ÜÇ MUSTAFA
Nasıl bir işti ki bu? Gönülle bedeni ayırmak, imanla ameli ayırmak değil miydi? O gönüle hükmeden, bedene de hükmetmeyecek miydi? Gönlünün efendisini bulan, bedenini kaç efendiyle paylaşabilirdi?
Sosyal medyada “ilginç” ve “hayal kırıklığı” nitelemesiyle okuduğumuz, aslında bizlerin hiç de şaşırmadığı ‘Ulustan Ümmete’ programını, ben de izledim. Sözler sahipleriyle gayet uyumlu ise, neden şaşırmalıydı ki? Ben de şaşıran onca insana şaştım doğrusu. Çok da mühimsemediğimiz bu programı anlatmayacağım tabi. Aslında yazı başlığı yeter demiştim ama neyse. Madem başladık, isterseniz devam edelim, o gece gördüğüm bir rüya ile.
(-Hayırdır inşaallah! Hadi anlatsana Fatma Kardeşim!)
(-Tamam tamam! Hayrınız karşı gelsin inşaallah. Nereden başlasam, bilmem ki!)
Merkezi bir yerdeydik. Çıkaramadım şimdi neresi. Hani her yer taş duvar. Mevsim sonbahar. Griydi taşlar gibi tüm yapraklar. Hatırlar gibiyim, bir zamanlar katrelerimi bıraktığım yer burası. Aynıydı çünkü taşlar. Onlar bana sitemdeyken, sessizce dökülüyordu yapraklar.
‘Alt tarafı taş işte!’ Denmiyor öyle! Her birine dokunmak, dokunup ağlamak istiyorum gecede. Öyle karanlıktı ki; gözlerimi gönlümün nuruna ayna yapmak istedim. Bu nur dört bir yanı ışıtsın diye. Zulmün geçici ışığını, bir günde köreltsin diye! Dünya, karanlıktan aydınlığa kavuşsun diye.
Bu ancak rüyalarda olurmuş ya!
Neyse!
Tam o esnada biri geldi. Bir kitabının ismi hafızamda sanki. Yahudileşme miydi, temayül müydü neydi? Neyse, bu yazarımızın gönlü uzaklardaki kıblesindeymiş, ama kendisi orada hazır ve nazır tazimdeydi. Aklıma bir ayet geldi...
“Sen bunu bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?”
‘O gençler de şaşar mıydı bu tazime’ diye, öyle aklımdan geçiverdi.
Heyhat!
Nasıl bir işti ki bu? Gönülle bedeni ayırmak, imanla ameli ayırmak değil miydi? O gönüle hükmeden, bedene de hükmetmeyecek miydi?
Gönlünün efendisini bulan, bedenini kaç efendiyle paylaşabilirdi?
- Efendim?
- ?..??..?
- Bu gönülle bu beden, elbet bir gün buluşur muydu? Bu büyük buluşma, nefisler birleşmeden evvel olur muydu?
- ?...?...?.
Ritüeli bölmemek için kenara çekildim ve uzakları yakın ediveren Kitabımı okumaya başladım. Subhanallah! Öyle şeyler yaşanmıştı ki Nemrut’ların, Firavun’ların huzurunda.
Onlarcası, belki yüzlercesi kırılan putlara sormak istedim. ‘İbrahim’in gönlü mü tutuyordu baltayı, yoksa eli mi’ diye! Nemrud’un ateşine, gönlüyle beraber yürüyen İbrahim’e, o ateş dokunamamıştı bile… Niye?
Ve sordum mağara ehline,
- Gönlü Kâbe’nin duvarını yükseltirken, İbrahim’in elleri Nemrud’un bahçesini mi suluyordu diye!
Çok kızdılar ve,
- Haşa! Bu ne çirkin bir yakıştırma, nasıl bir benzetmedir böyle! Deyince, hemen sözümdeki hatayı anladım, Estağfirullah mahcubiyetimle gömülüverdim olduğum yere. ‘Haddimizi aşan benzetmelerden, Allah’a sığınalım’, dedim kendi kendime.
Ya Yusuf! Dedim. Gönlünü mü attılar kuyuya, kendisini mi? “Şüphesiz nefis kötülükleri emreder” demişti ya! Gönlü zindana yürüyorken, bedenini Züleyha’dan kurtaran neydi? Gönlü bedenine, bedeni gönlüne zindan arkadaşı olmayacaktıysa, bu nasıl bir esaretti?
