İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Erhan TOPRAK
Erhan TOPRAK
06 Temmuz 2012

Sorumsuzluktan Rahatsız Olmak

Toplumsal erozyona karşı sadece söylem geliştirerek bir yere varmanın mümkün olamayacağı açık. Pratiği olmayan hayata yansımayan tahliller, değişik çözümlemeler gidişata sadece seyirci olur. Pratiği olmayan “iyi”ler; çabası, gayreti ve pratiği olan “kötüye” yenilecektir. Allah sünnetullahını işletecektir. (4/104-140) Kötüye, kötülere seyirci olmak Müslüman kimliğe yakışmaz.

06 Temmuz 2012 4 dk okuma 1,8B okunma
100%

İnsan olmak, sosyal bir varlık olmayı zorunlu kılar. Bir de Müslüman olma iddiası varsa sorumlulukları kat be kat artacaktır. Çünkü Müslüman sadece kendi adına yaşayan değildir. İnsan olarak yaradılış gayesi ona, sorumluluklarına karşı teyakkuz halinde olmasını telkin etmelidir/edecektir.

Peki, olmak ama ne olmak,

İnsanlık için çıkarılmış en hayırlı ümmet olma yüceliğine talip olmak….

İnsanlığın/kendinin çıkmazlarına dönük çözümler üretme iddiasında/derdinde olmak…

Vahyi hayatın merkezine alarak istikamet bunalımı yaşayan kendine/toplumlara kılavuzluk etmeye talip olmak…

Örnek olmak, şahit olmak sevdası ile önde olmak…

Böylece kendinin ve toplumun felahı ve inşası için kendi rahat ve huzurunu Allah’a rehin vermek,meşakkate talip olmak

Hakka ve hakikate ulaşmak bir bedel üzere olacaksa /ki o mutlaktır/ bedel ödemeye de hazır olmak. (Bugün bedel, hayır için “vakit ayırmak” olsa gerek)

Müslüman kendini, kendine yaşayan insan değildir, kendi özelinde kendini boğamaz. Bütünüyle kendine has dünyası özeli olmaz, olamaz. Etrafına ağlar, erişilmez duvarlar öremez. Bunlar çağın zinciridir, kurtulmaksa erdeme talip olmaktır.

Toplumsal yapı içinde kendisi ve sevdikleri modernitenin kandırmacasına kurban giderken Müslüman, seyirci de olamaz. Dünyevi hesaplar, ailevi ilişkiler, ekonomik beklentiler şeytan üçgeninde ömrünü çürütemez. Zaten modernite yaşamları, duyguları, kaygıları bir bir yere sererken Müslüman, Allah’ın razı olmayacağı oyalanmalarla kendini mutlu hissetme kandırmacasına dalamaz.

Popüler kültür insanı meta’ya çevirirken mana’yı önceleyen kul’lar kervanına katılacaksın. Bu kervanın yolcusu olmak ilkeleri belli olan bir manifestoyu onaylamayı gerektirir. Öncelikle toplumla ilişkilerde kar-zarar hesabı yapmayacaksın “yararlı” olanı değil “değerli” olanı öne alacaksın. Kimselerden bir şey beklemeyeceksin, istemeyeceksin kapitalist sistem her şeye “fayda/çıkar” gözüyle bakar sen Müslüman olarak “hayır/ecir” gözüyle bakacaksın. Bütün bunlar kolaylıkla olabilir mi?

Bunları başarmak için ilk önce kendine/topluma talip olma fikri önde olmalı. "Çabaladık olmuyor, ne yaptıysak beceremiyoruz, elimden gelen bu” sızlanmalarını bir kenara atmak gerek.

Zaman, eski zamanlar değil şimdilerde, insanlar “gerekli” olana değil “yeni” olana ilgi gösteriyor. Toplumsal anlamdaki çöküntüyle değil ekonomik büyümeyle ilgilenmek daha bir hoşa gidiyor rakamlara endekslenmiş muhabbetler gündemler işgal ediyor.

