyoruz..

Gidişatı eleştirenlerin de ne ile suçlandıkları malum..

Kabahat onlarda, bir ideolojiden kaçarken başka bir ideolojiye yelken açıyorlar..

Deyiverseler “İslam da bu böyle, şu şöyle ; Müslümanlık bunları ve şunları gerektirir, aksi halde bedel ağırdır, hesap zordur” diye mesele yok..

Doğru,  lafa söze o şekil başlıyorlar ama son tahlilde gösterdikleri adres birden başka oluveriyor..
 
Yani demem o ki; her ne konuşuyor, her neden bahsedip duruyorsak insana, bireye hitap etmeli..

Yani İslamdan yani Kur’an’dan mülhem yoksulların, işsizlerin, bu sebeple mağdur olanların, sömürülenlerin, üç kuruş karşılığında köle gibi kullanılanların varlık sebeplerini hatırlatmalı..

İktidara, ondan beslenenlere, onun sayesinde dünyasını imar edenlere yağ çekmek, bir başka dostun dediği gibi bizi kimliksizleştirecek söz ve eylemlerde bulunmak işimiz olmamalı..

Ve iktidar her vasat ve fırsatta eleştirilmeli..

Nedir yani, al birini vur ötekine!..

Meselelerinin, devletin ve milletin sorunlarının Allah’ın vahyi istikametinde, şura ile istişareyle çözümlenmesi gerektiğini söyleyemeyenlerin özde farklılıkları ne?

Sosyal adaleti ve eşitliği yani toplumsal dengeyi sağlayacağını, her aileye yaşanabilir düzeyde maaş vereceğini taahhüt eden bir başka parti niye ilgimizi çekmesin ki?

Öyle ya, nasıl olsa oy kullanmak caiz, demokrasinin gereği!
 
Herkesin malumudur ki İslam vahyine ilk tabi olanlar zenginseler zenginlikleriyle fakir fukarayı gözettiler, kölelere özgürlük kazandırdılar, cihad için, Hakk’ı tebliğ uğruna harcadılar..Bütün bunları yaparken ne paraları arttı ne de zenginlikleri..

Daha da ötesi zenginlik zamanları sebebiyle hesabın kolay geçmesi için Rabb’lerine yalvardılar. Tabiidir ki fakir ve köleler de diğerleri ile eşitlendiler..

Hani onlar örnekti, hani onlar gökteki yıldızlar gibiydi?

Hani onlardan bahsederken boğazınız düğüm düğüm düğümleniyor, gözyaşlarınız sula seller gibi gönlünüzün ta derinliklerine doğru akıyordu?
 
Haksızlık etmek istemem..

Dile getirdiğim zulümleri işlemenin, iktidarı bu anlamda yerden yere vurmanın hakkını verenler var..

Lakin ağırlık başka konularda..

Her gün enforme edilen gündemlere hangimiz yabancıyız?

O gündemlerde bizim hatırlatmak için çabalayıp durduklarımızın ne kadarı var?

İslami hassasiyetlerinin ön planda olduğunu varsaydığımız televizyonlarda işlenen konular, aslında ziyadesi de olan bizim dile getirmeye çalıştıklarımızdan mı?
 
Kim üzerine alınırsa alınsın; kim türlü türlü anlamlar çıkarırsa çıkarsın; ki söz zaten önce kendime, kendi benime..

Kusura bakmasın hiç kimse..

Artist artist laf ederek doymaz bu milletin karnı..

İşte haftada bir gerçekleşen benzin zammı..

İktidar bilmez mi bu zamlarla tükettiğimiz her şey daha bir pahalılaşacak..

O zaman ne anlamı kaldı, yüzde iki nokta bilmem kaç maaş artışının?

Kendi harcamalarından, hesabını kimsenin soramadığı örtülü ödeneklerden, gizli kasalardan hiç fedakârlık yaptıklarını gördük mü?

Akla gelebilecek bütün kamu kuruluşlarında kamunun, ammenin yani bizatihi halkın, insanların mallarını sınırsızca harcarken, sair insanları asgari ücrete, gün geçtikçe eriyen maaşlara talim ettirmenin neresi görece özgürlük, neresi görece rehavet?
 
Bu sosyal dengesizliği daha bir pekiştiren AKP iktidarına sözümüz olmalı bizim..

Müspet demokrasi ikram edecek diye, Ergenekoncuları, darbecileri yargılayacak diye, ben gidersem CHP, olmadı MHP gelecek ve sizi ham yapacaklar diye yaşanan haksızlıklara göz yummak vicdan sahiplerinin işi olmamalı..
 
Ne demişti Hz. Ebubekir?

“Eğer ben yanlış bir şey yaparsam beni kılıçlarınızla düzeltin, doğruysam beni destekleyin..”…

Tabii ki benzer şeyleri Hz.Ömer de söylemiş..

Rivayetlere göre diğer halifeler de..

Şimdikiler, ne Hz.Ebubekir ne de Hz.Ömer olmadıklarına göre, dahası yanlışlar da gırla gittiğine göre eleştirilmeyi pekala hak etmektedirler..

Kaldı ki elimizde kılıç filan da yok..

Dediğimiz altı üstü birkaç söz..

O kadarcık da mı laf etmeyelim?

Üstelik söylenecek daha çok şeyler varken!

Vesselam..