Peki, Musa’nın asası gönlünde miydi, elinde mi? Belki, elini koynuna koyması, gönlüyle bedenin birleşmesiydi. Bembeyaz aydınlık, bunun bir simgesi miydi? Musa’nın gönlü Tur’a çıkarken, bedeni Piramitlerin huzurunda tazimde miydi? Estağfirullah dedim, yine kendi kendime!
Bu düşünceler içinde, durmadan duraksamadan okuyordum ki, az ötedeki bir kalabalıktan gelen sesle irkildim.
- Gel bir sene sen bizim putlarımıza tazimde bulun, bir sene biz seninkine. Hadi gel sana en yüksek makamı verelim, en güzel kadınlarımızı da. Sana çokça mal da veririz ve altın da. Gönül de altın terazisi değil gerçi ama sen al bunları kiloyla ölç! Gel en zenginimiz sen ol. En itibarlımız, en şereflimiz sen ol. Gönlünü dilediğin yere sal, ama gel sen bizimle birlik ol! Gönlün kıblesini biliyorsa, böyle basit meselelere takılıp kalma! O bulur yolunu meraklanma, sen gel bizim yolumuza!
Özüyle sözüyle ve gönlüyle bedeniyle bir olan, bir Mustafa vardı karşılarında bu defa. Âlemlere rahmet, yüce ahlakı örnek Mustafa’ydı o! Kul Mustafa, Rasul Mustafa, Muhammed Mustafa’ydı o! Ve ondan öyle bir söz yükseldi ki semaya! Gökler sallandı, yer sevinçten ağladı… Gelmiş gelecek mü'minler, bu söze sevdalandı. La ilahe illallah Muhammedur rasulullah! Elhamdülillah!
- Vallahi bir elime güneşi verseniz bir elime ayı, ben bu davamdan vazgeçmem! Gönlümü bedenimden ayırıp, ruhsuz bir ceset gibi dolaşamam! Bedenimin olmadığı yerde gönlüm neyi haykıracak? Gönlümün olmadığı yerde, bedenim ne işler yapacak? Siz bana imandan sonra küfrü mü emrediyorsunuz? Sizin dininiz size, benim dinim banadır!
Hiç bitmesini istemediğim böylesi kıymetli sözleri, yanı başımdaki kitapta bulacağımı biliyordum. Bu nedenle uyandığıma üzülmedim. Bir karanlığın ardından, yine sabah olmuştu. Kalktım ve camı açtım. Gök hala parlaktı. Yapraklar kızıl kahve uçuşurken, hafif bir rüzgâr mahlukatın tesbihini gönlüme duyuruyordu.
(-Bi Dakka Fatma kardeşim! Başlığa uymadı bu ama. Hani nerede, üçüncü Mustafa?)
(-Evet, nasıl da unutmuşum? Hay Allah! Anlamış olmalıydınız ama. O, senelerdir olup bitenden habersiz, kendi derdinde yatıyor ya orada!)
Yorumlar 21
Ne denir..........MaşaAllah’tan başka.
Allah razı olsun.
İnşaAllah uyarılar sonuç verir. Mesajı güzel vermişsin.
Eline ve gönlüne sağlık fatma hanım.
İman amel kopmazlığını bir eleştiri üzerinden enfes bir anlatımınızla gerçekleştirmişsiniz.Rabbim böyle düşünen hasta düşünceleri iyi etsin kardeşim.
Allah razı olsun kardeşim!
Gidişata dair güzel bir uyarı olmuş. İnşallah akledilir ve ıslah olunur.
Selamun aleykum
Üç Muhammed’i yazan birinin bu türlü üç Mustafa ile anılması eksen kaymasının sonucudur.
Bu sözü kullanmak istemiyorum tekfirciliği de sevmem ama aklıma Kur’anın tarif ettiği bazı ptototipler geliyor, Kur’anı güncel okuyunca böyle anlıyorum.
Süleyman (a.s) mabedi Kudüs ile Laik ve Kemalistlerin mabedini özdeşleştirmek akli bir vakıa.
Basiretiniz daim olsun Fatma kardeşimiz Rabbimize emanet olun
Allah razı olsun Fatma hanım çok güzel analiz edip değerlendirmişsiniz çok beğendim öncelikle onu söylemeliyim.
Kuranı çok güzel anlamış analiz etmiş sindirmiş ve tebliğ etmiş birisi nasıl olur da zaman geçtikçe değişmeler gösterebiliyor anlamış değilim.
Özellikle de bu sözler akidemize zarar verebilecek bir söz ise.
Peygamber as hayatına baktığımızda böyle sözler eylemler hesaplar göremiyoruz
Sanırım onun içinde varacağımız hedefe hiç bir zaman gidemiyoruz.