Toplumun dönüşümünde belirleyici olması gereken İslamcılar/Müslüman’lar olmayınca magazinciler oluyor. O vakitte modernitenin istediği çağdaş toplum olma yolunda (!) ilerlemeler/yozlaşmalar tavan yapıyor.

Bir toplumu magazin kültürünün içerisine çekerseniz onu tepkilerini, sevgilerini, değerlerini ve hedeflerini de kontrol altına alırsınız. Böyle bir toplumun muhalefet etmesi onurlu tepki vermesi zor hatta tepki vereni desteklemesi ve taktir etmesi bile imkansızlaşır işte böyle bir toplum güdülmeye ve sömürülmeye hazır hale gelmiş demektir.

Resim böyleyken ne yapılabilir?

Toplumsal erozyona karşı sadece söylem geliştirerek bir yere varmanın mümkün olamayacağı açık. Pratiği olmayan hayata yansımayan tahliller, değişik çözümlemeler gidişata sadece seyirci olur. Pratiği olmayan “iyi”ler; çabası, gayreti ve pratiği olan “kötüye” yenilecektir. Allah sünnetullahını işletecektir. (4/104-140) Kötüye, kötülere seyirci olmak Müslüman kimliğe yakışmaz. O zaman…

Müslüman olmak kolay ama kalmak çaba ister. Her şeyden önce sonlu olan dünyayı değil sonsuz olan ahirete talip olma bilgisi, bilince dönüşmeli.

Modern yaşamın dillendirdiği “eski olan kötüdür yeni olan daha makbul” dayatmasına “ihtiyaç ve mecburiyet” kandırmacasına aldanılmamalı.

Cemaat ruhu, modern yaşamın bireyselliği ön plana çıkarmasına karşın “inadına” bir disiplin üzere ayakta tutulmalı.

Bireysel sosyal, siyasal, kültürel ve düşünsel gelişim “ahlaki boyut öne” alınarak aralıksız devam ettirilmeli.

Modern dayatmaya inat sade ve mütevazi yaşama önem verilmeli (Sadelik, pespaye yaşamak olarak da anlaşılmamalı)

Haram-helal dengesinin gözetilmediği bu zamanlarda bu hassasiyetleri öncelikle korumak şiar haline gelmeli.

Enformasyonun insan üzerindeki etkisi malum. Kitle iletişim araçlarını adına yakışır şekilde “araç” olarak kullanmak ve etki alanlarına girmemeye azami gayret etmek önemli. Aksi halde tv, bilgisayar ve çocuk emziği gibi yanımızdan ayırmadığımız telefonlarla sanal alemin bir parçası olmak işten bile değildir.

Okumalar, Müslüman’ın imanının artmasına katkı sağlamak için olmalıdır. "Derinlikli okumak derinlikli imanı ortaya çıkarır/çıkarmalıdır." bir mesele yüzeysel bilinirse sığ bilgi olur o vakitte bilgi sahibine sağlamlık/ruh vermez.

Kur’an, Peygamberlerin hayatlarından kesitler verirken toplumlarının içerisinde bireysel şahitliklerini anlatır. İbrahim Peygamberimiz bir yerde kulluğunu ifa ederken, Lut peygamberimiz de başka diyarlarda üzerine düşen sorumluluğun şahidi olmuştur. Yani her biri bulundukları ortamda yapması gerekeni üşenmeden-ertelemeden yapmıştır. Bugün Müslüman’ın yapması gereken de “anın” şahidi olmaktır.

Müslüman olmak dil ile olmuyor ilişkilerde “dil” incitmek üzere değil, sevdirmek üzere olmalı özellikle “kardeşlik hukuku” algı biçimimiz ıslaha muhtaçken…

Kur’an'ın ilk ayetlerinde rabbimiz “..gördün mü..?” sorusunu bize soruyor/sorduruyor ve görmemiz gerekenleri sıralıyordu. (96/9,10)

Kur’an’ın “kör” dediklerinden değil “gör” dediklerinden olmak sorumsuz, ruhsuz, duyarsız yaşamak istemeyen yüreklerin işidir.