Paylaş X Facebook

Yorumlar 16

H Hilal 01 Ocak 2012

Okursalar meallerden birini, acaba hangi ayetler gözlerine çarpar?

Paylaşmaktan, infak etmekten..

Malın mülkü sebebi ile azan ve şımaranlardan..

Para pul, makam mansıp için insanlara zulmeden, hükümranlık kurmak isteyenlerin cehennem azabına uğrayacağından..

Nimetlere şükrün edasının nasıl olacağından..

Sınırsızca tüketenlerden hesap sorulacağından..

Mal mülk sebebi ile küstahlaşanlara hadlerinin bildirileceğinden..

Aynı sebeplerle kibirlenenlerin Allah’ın rahmetine nail olamayacaklarından..

Ahiretin, dünya hayatına tercih edilmesi gerekliliğinden..

ALLAH RAZI OLSUN. ÇÖZÜM İÇİN BİRLK OLMAK DUASIYLA YAZILARINIZIN DEVAMINI BEKLİYORUZ.

I i.metin 01 Ocak 2012

fakir fukara edebiyatı tüm partiler için istismardır.
kuralın sonu baştan belli partileri iktidar yapanda oradan indirende patronlar kulubüdür,patronlar kulübüne hesabına çalışmadan onları karşısına alarak kimseler iktidar olamaz.
palitikacılar hep magdur,fakir,mazlum,fukara insanları aldatarak boş vaatlerle kandırır ve iktidar olduktan sonra zengin sofrasında bol yıldızlı otellerde olurlar.
yeter artık fakir fukarayı oy için sömürdükleri.

ibrahim sarmış “bu halka asgari ücreti layık görmek erkekleri köle kadınları cariye yapmaktır” diyor.


ebu zerin bunlar gibilere verdigi tepki selamlanacak türden onun bibi olamadıgım içinde utanıyorum.

allah razı olsun mustafa kardeşimiz güzel irdelemişsiniz. selamlar

M muradi 01 Ocak 2012

Tağutlara kulluk yapıldıktan sonra aç karınla veya tok karınla yapılmış fazla bir önemi kalmıyor.Şirk düzeninden ve onun partilerinden razı olanlar düzenin işleyiş mantığına da katlanmak zorundalar. Ta ki sadece Allah’a kulluğa çağıranlar ortaya çıkıncaya kadar.Ve bu çağrı Allahın kulları arasında var olan ayrımcılıkları sonlandırıncaya kadar.Yazıda örnek verilen Hz Ebubekir ve Hz Ömer gibi idareciler ancak tevhid ve adalete dayalı bir toplumsal düzende ortaya çıkabilirler.

S Selahattin Baybars 01 Ocak 2012

Aslında bizler söyleyeceğimizi söylüyoruz, ama oy verenler referandumda evet diyenler şimdi kafalarını kaşıyorlar ne yapacağız, et nerden nereye, telefon faturaları nerden nereye, mazot, elektirk, su ve diğerleri nerden nereye geldi, islam adına bir ilerlemede yok.

Değişim olsa ne yapacağız? Fakihlermi yetiştirdiler? alimler talibanlar ayetullahlarmı yetiştirdilerde bir beklentimiz olacak o da yok.
*Bu değirmene su taşınmaz taşıyan mesul olur.
Geriye dönen ahmak olur.
Eğitime önem verelim seçimlere değil fakih alim ayetullah yetiştirelim derim.

Selam sevgi saygı ve muhabbetle...

K kemal sentez 01 Ocak 2012

Düşüncelerimiz ve ürettiklerimiz üzerine adaleti olmayan bir dünya meyline doğru gidiyoruz doğrusu. Başımıza gelenler hep kendi ellerimizle oluyor. Bu kadar tespitin yanlış olmadığına dem vuruyoruz. Doğru Mustafa abimiz doğru söylemiz deriz. Ancak bu arabesk takılma biraz psikolojik değilmi sizce. Bu psikoloji tevhidi doğrultuda duran müslüman kardeşlerimizin üzerinde varolduğunu düşünüyorum. Bu psikoloji aslında bizi Ebu zerci mantıktan Sosyalist İslama veya yeşil kominizme değil aslında ARABESK İslama doğru yönlendiriyor. Adı üstündeki arab etkisi değil aslında Türk filimlerinde yer alan benim hiç kot pantolonum olmadı, biliyormusun oyuncağımda olmadı muhabbetine dönüyor....

Arabesk islamın bu karamsar etkisinden alıp olayları vahiy odaklı çözüm üreten bir perspektife çekmenin zamanı gelmedi mi arkadaşlar.

Çözüm ne peki, en büyük sorulardan bir de bu.. yorumlardan birinde arkadaşımız hacı hoca veya ayetullah yetiştirmekten bahsediyor. Bu zihniyet insan odaklı değil güdülme odaklıdır. Birileri gelecek bizleri gidecek en iyiyi onlar bilirler haşa onlar ...tövbe estağfirullah....

Metin Mengüşoğlu abimiz derkiyoktan varetme sıfatına karşılık Allah c.c. insana vardan varetme, varolandan yaratma sıfatını vermiştir. Bu sıfatı eğer vahiy odaklı hakkaniyet ve adalet odaklı kullanabiliyorsa inasnoğlu çözüm üretemeyeceği bir durum söz konusu değildir. Burada sınır Rabbin büyüklüğünü asla sorgulamamaktır. Bu akılla vahyin birlemişinden doğabilecek insanın yaratma ilmini pekiştirmesi ve geliştirmesinden daha doğal ne olabilir...