Allah bütün Müslümanlara yardım etsin ve dünya hayatına meylettirmesin. Selametle
İnsanlar çocuklarına üç nedenle Mustafa ismini koyarlar: 1- Allah Resulü’ne olan sevgi ve özlemlerinden ona layık ümmet olsun inanç ve ümidiyle. Fakat bu yeterli olmaz; bunun için özel bir gayret ve fedakarlık gerekir. Bazen bu da yeterli olmaz, Allah hidayet nasip etmezse.. 2- Babasının adı Mustafa olan torununa bu ismi verir, atasının ve aile büyüklerinin isimleri unutulmasın diye. Bu bir gelenektir. 3- Ve diğer sebepler; sevdiği bir isimdir, sevdiği birinin ismidir, takvimde öyle yazıyordur vs. vs. İnsanlık tarihinde Mustafaların çok önemli yerleri ve hizmetleri (+-) olmuştur. Bazı Mustafalar insanları insanlığın zirvesine taşırken, bazıları karataş olma pahasına unutulmayacak işler yapmışlardır. Bazı Mustafalar da kafaları karıştırmışlar sağ gösterip sol vurmaktadırlar. Şunu unutmayalım; Kafa karıştırmak isteyenler 99 tane doğru bir tane yanlış söylerler. CAR’ları rehber edinenlere ve bu CAR’lara toz kondurmayanlara dikkat etmek gerekir. Gönüller nereye doğru ise bedenler de oraya doğru, yoksa “sen benim kalbime bak” deyip kafa çekenlerden oluruz, Allah korusun.
Kendisinden çokça faydalandığım Mustafa bey;
“2 tasavvur 1 gerçek” diyordu “3 MUHAMMED” için...
Ama öyle anlaşılıyor ki sizin “MUSTAFA”ların hepsi gerçek...
Ve hepsi birbirinden “MUSTAFA” (seçilmiş)...
Oysa seçilmiş olmak değil,
NEDEN ve KİM tarafından seçildiğin önemlidir şu hayatta...
Zira bunu düşündüğü ölçüde SEÇME hakkı doğar insana...
Ve Allah’ı seçenler bu HAKLARINI teslim etmişlerdir O’na... (ahzap_36)
Bu açıdan bakıldığında;
1-Allah'(cc)ı seçti, her seçilen peygamber
Ve son olarak da Muhammed MUSTAFA(sav)...
2-Kimi ya da neyi seçtiği aşikar olan,
Küfürde “KEMAL”e ermiş MUSTAFA...
3-Kalp 1 numarada olsun da beden 2'nin yanında olsa da olur diyen,
Yıllardır VAHDET’i dilinden düşürmeyen,
Fakat Beden ile Kalbin VAHDETİNİ bir kenara bırakan,
Sistemin kucağında büyümeyi kabullenen İSLAM EVLADI olan MUSTAFA...
“Bilmiyorum kendisi mi seçti yoksa hapis mi edildi bu kucağa...”
Bilmiyorum... Ama dua ediyorum...
Ve amin diyorum, adeta fiili bir dua olan yazınıza...
Duam; Allah’ı seçtiğini SÖYLEYEN tüm MUSTAFA’lar için;
"Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."
Gözlerim yasardı dogrusu...bu yazıyı yazarkenki ruh halinizi bi tarafa koyarsak...gercekten ne anlatılırsa anlatılsın karşı tarafın algıladıgı kadar anlaşılıyorsunuz demek ki...rabbim hepimize feraset ve basiret nasib etsin inş...
Saygideger Fatma hanim,
Son derece isabetli mesaj iceren Rüyanizi,güzel bir üslupla kagida döküp bizimle paylastiginiz icin Allah razi olsun. Ebedi Aleme intikal eden biri bahtli, digeri bahtsiz Mustafalar üzerinden yapmis oldugunuz tespiti, henüz kendisine yakin gelmemis Mustafaya, sayfasi üzerinden, ulastirmaya calistim. Umarim böyle yapmakla yanlis bir sey yapmamisimdir. Mesaj iceren daha güzel rüyalarda bulusmak ümidi ile Allaha emanet olun.
fatma hanım siz hangi peygamberde gördünüz bu tavrı siz mustafa islamoğlunu tanımamışsınız ben kendisini takib eden biri olarak size bir tavsiye bir alim hakkında yazmadan önce kendisiyle gidip konuşmanızdır...bir müslüman kardeşinizi eleştirirken onu yerden yere vurmak size kazandırmaz kaybettirir....
