İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Hüseyin ALAN
Hüseyin ALAN
26 Şubat 2010

Tevhidî Standart

Zalimler arasında yerli-yabancı, doğulu-batılı ayrımı, doğru bir ayrım değildir. Zalim olmakta ortak özellikler taşıyan herkes, her devlet, her grup ve her toplum aynı tepkiyi görmelidir. Hatta zalime yardımcı olanlar, zalime destek verenler, zalimin işlerini kolaylaştıranlar ve zalime ortak olanlar da, zalim hükmünde muamele görmelidirler. Allah da mümin kullarından bunu istemekte değil midirler?

26 Şubat 2010 5 dk okuma 6,1B okunma
100%

Bilindiği üzere Müslümanlar tartışarak, farklı açılımları ortaya sürerek doğrulardan daha doğruya ulaşacaklardır. Bu bağlamda fikri-teorik-pratik amaç taşıyan tartışmaları, sistematik kapsamda olanlarının, henüz açıkça da dillendirilemese de alavere dalavere çevirenleri veya görüntüye aldananları açığa çıkartması açısından da olumlu görüyorum.

ZULÜM terimi, yaygın manada,  günlük hayatta başkalarının haklarının elinden alınması olarak anlaşılsa da, terime anlam veren asıl içerik Allah ve Allah’a ait olan hakların, tuğyan etmiş birileri tarafından gasp edilerek topluca insanları, nassın dışında kurallarla yöneten ve otoritesini bu yolla meşru gösterenlerin halini tasvir eder. Kur’an buna şirk diyor ve bunu en büyük zulüm olarak niteliyor.

Müslümanlar elbet zulmün her türlüsüne başkaldıracaklar, itirazlarını dillendireceklerdir. Bir anlamda Müslümanın varlığının gerekçesi budur. Şu farkla ki; her türden başkaldırı, esasa yönelik amaç taşıdığı zaman, tüm zulümleri ürettiği ve zalimleri desteklediği için tağuta yönelik siyasi çerçeve taşımak ve bu çerçevede hareket etmek kaydıyla anlamlıdır.

Yani öncelik, Allah’a başkaldıranlara başkaldırmak, dolayısı ile insanları Allah’ın yolundan alıkoyan yetki ve otorite sahipleri ve onların yardımcıları olan zalimlere verilmelidir. Diğer zalimler, büyük zulüm ortamında zalimlik yapma fırsatı elde etmektedirler de, onun için.

“Zalime meyletmeyin yoksa size de ateş dokunur…” ayetini bir kez daha hatırlayalım.

Şimdi, buradan hareketle kısa da olsa bir siyasi tahlil yapalım: TC devleti, bir “devlet projesi” olarak kendini yenilemekte, kendi kurumlarını da bu yeniliğe destek vermesi için zorlamaktadır. Her yerde ve her zaman olduğu gibi, bu gibi toplumsal-siyasal değişikliklerde, reform hareketlerinde, eski yapı alışkanlıkları ve sahipleri ile yeni yapıyı kuracak ve sahiplenecek olanlar arasında çatışmalar olacaktır. Bazen zor bazen kolay, bazen uzun bazen kısa devrelerle bu işler olur ve biter…

Arada “mağdur” olanlar, “yetki ve statü” kaybına uğrayanlar olduğu kadar, yeni durumda “memnun” olanlar, “yetki” ve “statü” kazananlar da olacaktır. Bu da olağan bir sonuç ve durumdur. Yeni yapı da olsa, dikkat edilmesi gereken “esas” gözden kaçırıldığında, Müslüman için söylenecek en hafif söz, gaflete düştüğü, dalalete saptığıdır…

TC kurulduğundan bu yana Müslümanlar, özellikle bilinçli olarak “Allah’tan yana taraf” olanlar, “paradigma dışı duranlar”, talepleri ve eleştirileri gereği öteden beri itilip kakıldılar, horlandılar, cezalandırıldılar ve tasfiye edildiler. TC bazı dönemlerde bile isteye, rejimin bekası gereği olarak “kötü hava koşulları” oluşturarak genelde tüm dindarlara, etnik aidiyet bildirip ulusal hak talep edenlere, ideolojik olarak rejim değiştirmek isteyenlere hep göz dağı verdi, onlardan önemli bulduklarını ve ciddiye aldıklarını da sellere sulara boğarak etkisiz kıldı.