Bu unsurların açılımı bizleri bilime teknolojiye sanata edebiyita tasarıma müteşebbisliğe siyasete kadar pek çok açılım olarak götürebilecek bir yola sürükleyecektir.

Hayatımızın sadece nasslardan ibaret olduğunu düşünüp hayatımızdaki her ilintili noktayı orada aramak da biraz real bir şey değil. Onun mantığını almakla ondan şifa beklemek farklı şeyler.. Düşünmezmisiniz akletmezmisiniz demek bu. Allah yıldızları dağları sivrisineği örnek veririken anlatmak istediği şey bu ... Aslında yaşantımızın her şey Allahın ayeti. Soluduğumuz hava bile. Bizler bile birer ayetiz...Delili kendine mahsus...

Bu arabeski ancak pratize vbir hayatla, garabetle değil, ancak dinde inovasyon yaparak ilerletebiliriz. Dinde İnovasyon kavramı tescilli olarak bana aittir. kimsede kullanmasın....:)

Selamlar ve Hürrmetlerle.....

S Selahattin Baybars 01 Ocak 2012

Son yorum üzerine gündemleştirmemiz gereken eğitim olduğu apaçık ortaya çıktı, Elbette vurguladığımız gibi ayetullah fakih alim yetiştirilmesi gerekir ki gelecek nesiller daha sağlam adımlar atsın, rast gele savrulmasın, yanlışı deneyip durmasın, köşe taşlarını aşmadan içini projeler üreterek çağımıza uygun sistemler (aklımızı ve imanımızı kullanarak) geliştirsin.

Zaten şimdide bunun beşercesi yapılmıyormu? Demokrasinin köşe taşlarını aşmadan -12 yahudi ailesini saymazsak- Falanca öğretmen yönledirmiyor mu, felanca profösörler yönlendirmiyor mu veya o da yetmiyor yurt dışından eğitim alıp buralara öğrendiklerini uyarlamıyorlarmı, bizim istediğimizde beşerin değilde Allahın hükümlerini ve tüm ayetlerini öğrensinler ve uygulasınlar ne var bunda?

M matav 01 Ocak 2012

“Çözüm ne peki?
Bu soru özellikle dostlar tarafından çok sorulur oldu bu günlerde..Bilhassa demokrasi merkezli eleştirilerimiz karşısında, “İyi de kardeşim senin alternatifin ne?” sorusu en meşhurlarından..
Aslında bana göre, Kur’an okuyan, özelde kendisi için anladıklarını, daha sonra başkalarıyla paylaşmak için çaba gösteren Müslümanların sormaması gereken sorular bunlar.
Burada konu etmeye çalıştığımız mesele ile ilgili onlarca ayeti sıralamak pekâlâ mümkündü. Hz. Muhammed’in ve sosyal adaletin gereğini yerine getirmeye çalışmış diğer yöneticilerin hayatından kesitler anlatmak da..Ayet ve hadislerde verilen mesajlar, bilhassa Müslümanlar tarafından göz ardı ediliyor ve işin yaşanabilirlik konusu ihmal ediliyorsa; öncesi de olmakla beraber AKP döneminde birden bire palazlanan, zenginleşen insanımız çoğalıyorsa ve beraberinde tebliğin hakkını vermek adına sözel anlamda paylaşımdan nasibini alanların, ne hikmetse ekonomik anlamda hakkına düşmesi gereken paya el konuluyorsa; yani bir tek fert dahi kalmayıncaya kadar yoksulluğun kökü kazınmayıp, aksine milyonlara varan yoksul kesimin daha bir artmasında vesile olunuyorsa, bunları dile getirmek arabeske mahkum edilmemeliydi diye düşünüyorum.
Bir arkadaş şöyle bir eleştiride bulunmuştu: “Kardeşim oturuyorsunuz Kur’an’ı anlamak, kalkıyorsunuz Kur’an’ı yaşamak! İyi de benim arkadaşım işten çıkarılmış, evinde ne yemek nevinden şeyler var ne de yemek pişirebileceği tüpü var ve bütün bunlardan benim, bizim, haberimiz yok. Siz hangi Kur’an’ın anlaşılmasından bahsediyorsunuz?
Bu işte bir gariplik yok mu? Arkadaşımın mağduriyetinden haberim yoksa olsa bile,onunla hemhal olmayıp duyarsız kalıyorsam Müslümanlık iddiam tartışılmalı değil midir?
Eğer sizin yaptığınız doğru ise ki ben ilahiyat filan bitirmedim, ben de sizin gibi davranayım; ama unutmayın, siz dün bana böyle demiyordunuz!”..
Fiilen yaşana bir örnek bu anlattığım, daha belki yüz binlercesi var. Hal böyle olunca, bahsetmeye çalıştığımız anlamda olumsuz örnekler gözümüzün önünde cereyan ediyorsa düşünmeli değil miyiz?
Söylemlerimiz Sosyalizme kayacak diye, olmadı “Benim niye oyuncağım yok anne?” tarzı arabesk mantığın ürünüdür diye bahsetmeyecek miyiz bütün bunlardan?
Kabahati dışarılarda aramaya gerek yok sayın kardeşim, “bilgi” ve “erdem”i tatile göndermişiz, “olgunluk” filan hak getire ve her çeşidinden kabahatlerin “Kök” ü biz de filiz salmış..Mesele kendimizle yüzleşebilmek, kendimizi hesaba çekebilmek..Ama öylesine bir rüya içindeyiz ki şimdilerde, bütün güzel hasletleri erteliyor olduk..Atasoy abimizin tespiti yerinde, neo-liberal diktatörlüğe doğru savrulduğumuzun resmidir bütün yaşananlar hemi de AKP gibi Müslümanlık iddiasında bulunan bireylerden müteşekkil bir partinin iktidarında!
Ve ben acizine şu cümlenin daha bir açılmasını arzu ederim, bu haliyle sıkıntılı çünkü : ”Hayatımızın sadece nasslardan ibaret olduğunu düşünüp hayatımızdaki her ilintili noktayı orada aramak da biraz real(!) bir şey değil.”..Ayrıca Dinde inovasyon tarzı tescilli kavramsallaştırman da; Reformizmi çağrıştırıyor çünkü ve üstelik az zılgıt yemedik söylemlerimizin ona endekslenmesinden dolayı..
Selam ve muhabbetle..