Fatma bacıdan Allah razı olsun. kendi yazdığı kitaplarla çelişki içine düşen mustfa islamoğluna, bir uyarı niteliğini taşıyor.
Allah, ayak ve kalplerimizi, kendi dini üzerinde sabit kılmasını, ruhumuzu müslüman olarak almasını dileriz.
İnsanlarin birbirini tekfir etmeleri suçlamaları yer yüzünde yapılacak en kolay is, sermayesi yok harca harca bitmez. Bir kisim insan Bu topraklarda yasarlar , burada Servet ve mal sahibi olurlar, beğenmedikleri sistemin her türlü nimetinden fayda devsirirler, fakat kufrettikleri sistemin alternatifi olan “ hicret ” hiç menfaatlerine uymaz, karsilarindaki “ iman ” ettik diyen kardeşlerinin tevhidini sorgular hatta tevhidimizde bir değil diyecek kadar da cömerttirler. İş bedel ödemeye gelince asla o dallara basmazlar. Muhatabını en ağır ithamlarla suçlayıp Allah’ın ağzımızdan çıkan hiç bir sözü es geçmeyeceğini hesabını soracağını futursuzca unuturlar. Ahkam kesmekte sınır tanımazlar. Yer yüzünde yaşayan en iyi Müslüman biziz enaniyeti icinde debelenir. Bu tip İnsanlari çok gördü bu memleket Allah asla acele etmez. Bekleyip ömrümüz olursa çok şeyler görürüz. Allah hepimizi yolunda daim etsin. Hanım efendi sadecece hezeyanını dile getirmiş. Allah sizide bizide affetsin.
EDİTÖRÜN NOTU: Ahmet Bey, biz bu yazıda tekfir diye bir şey göremedik. Siz nasıl ve nereden çıkardınız bunu?
Sn.Editör,
size konuyla ilgili kısa bir izah getirmek isterim,
biz bu tekfir meselesinin nasıl ve nereden çıkarıldığını iyi bilenlerdeniz inşaallah.
Bir zamanlar kendilerinin de sahip olduğu ‘resullerin ortak mücadelesi’ yani ‘tevhid’ düşüncesine, bugün “ütopya” yakıştırmasını yapan bu arkadaşlar; keşke bunları yüzümüze söyleyecek cesareti bulabilselerdi. Bu belki onların hayrına yönelik, dürüst bir tavır olurdu.
Müslüman kişi, mal, mülk, yiyecek, içecek..vs..gibi sahip olduğu her rızkı, yaşadıkları topraklardan, yönetildikleri batıl sistemden değil; yalnızca Rezzak olan Rabblerinden bilirler. Ama tabi, sistemi beğenen bu kardeşlerimiz, bu rızıkları sistemden bilebilirler. Bu ancak kendilerinin inançları hakkında bize fikir verir. Fakat söylemeliyim ki bu sözler, çıktığı yer itibariyle; ‘Başınızı örtüyorsanız İran’a gidin’ sözleriyle benzeşmektedir.
Bu arkadaşımız kendilerinin de, hocalarının da bir zamanlar inandıkları ‘tevhid’ düşüncesine, bugün ‘ütopya’ diyorlar.'Biz de eskiden böyle düşünüyorduk, ama gördük ki ortaya somut birşey çıkmadı, sıfır elde var sıfır' düşüncesinden hareketle, somut birşeyler ortaya çıkarma adına bir değişim yaşadıklarını dillendirmelerine rağmen; nasıl hala herkesi aynı ‘tevhid’ nokrasında görüyorlar, asıl düşünülmesi gereken bence budur. Evet, Allah acele etmez, lakin bu sözler böyle hareket edenlerin çok acele ettiklerinin delili değil mi?
‘Enaniyet’ , ‘Bedel ödemek’ ve ‘Ahkam kesmek’ ile ilgili bilinçsizce ve sanırım yanlışlıkla savrulmuş bu ifadeler, Sn.İslamoğlu’nun gözetiminde, onun kitaplarıyla yetişenlere yakıştıramayacağımız ifadeler olduğu gibi; meramımızı anlatabilme adına şimdilik ihmal edebileceğimiz ifadelerdir.
Yine de aramızdaki ortak duaya, yani ‘Allah hepimizi yolunda daim etsin’ duasına amin diyorum.
Selamlar herkese...