Eski durumu ile “zulüm” timsali olan TC, sahici Müslümanlar nezdinde hangi gerekçelerle reddedilmiş ise, kendini ayarlamaya çalıştığı yeni durumda da yeni bir “zulmü” temsil edecektir. Eskinin sıkı siyasi-sosyal toplumsal politikası yerine yenilenmede hedef tutulan görece “özgür” toplumsal politikaları arasında, esas olarak bir fark olacak mıdır? Düne kadar itilip kakılan toplumsal grupların artık daha rahat hareket edebilecek olmaları, bu esası değiştirecek midir?

Yapacağı her türden reforma rağmen devletin asli kimliğinde, değiştirilecek olan anayasasının referansında, yeni kurucu iradesinin dayanacağı ideolojisinde bir değişme olmayacaktır. Çünkü, devleti bir değiştirenden veya dönüştürenden değil, devletin kendini değiştirmesinden, yeni duruma dönüştürmesinden bahsediyoruz.

Bütün olup biteceklerin varacağı sonuç, “tuğyan” temelinde oluşturulacak yeni anayasa ile görece garanti altına alınacak olan toplumsal grupların “haklarıdır”. “Hak” sahibi olmanın, “haklı taleplerde” bulunmanın ve “özgürlüklere” sahip olmanın içeriği, tanımını ve kabulü, bütün bunları onaylayacak “ideolojinin” onayından geçmesine ayarlı ve bağlıdır. 

Yani Müslümanlar, kendilerini önce sisteme, sonra da diğer toplumsal gruplara kabul ettirme adına, çok temel taleplerinden ve ilkelerinden vaz geçmek zorunda kalacaklar.

Kalabalıklara sevimli gelen nedir öyleyse; dün aşağılanan halk yığınlarının yeni şartlarda kurulacak iktidar yapısı ve bloğu içinde yer alabilmeler imkanı, rant ve iktidar paylaşımı, siyaseten “eşit” hareket etme hevesi. Oysa TC, eski durumu ile dünyanın yeni oluşumunda  yer alamazdı zaten mümkün olmazdı. Yenilenmesi gerekiyordu, yeni duruma ayak uydurması gerekiyordu ve olan biten de bundan ibaretti.

Kendilerinde bir özgünlük olmayanların, paradigma dışı bir iddia taşımayanların, olup bitenleri anlamaması ne kadar normalse, kendilerine lutfedilenler karşısında selam durmaları da o kadar normal sayılabilir! Hazin değil mi? Ne diyordu şehir efsanesi, biz bu filmi çok gördük! DP dönemi Menderes, ANAP dönemi Özal. AKP de onların devamı olarak övünmüyor mu?

AKP iktidarı ve ondan medet umanlar; Neo-liberal özgürlüklerin kazanımıyla elde edilecek siyaseten “eşitlik” karşısında, küresel kapitalist Pazar ekonomi-politiğinin toplum üzerine getireceği “kölelik” yükümlülüğünü gözlerden ırak tutarken, tüketim toplumunun kendine özgü işleyişi ile insan fıtratını toptan değiştirme gücünü hesap dışı saymaktadır. Olup bitenlerden habersiz ama düne kadar itilip kakılmış olanlar, kendilerine açılan “oksijen çadırı” ortamında yaşamayı zafer sayacaklar her halde!

Bu gibiler için AKP, düne kadar “sopa” yediğini, toplumda kendini “sığıntı” gibi hissettiğini düşünenler için despotik iktidarın yıkılacağı, “özgürlükler”den payına düşeni alacağı bir ortam oluşturmaktadır. Başkaları tarafından verileceğini sandığı “umudu” için kuyruğa girenler, köhnemiş bir rejimi çağdaşlaştırmak için uğraşan “kahraman”larını bulmuş gibiler! Ne diyelim, hayırlı olsun!