Her şeyin en doğrusunu bilen yalnızca Allah’tır. 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 7

O Okuyucu 01 Ocak 2012

Erhan kardeş okuyanı hakikaten bir şeyler yapma gayretine yönelten yazılarınızı daha sıkça okumak istiyoruz. Allah razı olsun.

S s.a. 01 Ocak 2012

ekileyici düşündürücü bir yazı.bu dünyaya kör kalanlar ahirete kör uyanırlar.uyanıklık etkisi veren makaleniz kalplere seslenmiş.elinize sağlık

M mehmed CAN 01 Ocak 2012

“Allah gece ve gündüzü evirip çevirir. Hiç şüp­hesiz, bunda basiret sahipleri için birer ibret vardır.”(Nur-24/44)

İnsanlar, yaratılışla ilgili bu kanunlara karşı aciz­dirler. Bu kanunları değiştirmeye güçlerinin yetme­yeceğini bildikleri için, isteyerek veya istemîyerek bu kanunlara uyum sağlarlar. Yapacakları herhangi bir işi, bu kanunlara uygun olarak yaparlar. Bu kanun­lara uymazlarsa, bu kanunları dikkate almazlarsa, yaptıkları işten netice alamayacaklarını bilirler.

Çiftçilikte uğraşan bir insan, bilerek veya bilmiyerek tohum ve toprakla ilgili kanunlara itaat eder. Her tohumun her toprağa ekilmeyeceğini, hangi to­humun ne zaman ve ne kadar derinliğe ekilmesi ge­rektiğini bilir ve bütün bunları dikkate alır. Bunları dikkate almadığı zaman çalışmalarının boşa gidece­ğini bilir. Yazın ekilmesi gereken bir tohumu “Yazın havalar sıcak olur!” diyerek kışın ekemez. Çünkü karşı karşıya bulunduğu kanunlar, onun keyfine gö­re değişebilecek kanunlar değildir. Bu kanunlar ona uymacağı için, kendisi bu kanunlara uyar.

Diğer işlerde de durum aynıdır. Mesela demir serttir ve ısıtılınca yumuşar. Bu olay demiri yaratan Rabbimizin, demirle ilgili bir sünnetidir. Elindeki de­mire şekil vermek isteyen demirci, demiri yumuşatabilmesi için bu sünneti dikkate alması ve demiri ısıtması gerekmektedir. Aksi halde soğuk demire ne kadar çekiç sallarsa sallasın, istediği neticeye ulaşa­mayacaktır.

Şanı yüce Rabbimizin insan ve toplumlarla ilgi­li sünneti de vardır. Herhangi bir insanın sapıklığı veya hidayeti, Sünnetullah istikametinde vuku bul­maktadır. Kim ne yaparsa, nasıl davranırsa hidaye­te mazhar olur, bu Sünnetullah ile ilgili ayet-i keri­melerde beyan edilmektedir. Bunlardan birkaç tane­sini zikredebiliriz.

“Kim Allah’a iman ederse, onun kalbini hida­yete yöneltir..”(Teğabün-64/11)

“Gerçekten onlar, Rablerine iman etmiş genç­lerdi ve biz de onların hidayetlerini artırmıştık.”(Kehf-18-13)

“Allah dilediğini buna seçer ve içten kendisi­ne yönelenleri hidayete eriştirir.”(Şura-42/13-)

“Allah bir topluluğa hidayet verdikten sonra, onlara korkup-sakınacakları şeyleri açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir.”(Tevbe-9/115-)

“Allah’ın ayetlerine inanmayanları Allah hi­dayete ulaştırmaz ve onlar için acıklı bir azap vardır.”(Nahl-16/104-)

“Gerçekten Allah, yalancı, kafir olan kimseyi hidayete eriştirmez.”(Zümer-39/3-)

İnsanların hidayetine veya sapıklığına ilişkin Sünnetullah olduğu gibi, toplumların durumu ve akibetiyle ilgili Sünnetullah hükümleri de bulunmakta­dır. İçinde bulundukları topluma karşı duydukları so­rumlulukla bazı çalışmalara yönelen kimselerin, toplumlarla ilgili Sünnetullah’ı mutlaka ve mutlaka bil­meleri ve dikkate almaları zorunludur.