Aşağıda birileri hicret etmektenmi bahsetti yoksa banamı öyle geldi?. Evet bana öyle gelmiş olmalıki saatlerdir haritaları okuduğum halde bir Medine bulamadım. Yoksa bekleyen bir Necaşi’mi var haritada görünmeyen?! Varsa lütfen banada söyleyin çünkü bende bazıları gibi daha hiç bir şey yapmamışken, kimseleri daha rahatsız etmemişken, hatta putların önünde bedenleri ile tazimde olan kardeşlerimiz varken kaçmak istiyorum. Peki ama, nereye?!
Sayın Editör,
Yorumumu her halde dikkatli okuyamadınız! tekfir’in yapılacak en kolay iş oldugunu yazdım, her hangi bir kimse icin tekfirci demedim, yazıyada bir atıfta bulunmadım.
Tekrar söylemekte yarar var yazı tamamen bir hezayanın dile getirilmesidir.beni dürüstlüge ve cesaretli olmaya davet eden Hanım efendi beni tanımadıgı halde nasıl olurda sanki beni tanıyormus gibi bir zanna kapılır!!!!! ben kendisini tanımam (MUSTAFA İSLAMOGLU Hocamın talebesiyim bundan dolayıda cok memnunum) bu dogru. Ayrıca hanım efendi yazmadıgım seyleride bana mal etmiş bu konuda daha hassas davranması gerektigini dusunuyorum.
EDİTÖRÜN NOTU: Ahmet Bey, kusura bakmayın ancak Mustafa İslamoğlu’nun şirki alenen meşrulaştıran, teraziye uymayanları eleştirmek yerine onları savunmak adına terazinin ayarlarıyla oynayan yaklaşımı sizce hezeyan olmuyor, ancak onu eleştiren yazarın yaklaşımı hezeyan oluyor! Lütfen bırakalım şu kraldan çok kıralcılıkları. Bırakın da İslamoğlu bu büyük sapması üzerinde düşünsün ve bu yanlış yoldan dönsün. Sizler bu yanlışlara sahip çıktıkça, kraldan çok kralcılık yaptıkça bu yanlışları yapanlara da, hakikatlere de zulmediyorsunuz. Lütfen bu gerçeğin farkına varın.
SELAMÜNALEYKÜM FATMA HN:
Biz Boğaziçi Üniversiteli gençliğiyiz.Kendi çapımızda çalışmalar yapıyoruz.Yazınızla ve sizinle geç tanıştık.Yazılarınızı beğeniyle okuduk.Allah razı olsun.
DAVET:
Sizi bir seminerimize davet etmek ve sizinde bize bir seminer vermenizi diliyoruz.Sizle nasıl irtibatlaşabiliriz?
NOT:İstanbul Üniversitesine gitmişsiniz,haberinizi aldık.Adalet istiyoruz:-)
Selamünaleyküm.
Ve aleyküm selam
Sn.Endüstri,
Sn.Editöre mailinizi bırakabilirsiniz.
Selamlar.
S.A. Fatma hanım,
3 MUSTAFA’yı ezberledik neredeyse. Rica etsek başka bir yazı verirmisiniz buraya?!
İnanıyorum ki benden başka okurlarınızda bekliyorlardır.
Selamlar.
ali derda Kardeşim İSLAM VE HAYAT sitesi haricinde bildiğin ne kadar site varsa girin Fatma Kardeşin yeni yazısını okumanız mümkün...
Fatma Kardeşin son yazısı galiba bu sitenin formatına uygun değil...Site ilgilisi Kardeşlerim Kusura bakmasın lütfen ali derda kardeşe ve kendisi gibi bekleyen kardeşlere yardımcı olmak istedim:)SAYGILARIMLA...
fatma hanım yazıyı okudum ama ınanın hıc bısey anlamadım.ne anlatmaya calıstıgınızı da.baslıkla ıcerık ıcerık hıc uyusmuyor.edebıyat yapma cabası serdetmıssınız aklınızca.
bır ınsanın elestırısı okununca anlasılır cınsten olmalı.ruyamı gordunuz?ruya anlatılmaz ayıptır.yazı yazıyorsanız neyı ıfade etmek ıstıyorsanız dırek yazın.ben sahsen yoruldum okurken.
bakın ıslamın adabındandır.peygamberler harıc elestırılmeyecek hıc bır ınsan yoktur.fakat elestırı yaparken sozu ortaya anlasılır bır dılle koymalı.ılmı elestırı herkesın hakkıdır ve usluplu olursa saygı duyulur.
okuyucuyu yormayın.ruya anlatmayın bıze.hele sızın ruyanız kımseyı baglamaz.sızın hezeyanınız olması da muhtemel.
Sn.Derda, Sn.Can;
yazılarla ilgili endişeye mahal yok.
Kısa zamanda geliyor inşaallah!
Selamlar herkese.