K Kemal sentez 01 Ocak 2012

Evet güzel cevaplar üzerinden fikir teaitisi geliştirmek harika bir duygu. İnsan tartışarak, konuşarak, düşünerek, üreterek bir noktaya doğru ilerlemeye çalışıyor. Tekamül sürecimiz bununla ilgili konunun özüne geçmeden şu ayrıntıya cevap vermeliyim. Yazarımızın alt yorumda alıntıladığı konu neyle ilgili veya değil. Yanlış anlamalara mahal vermemek için.
""Ve ben acizine şu cümlenin daha bir açılmasını arzu ederim, bu haliyle sıkıntılı çünkü : ”Hayatımızın sadece nasslardan ibaret olduğunu düşünüp hayatımızdaki her ilintili noktayı orada aramak da biraz real(!) bir şey değil.”..Ayrıca Dinde inovasyon tarzı tescilli kavramsallaştırman da; Reformizmi çağrıştırıyor çünkü ve üstelik az zılgıt yemedik söylemlerimizin ona endekslenmesinden dolayı..""
Evet Rasul döneminde sebebi nüzulun geldiği risaletin ve mücadelenin devam ettiği o kutlu yıllarda bir yaşam örneği. Öncelikle şu soruya cevap vermek lazım 20 küsur yıllık resullüğün yaşantının her anının sebebi nüzula bağlamak doğrumudur?. Yani Peygamber Efendimizin yaşadığı her anı her saniyesi, yaşaması, yemesi,içmesi v.b. her saniyesiyle ilgili bir sebebi nüzul bulabilir miyiz? Konuyla ilgili daha ileri bilgisi olanların tecrübelerini aktarmalarını isterim. Soru aslında şu peygamberimizin risaleti dönemide yaşadığı her olay ve karşılaştığı her durumla ilgili ayet gelmiş midir? Peygamberimiz yaşadığı durumlarla ilgili ayetlerin açıklamadığı durumlarla ilgili akl-ı emin vasfını veya meşveret müessesesini kullanma dı mı? Çok ince bir nokta var işte. Bu ayrımı görüntülemek ve görüş beyan etmek adına. Öyle değil mi?
Bence cevap şu. Dinin peygamberimize ve müminlere sunduğu ruhun ve bakış açısının kademe kademe oluşmasında siretin zorlu dönemlerinde elbette nassların etkisi ana sebep ancak nasların oluşturduğu ruhla dünyaya bakarak akli ve meşveti çözümleri örneklemek ve ayıklamak gerekmez mi...Yani Kurani bakış açımızı akli ve meşveri düzlemde bir araya getirip yaşadığımız bu yaratılmış dünyada Düşünmek, Yeni Fikirler Geliştirmek (inovasyon --- reform değil asla), Meşverette Bulunmak, Çözüm Üretmek........
ŞEyhin derinliğinde kaybolmakla, Kuranın derinliğinde kaybolmak (yanlış anlamadan düşününüz efendim) aynı şeyler değil mi? Dünyadan kopmak, dünyayı kaybetmek değil mi?... Bu dünyayı imtihan etmeden (kazanmak Allahın nimetidir) çalışmadan, uğraşmadan öbür tarafı ummak....

İşte sıkıntı burada arkamızdaki 20 30 seneye yaslanırken kendi geleneğini oluşturmak veya oluşturamamakla kendi statükonu oluşturmakla oluşturmamak ayrı şeyler....Dünyanın Değişimine Dinsel Cevaplar aramak diye binlerce cevap verilmeye çalışılırken İnandığımız Din Hayatımızı Nasıl Değiştirir cevabına aslında İnovatif yaklaşmak daha iyidir diye düşünüyorum. İnovasyon reform değildir, kaynaktan uzaklaşmak hiç değildir. Düşünme ve üretmede fikirlerin oluşmasında beyin fırtınasının nasıl derlenip toparlanacağını açıklar .Fikir bana ait derken egoizm yapmak gibi bir niyetim yok. Sadece olayları tartışırken gergin bakmadan biraz nüktedan bakmak niyetiyle söylenmiş bir sözdür. Acizane insandan öte bişi değiliz. MAğrurluğumuzdan ve inceliğmizden öte bişi söylediysek affola
Selam ve Muhabbetle
K.S. - Ankara--