Zalimler arasında yerli-yabancı, doğulu-batılı ayrımı doğru bir ayrım değildir. Zalim olmakta ortak özellikler taşıyan herkes, her devlet, her grup ve her toplum aynı tepkiyi görmelidir. Hatta zalime yardımcı olanlar, zalime destek verenler, zalimin işlerini kolaylaştıranlar ve zalime ortak olanlar da, zalim hükmünde muamele görmelidirler. Allah da mümin kullarından bunu istemekte değil midir?

Zalimleri ayırmaya başladığımızda, tevhidi standartı yitireceğimizi, ölçüyü kaybedeceğimizi, hakikatın üstünü örteceğimizi bilmeliyiz. Ayrıca ümmetin düştüğü zillet halinin devamından da sorumluluk alacağımızı hatırlamalıyız.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 10

I ilyas metin 01 Ocak 2012

huseyn abi sagolasın,Zulum terimine tevhidi bir açılım getirdigin için.Rabbim basiretini artırsın selamlar

B bünyamin 01 Ocak 2012

zalimler ne yazıkki en büyük desteği kandırdıkları ve zülmettikleri halktan almışlardır.halklar yönlerini ve dimaglarını vahiyle doldurmadıkları ve adımlarına vahiy ekseninde yön vermedikleri taktirde kendi kendilerinin celladı olmaya mahkumdurlar. Allah razı olsun.

H hikmet erturk 01 Ocak 2012

Bu gibi topumsal dönüşümlerin ana öznesi herhalde insanlardır. Özelde ise bizim insanlarımızın böylesine çabuk dönüşüme uğruyor olması üzerin de de kafa yormak gerekiyor.Temeli çok öncelere dayalı kolayına geleni yapagelen bir din (tasavvuf)anlayışına sahip bir toplum içinde yaşıyoruz.Bir şekilde birçokları bu esintiden etkilenmiş.Bunları kırmak zor oluyor.Örneklilikler örnek direnişler breysel bazda bu ve az çok birşeyleri anlamış kesim üzerinde etki yaparmı bilmiyorum.Yani onları harekete geçirirmi burası biraz muamma.Belki günümüzde yeni geleşn yeni ayartıcılarıda iyi tanımak gerekiyor.Bu konuda yeni çıkan kavramlar üzerinde de dikkatli çalışmalar yapılmalı.İsamı yada bu dinin savunucularını kendierindenmişçesine yada kendilerin savunuyormuşçasına tümden yok etmeye çalışan bu kavram sahiplerine iyimserlik gösterilmemeli.İşin özün şuanda müslümaların kafaları ekonomik yada maddi olandan ayrışmış değil.Bu kafada hüseyin alan beyin anlatmaya çalıştığı islamın özünü açık arı duru islamı anlayacak durumda değil.Çünkü toplumların ph sı bu bilgileri alacak normda değil.Bitkilerde ortam toprak çok önemlidir.Bitkiler besin maddelerini toprak ph sı yani asit yada kieç durumu 6-6,5 gibi değerde en mükemmel alır.Eğer toprak ph sı sekizlerin üzerinde dokuzlarda ise ne kadar gübre verirsenz verin gübreyi almazla toprakta öylece kalır.Yani müslümanların ph sı bu değerlede ise siz istediğiniz kadar bilgi besin aktarın onu almayacaktır.Belki şu olabilir bilgiler birikir eğer bu müslümanların ph sı düzelir yada düzeltiir ise o bilgileri ilerde kullanabilir.Allah ö yüzden demiştir belki siz uyarın ister fayda veriyor olsun ister vemesin diye.Öğer bu iş böyle ise değişim için ortamında bilgi almak için uygun olması gerekiyor.Hüseyin Alan abi çok önemli konulara değinmiş kendimiz adına birşeyler aldık inşallah.Faydalı olacağı umudundayım.Allah razı olsun.