Fakat ne yazık ki, halkında müslüman olan bir­çok üikede İslam adı altında ortaya çıkan çalışmalar­da bu Sünnetullah’tan kaynaklanmayan ve bu Sün­netullah’a zıt olan eylem biçimleriyle karşılaşılmakta­dır. Toplumlarla ilgili Sünnetullah’ı bilmiyen ve dikkate almayan bu İnsanlar, soğuk demire çekiç salla­yan demirci gibidirler. Sünnetullah’ı dakkate alma­dıkları için çalışmaları neticesiz kalmakta ve netice­siz kalan bu çalışmalar ne yazık ki günümüzde de devam etmektedir. Bu kişi ve grupların, toplumlarla ilgili Sünnetullah’ı idrak etmeleri, çalışmalarına ve eylemlerine bu Sünnetullah’ın ışığında yön vermele­ri gerekir. Çünkü tevhidi mücadelede bizlere örnek olan bütün peygamberler, toplumsal çalışmalarında bu Sünnetullah’a göre hareket ediyorlardı. Cahili bir toplumda tevhidi mücadeleyle görevlendirilen bir­çok peygamberin, cahîliye mensuplarına ilettikleri davet ve bu daveti iletirken gösterdikleri tavır, Sün­netullah gerçeğinden kaynaklanıyordu.

Şüphesiz ki peygamberlerine yol gösteren şanı yüce Rabbimiz, bu peygamberlere sünnetine uygun bir yol gösteriyordu. Peygamberlerin yoluna talip olan günümüz müslümanlarının da bu sünneti bil­meleri ve bu sünnete göre hareket etmeleri gerek­mektedir.

Tevhidi yol, Sünnetullah’a uygun olan bir yol­dur. Sünnetullah’a uygun olan bu yolda bulunabil­mek için elbetteki Sünnetullah’a uymak zorunludur. Netice olarak Sünnetullah bizim arzu ve isteklerimi­ze göre değişmeyeceği için, bizim Sünnetullah’a gö­re değişmemiz ve Sünnetullah’a göre hareket etme­miz gerekmektedir.
M Alagaş..

S S.A. 01 Ocak 2012

Allah razı olsun pratiğe dönük bir yazı olmuş malı-meli türü yazılar bir tat vermiyordu.

H hikmet 01 Ocak 2012

makale çok yerinde uyarılar içermiş böyle yazıları daha sık görmek isteriz.mehmet can beyefendi makaleye yorummu yazmış makaleye ek mi yazmış anlaşılmıyor.yine de makale kadar uzun yorumu güzel buldum.

M mehmed CAN 01 Ocak 2012

Hikmet kardeşime dua ve sevgilerimle... Beğeniyle okuyup istifade ettiğim,Erhan Toprak kardeşimin yazısına katkı olur umudu ile paylaştığım,gerçekten makale kadar uzun olan iktibas etmiş olduğum yazıya sabırla ve beğeniyle okumuş olmana bende çok sevindim.Umarım sabırla okuyabilen diğer kardeşlerimde,senin güzel ismin gibi bütün yazıların kast edilen hikmetini kavrama(mız)ları duasıyla...Herkesin ramazanını tebrik eder hayırlı amellerinin bereketlenmesini ve Rabbim katında ecirlerini ziyadesiyle bulmaları dua sıyla...Allah’a emanet ve teslim olun i.n.ş.

E ersin köseoğlu 01 Ocak 2012

Sayın erhan Bey
Sorumluluk amaç ise şayet, mail arresim; [email protected] mail adresime ulaşırsanız 8 sayfalık bir çalışmam var. ve ben davet ediyorum:
hAYDİ BUYRUN SORUMLUĞA.
Tabi rahatsız etmekten rahatsız olmayacaksanız.....
hayırlı günler.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Erhan TOPRAK — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.