M matav 01 Ocak 2012

Bu tarz muhabbetlere kimin itirazı olabilir ki? Maksat yeter ki anlamak, anlaşmak ve paylaşmak olsun. Malumunuz şöyle bir kabul var: “Hz.Resul’ün tüm düşün ve eylemleri vahiy kontrollüdür. Aksi bir durumda vahiyle uyarılmış, vahyi istikamete yönlendirilmiştir ki bunun örnekleri Kur’an’da bir dolu ayette verilmiştir..” Öte yandan dünya işlerini ashabının bilgisine teslim ettiği meşhur hurma aşılama olayından başka örnekler de vardır ama burada tartışmaya açtığımız meseleleri o tarz ameliyelerle bir alakası yoktur..
Genel kabule göre, vahyin nazil olmadığı zaman dilimlerinde Kur’an’da belirtilen temel ilkelere ters bir düşüncede ve eylemde bulunsaydı, hemen uyarılması kaçınılmazdı.O yüzden diyebiliriz ki Hz. Muhammed’in ilk vahiyden itibaren tüm yaşamı vahyi ilkeler bağlamında şekillenmiştir..Mesele bu ilkelerin neliğidir, onların tespitidir..
Bugünden bakarak, bugüne dair çözüm üretmeye çalışan Müslümanlar da Kur’an’dan bu ilkeleri bulup çıkarmaya ve eyleme sokmaya çalışmaktadırlar..Çatışma da tespit edildiği varsayılan ilke ve prensiplerdeki farklılıklardan kaynaklanmaktadır..Üzerine alınma sayın kardeşim, eğer adam gibi oturup konuşsak ve tartışsak çatışma ortadan kalkacak ama kimse yanaşmıyor, her cemaat kendi gettosunda mutlu, sınırlar çizilmiş.İçeri girmek isteyenler de kendi kabullerinden vazgeçmek zorunda.. Bir daha vurgulayayım ki yaşanılan profan hayatı, “Kur’an hayatın her zerresine müdahale etmez, hele kendimizi yönetmemize hiç karışmaz” diyerek, Kur’an’a uyarlamaya çalışıyoruz..Elbette ki zahiri, şekilci okumalar; işin tarihi, sosyolojik, psikolojik, ekonomik ve siyasi boyutlarını eni konu irdelemeden “kes, kopyala, yapıştır” tarzı kestirme bakış ve yorumlar olmaması gerekendir.
Eğer bugün sosyalizm gibi ideolojilere, demokrasi gibi yönetim biçimlerine itiraz geliştiriliyorsa, kendi adımıza tespit etmeye çalıştığımız ilkeler nedeniyledir. Mesela, özünde ladini bir bakış açısı olan ve bunu yıllardır sergilenen örneklerle ortaya koyan demokrasiyi teknik bir konudur diye geçiştirmemiz söz konusu değildir..Bu işler elbette çok tartışma götürür; lakin şah damarımızdan daha yakın olan yaratıcının hayatımızın her zerresinde bizi gözettiğini varsayarak eylem ortaya koymaya çalışmak da kabahatler kanunu gereğince cezai müeyyideye tabi tutulmamalı. Bugüne özgü çözümler üretmeye, bu anlamda yeni bir şeyler söylemeye eyvallah; ama sizi tenzih ederek söyleyeyim yine, işler böyle yürümüyor.Hz. Muhammed’in fiili örnekliği ve mücadelesi tarihin derinliklerine mahkum ediliyor..En kötüsü de egemen dünyanın dili ve mantalitesi istikametinde tavır geliştiriyoruz.
Yazı aracılığıyla yapmaya çalıştığımız şey de AKP özelinde Müslümanların aymazlığına işaret etmektir..Bugün gerçekten daha belirgin bir sınıflaşma söz konudur..Dün iktidardan uzak tutulanlar, şimdi zafer sarhoşluğu yaşıyorlar, hem de geldikleri yeri unutarak ve en kötüsü de ideallerini arkaya atarak. Bütün bunları dile getirmek arabesk önermelerden bir demet olarak görülmemeli, tabii ki bana göre..Keza hemen burnumuzun dibinde yaşanan mağduriyetleri, düşünsel savrulmaları görmezden gelmek de işimiz olmamalı..Sonuçta hem kendimize hem de dostlarımıza uyarı yapmaya çalışıyoruz, hepsi bu..Nemelazımcılık bize yakışan bir şey olmadığına göre..
Tartışma nerden nereye..Selam ve dua ile..

S Selahattin Baybars 01 Ocak 2012

KURAN A GÖRE DÖRT TERİM:

DİN, İLAH, İBADET, RAB

İslam ile demokrasiyi karşılaştırarak basit bir şekilde anlatalım.