Ş Şükrü Hüseyinoğlu 01 Ocak 2012

İkaz yüklü önemli bir yazı. Allah razı olsun Hüseyin abi. Bugünlerde yaşanılan eksen kaymaları ve kırılmalar, bana Uhud Savaşı sırasında ganimet için nöbet yerlerini terk eden okçuların durumunu hatırlatıyor. Bugün tevhidî mevzileri terk edip muhafazakâr siyasetlerin ardına takılan Müslümanlar mutlaka yarınlarda bu hatanın farkına varacaklar, fakat o durumda kuvvetle muhtemeldir ki atı alan Üsküdar’ı geçmiş olacaktır.

M Mehmet Maksut 01 Ocak 2012

Degerli agabeyimin bu güzel yazısıından dolayı teşekkür ederim.

A Ahmet Örs 01 Ocak 2012

Selamlarımı sunuyorum abi;

1. Zalimlerin ayırt edilmesi evet mümkündür. Bu bütün toplumlar ve insan tipleri için geçerlidir. Türkiye’deki dönüşüm süerci mutlak manada yeni zalimler üretmek zorunda değildir, illa o sonucu doğurmaz. Fıtri olanı arayış kötü değildir.

2. Müslümanların yaşadıkları zaman dilimi asr-ı saadet değildir. Bırakalım moralleri yerine gelsin. açıp bakalım 28 şubat dönemi gazetelerini, midemiz kaldırmaz; o ne iğrençlikrtir!

3. Yeni imkânları değerlendirmek zorundayız. Göreceli olsa da özgürlüklerin bazı fırsatlar sunduğunu görmeliyiz. Peygamberimizin de yaptığı gibi kimliğimizi reddetmedikten sonra her olumlu durum bizim içim nimettir.

4. Müslümanlar arasında AKP iktidarından sonra tedirgin bir ruh halini baskın görmekteyim. unutmamalıyız, imtihan sürüyor. Moralleri yükseltelim: Büyük egemen geri çekiliyor, kapıya yüklenme zamanıdır!!!

M mehmet gündüz 01 Ocak 2012

Allah razı olsun Hüseyin abi.Allah bizleri inşallah sessiz kalarak, sizin de dediğiniz gibi zalimlerin işlerini kolaylaştıranlardan eylemez.

O Orhan Albayrak 01 Ocak 2012

'Lutfedilenler karşısında selam durmak’ya da yeni ılıtılmış islam. Vurgular ve düşüncede netlik içeren güzel bir yazı olmuş elinize saglık.

Ç çetin yıldırım 01 Ocak 2012

Yazıyı geç okuduğum için üzüldüm ama hiç okumamaktan yinede iyidir:).Hüseyin Abi yüreğine sağlık da neden bu kadar çok kırmızı çizgiler çiziyorsun bazen anlayamıyorum.Syasal Rejim,bir ülkede yöneten ve yönetilen diyaloğunun özelde halkın devlet karşısındaki hak ve özgürlüğünün bütünüdür.
Siyasal Rejimin ana kriteri herşeyi olmasada omurgası ANAYASA dır.Anayasa 1921 deki Teşkilatı esasiden beri ilk kez halka dönük,rejimin kurumlarını törpüler mahiyette olacakken neden bu denli sert bir eleştiri getiriyorsun ki?
Kemalizm eski haliyle dünya düzleminde var olamayacağı gibi!Klasik kuran okumalarından elli yıl önceki “kavram”çalışmalarıyla pasif siyaset geleneğiyle müslümanlar siyaset üretemezler miadını doldurmuş,zihinlerde nasır tutmuş zamanında ki yol aydınlatıcı özelliğini sadece bilgisellik üzerinde kalmış olan bu zihinsel açmazı aşmak zorundayız...Abi Allaha emanet ol..

G genç toprak 01 Ocak 2012

kalbin aynasını elbetteki akide amellerin söz metnine döküldüğü zaman anlamak kolaylaşacaktır.yerli sermaye yabancı sermaye ayrımına gitmek fakiri köleleştirmenin önüne geçemiyecektir.buda zalimin yerlisiyabancısı olmadığını gösterir.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Hüseyin ALAN — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.