BİSMİKE ALLAHÜMME…

*İslam da YASALARI Ehli Hal ve’l-Akd : İslam meclisinde Allahın hükümleri fakihler tarafından konulur, Demokraside hevalarına göre yasa konur (BM veya beyaz saray, tbbmm gibi örnekler çoğaltılabilir)
*İslam da HÜKÜM Allah’ındır, Demokraside hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir.
*İslam da MAL MÜLK ÖZGÜRLÜĞÜ yoktur, fuhuş yaparak zina yaparak, içki satarak, sömürerek haram bir şekilde mal mülk edinilmez, Demokraside mal mülk edinme serbestliği var.
*İslam da FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ yoktur, muhkem naslara aykırı kanun düzenlemez veya mesela ahlaksızlıkla ilgili kanun da çıkarılamaz . Demokrasi de zinaya serbestlikle ilgili, homoseksüellikle ilgili vs sapık kanunlar bile çıkartılabilir.
*İslamda EŞİTLİK yoktur, demokraside ise zina yapan ve yapmayan, alim ile cahil, kafir ile mümin eşittir.

DİN : Bir hayat tarzıdır, yukarıdaki gibi demokrasideki hayat tarzını sistemini benimsersen hayatın (demokrasi) dinindir. ŞİRK

İLAH: İlah her alanda otorite sahibi, İslami otoriteyi seçmezsek, demokrasiyi ilah edinmiş oluruz. ŞİRK

İBADET: İbadet ve kulluk EMİRLERİ dinlemektir, yerine getirmektir. İslamın emirlerini değil de, beşerin emirlerini dinlersek, beşeri sistemlere ibadet ve kulluk yapmış oluruz. ŞİRK

RAB: Sahip,Terbiye edip eğiten, yarattıklarını belirli bir programa uygun olarak bir takım hedeflere götüren, tekâmülü programlayıp yöneten demektir, İslamı değilde demokrasiyi seçersek bizi demokrasi eğitmiş olur, sahibimiz demokrasi olur, Rabbimiz de demokrasi olur. ŞİRK

Bu gün ŞİRK İÇİN TÖVBE ETTİN Mİ?

Şimdi iman “La” ile başlıyorsa -demokrasiden tarafı red etmeden iman başlamıyorsa- tagutu reddetmeden iman başlamıyorsa demekki İslama sıkı sıkı sarılacağız, demokrasinin gereği gibi yaşamayacağız, tagutlardan tagut beğenmeyeceğiz, yoksa yaşadığımız gibi iman etmiş oluruz.

*Lafı şuraya getireceğim, tagutlardan tagut olan sistemi konuşuyoruz , sentez bile değil demokrasi tek ilahını konuşuyoruz ilginç.(son yorumcu:kemal sentez) konuştuğumuz sentez bile değil. :)

K K.S... 01 Ocak 2012

Zorlamalarla kendimize ideolojik çemberlert çizmek ve o çemberin içierisinden bulunduğumuz dini ve dünyayı biçimlendirmek... Varolan kavramları insanlara zorla tepeden inme uyarlamaya çalışmak.. İslamı 4terime mahkum bırakmak... Selahattin kardeşim kusura bakma ama önerdiğin ve uyarladığın şeyler düşünme ve üretme eylemi farzını tıkayan ideolojik donelere dönüşmektedir. Din 4 terimden ibaret değildir. DİN=İDEOLOJİ hiç değildir. İdeoloji ve siyaset dediğin şeyde insan türetmesi kavramlar diye sıkıştıracaksak ideolojive demokraside aynı kefeye oturuyor. İdeoloji ve dini siyasi sistematiğe tuttuğunuzda insanları siyesi akidelerine göre cennete girecekler ve giremeyecekler gibi saçma bir anlayışa itmiş oluyorsunuz. Milli görüş çizgisindeki açmazları hatırlayınız. İslamin bizlere önerdiği hayat tarzını bireysel önecellemelerimiz ve sistematikleştirmeye çalıştığımız toplumsal kavramlarını sosyallşetirmeye ve kurallaştırmaya çalışmak hukuksal bir olaydır. Ancak bunu siyasi bir olay olarak anlamaya başladığınız anda işin rengi değişir. O zaman kitapta Allahın insanlar için yönetim bilimi açısından hangi sistemi önerdiğini aramaya başlarsınnız. Karşınızada meşveret haricinde ve yazılı sözleşmeler haricinde birşey bulamazsınız. Yaşadığınız sistemi hukuk değil siyasi açıdan İslamlaştırmaya başladıkça aynı 4terimde açıkladığınız gibi ovar şu yok dediğinizde FAŞİZMe kayan uygulamalarla karşılaşmayacağımızdan şüphe yoktur. Benzer örnekleri İran İslam Devrimini takip eden 30 yılın izinde aramak mümkündür. Hukukla siyaset biliminin farklarını ve yaşam anlayışılarını doğru ortayakoymak gerekir. Uygulanması gereken ve uygulanabilir islami hukuk normlarının bizim için hayırlı olanla beraber adalete götürmesi gerekir ve bundan da şüphe duyulmaz. Asıl bundan şüphe duyduğumuz anda müminlikten müslüman safına doğru bir iniş gerçekleştirmiz oluruz. Hukukun doğru ve güzel örneklerini yaşam örnekliğimize oturduğunda meşveret örnekliği ile beraber düzgün bir sosyoloji vermeye başlayabiliriz. Bu düzgün sosyoloji bizi doğru bir koordinasyon ve organizasyonla bir sistem itkisine itebilir. Bu potansiyel kinetiğe dönüştüğü zaman ancak İslami bir sistem örneğinden bahsetmemiz mümkün olacak..
Yoska tepeden inmeci babam olsa karşıyım arkadaş.. Olamaz olmamalı olmamıştırda....
Bilmem anlatabildim mi vesselam ..
Selam ve dua ile

Y yolcu 01 Ocak 2012

Sayın KS : yazınızdan sizi siyasal islamcı diye etiket takılan insanların sıkıştırdığını sizinden bundan muzdarip olduğunuzu , herşeyin siyasal islamdan ibaret olmadığını , meşveret alanındada bayağı geniş olduğunu dillendirdiğiniz anlıyorum. Yanlış anlamamışımdır inş.

Efendim kelimelerin ilah, ibadet, din, rab ve şirk kelimelerinin kendilerine has fonksiyonları ve önemi vardır sizin kullandığınız “meşveret” ve “herşeyden dört terimden ibaret değil” sözlerinizinde kendine has fonksiyonu özelliği vardır en azından geniş bir penceden baktığınızı düşündürttürüyor insana, ama hangisi daha acil veya çok önemli…

Muhtemelen dört terimi anlatan kardeşimiz dört terimi anlayan “Lailahe illallahı” da anlar ve böylece Kuranın temel kaidesini de anlar , en azından şirk koşmamaya dikkat eder diye yazmış.
Allah razı olsun güzelde yazmış…

K S kardeşim Allahın Hukuku ile hükmetmeyenler Allahın siyaseti ile de hükmedemezler veya Allahın siyasetini de anlayamazlar Çünkü Rabbim iki kollu bir terazi yapmış ve demişki terazinin bir tarafında Allahın Hukuku/hükmü ile hükmetmeyenler diğer tarafında Kafirler var. Rabbimin siyaset terminolojisinde böyle sınıflandırılıyor Kafirler diye. Bu kadar basit belki faşistçe ama bu kadar net. Rabbim böyle diyor.

Allah, faiz alan Allah ve Resulüne savaş açmış gibidir derken faiz alma amelini hukuki muamelesini imana sizin anlayacağınız dilde söylersek siyasete rucu ederek , düşman yerine koyarak hukuk ile siyaset arasında ayrım yapmıyor. Basit bir işlem insana din ile şeriat arasında ayrım yapmaması gerektiğini bize hatırlatıyor. İmanı ile ameli arasında ayrım yapmaması gerektiğini hatırlatıyor.

Maide suresi 72 ayette “Allah üçün ücüncüsüdür diyenler kafir oldular, onlara CENNET i haram kıldım” ayetine istinaden sırf böyle kısa ve basit bir cümleyi söyleyip hıristiyan dünyasını bu sözlerle yönlendirenler kafir oluyorlar o kadarda dünyayı imar etmişlerdi. Meşvereti canlandırmışlardı -hristiyan dünyası- ama asıl dikkat edilmesi gerekenlere dikkat etmemişlerdi, Allaha şirk koşmamanın anlamını öğrenmemişlerdi.

Şimdi beni şirk konusunda uyaran bunlarıda dört terimi kullanarak güzel bir şekilde anlatan kardeşimimi dinleyeyim, yoksa din bunlardan ibaret değil her şey dört terimden ibaret değil meşveret alanında yaşabilirsin diyen kardeşimizi mi dinleyeyim.

Sonucta anlatılan cennet ile direkt alakalı ise çok dikkatli olmak lazım derim.

M matav 01 Ocak 2012

Din, İlah, ibadet, Rab..
Bu dört kavram aslında insan ve ondan mürekkep toplukların anlam dünyasını ihata etmesi gerekenlerden.. Ne birey ve ne de toplumlar bu kavramlardan bağımsız kendi varlık sebeplerinin neliğini ortaya koyamazlar; aksi bir durumda bu dünyaya özgü ne ile itap edildikleri ve ama bu dünyada ama ahrette ne ile tecziye edilecekleri de ortada..
Din denilince anlaşılması gerekenleri tekrarlamak Müslüman bireylere zul gelmeli bana göre..
İnsanın yaratılış sebebinin dinamiklikleri o kavramda izah buluyor çünkü..Diğer kavramlar için de böyle..İlahsız, Rabsiz ve ibadetsiz bir Din düşünülebilinir mi?
Müslümanlar olarak böylesi kabulleri olmayan bir insanı bile düşünemiyoruz biz..
Ateist olduğunu söylese de septik vs. olsa da böyle
Lakin öyle bir dünyada yaşıyoruz ki hakim güçlerin oluşturduğu baskın kültürden dolayı kendimizi bu kavramlarla tanımlamaktan kaçınır olduk artık..Kemal kardeşimizi tenzih ederek söyleyelim ki; hepsi birer slogan,hepsi reel-politikle bağdaşmayan, bireysel olarak belki ama toplumsal işleyiş açısından çözüm önermeyen kavramlar olageldiler. Bireysel olarak derken Laisizmedir vurgum.. Çünkü onu içselleştirmiş akıl ve yönetici paradigmalar din gerçekliğinin Allah-kul arasında sıkışıp kalmasını; toplumsal, siyasal ve ekonomik tezahürlerinin olmaması gerektiğini telkin edip durmaktadırlar bize..Din yerine bütün dünya yani Birlemiş Milletler ve onun karakolu Nato tarafında inşa edilmeye çalışılan şey de demokrasi! Ortadoğu için biteviye gündeme getirilen yönetim biçimi bundan başka bir şey değil ki!
Yılların alimi, lideri olanlar bile işe “Yaşasın demokrasi!” diyerek başladılar..
Bunun sebebi de Müslümanların, özelde âlim ve liderlerin hazırlıksız oldukları, inançların gereği olarak toplumsal yönetim projesi hazırlayamadıklarıdır. Geçmiş deneyimlerin tutarsızlıkla sonuçlanması, tek adamlığı, monarşizmi öncelemeleri sebebiyle telaffuz edilmeleri bile netameli işlerden olageldi..
Bugüne dair acul çözümler bekleyen biz Müslümanlar da insan sağlığına zararı tescillenmiş yani genetiği değiştirilmiş eldeki kalitesiz ürünlerden müteşekkil un ve şekerden ve bir dolu kimyasallarla güya arındırılmaya çalışılan sudan helva yapalım derdine düşüyoruz ki bu hamurdan da zaten çıka çıka ancak demokrasi çıkmaktadır..
Helva yapma ameliyesine girişen Müslümanların içine düştüğü durum da ortaya çıkan mamulün kaliteli, birey ve toplumlar için vazgeçilmezlerden olduğunu ispat etmeye çalışmaktan başka bir şey değildir..Vakıadan hareketle çözüm üretirken, eylem ve düşünce bazında vakıaya teslim olduğumuz ortadadır..Bu hengame içinde asıl olan birbirimiz anlamaya çalışmaktır; zaten kafamız karışmış,zaten anlam dünyamız tahrip edilmiş bir de biz birbirimize durmayalım ama gelin görün ki temel dinamiklikler konusunda müteyakkız kalmaya çalışanlar basiretsiz, bilinçsiz ilan edilmektedirler..

H hicret 01 Ocak 2012

http://www.islamvehayat.com/yazar_98_23_TEVHID-VE-SIRK-UZERINE.html
YUKARIDA Kİ LİNKTE DE DÖRT TERİM AÇIKLANMIŞ

K k.s. 01 Ocak 2012

4 terimle ilgili karşı çıkış yok. Sümme haşa böyle bir kelime etmek haddimize değil.Anlatılmak istenenle anlatılanın karşı taraftan anlaşılmadığında iletişim meydana gelmiyor. Olayı sadece buraya indirgeyerek din algısını sistematikleştirmeye çalışmak üzerine eleştiridir bu. Eleştiride bu kavramları sloganlaştırarak bir sistem tezahürü oluşturmak üzerine. Kavramlar üzerinden konuşmak ve literatür aktarımını yapmak en kolay olanı. Kopyala yapıştır link ekle tamam. al sana düşüncede kopyacılık. Eleştirdiğimiz zatende bu.4terimi veya yoldaki işaretleri okumadık mı ki veya hiç gündemimize almadık mı ki fikir teatisi üzerine sansür çekmek gibi hemen yaftayı yapıştırmak.. zaten eleştiri usule karşı..
Bu usul işte insanları selefleştirmeye doğru götürmekte. Yazdıklarımın Mustafa Ağabeyimizin yazdığı ve yorumlarıyla da alakası yoktur. Onun verdiği cevaplardaki üslup ve anlatabilme teşrifleri için teşekkür.
Genelden özele çekildiğinde düşüncenin tekamülü üzerine konuşmaktır amaç. İlahın insana verdiği kulluk görevinin ve bilincinin Doğal açılımıdır bunlar. Yoksa müşterek noktalarımız eksik değil fazladır. Bakış açılarımız ve ön kabulümüz farklı bile olsa. Sonuçta biz kendimizi müslüman diye de tanımlasak toptan hepimizi aynı otobüste İslamcı diye tıkıveriyorlar. Siz ne yaparsanız yapın. Fark eder mi? İster en radikalinden ya da en kallavi fundementalinden olsun... 3 kuruşluk dünyada 6666 ayet ve binlerce terimden bahsetmemiz gerekirken.. Öyle değil mi.... Ve kendimizi en doğrusu ve en mükemmeli zannetmek. Aslında en büyük tehlike bu.. Tartışırken ve konuşurken üslubumuzu kaybetmek... Tekamüle karşı çıkmak... Herşeyi sabitlemek ve dünyayı kendimizde ve kendi fikirlerimizin etrafında döndüğünü zannetmek... Al sana egoizmm..
Bütün izmlerin ve ideolojilerin içindeki bencillik ve ötekileştirme duygusu.. Benim karşı çıktığım şey bu..
Dini ideolojik bir metin olarak değil, bir felsefe metni hiç değil....
Allahın yarattığı mekanik bir biyoloji olan insanoğlunun biosunda varedilen temel bilgilerin haricinde kabul edeceği hangi işletim sistemini seçmesiyle ilgili bir yaşam süreci. İşletim sistemine nasları yerleştirdiğinizde sisteminizin kitlenmemesi ihtimali daha az. Değişkenler sürekli değişsede....
Bilmem anlatabildim mi vesselam.....

A Ahmet Örs 01 Ocak 2012

çok güzel bir yazı. insana ve onun acılarına dokunuyor. hayata el veriyor. islamcıların açmazlarını orta yere seriyor. tebrik ediyorum mustafa abiyi.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Mustafa ATAV — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.