ALLAH'IN İSİMLERİNİ EZBERLEMEK

Hikmet ERTÜRK


Özelliklerini bilmediğimiz biri karşısında hata yapmamak çok zayıf bir ihtimaldir. Söz konusu şey öteki dünyadaki süresiz yaşantımızı ilgilendiriyorsa razı etmek zorunda olduğumuz varlık yüce yaratıcımız olan Allah’tır. Üstelik O’nu tanımanın ödülü de cennettir.
"Allahu Teâlâ'nın doksan dokuz ismi vardır. O isimleri kim ezberlerse (sayar, manasını anlar ve şuuruna ererse) cennete gider. Şüphesiz, Allah tektir ve tek olmayı sever" (Buhârî, Daavât, 68)
Bu hadis çokça suiistimal edilen bir hadis olarak hep karşımıza çıkmıştır. Aslında hadiste geçen ezber yapma hadisesi çok da yanlış bir mana içermiyor. Bizlerin yanlış algılayış şekli İslami yaşantımızda sıkıntılara sebebiyet veriyor. Ezberlemek yapmamız gereken şeyleri hafızamızda tutmaktır. Zaten bu bilgi olmadan bir şeyler yapmamız mümkün değildir. Öyle ki, bu ezberlediğimiz şeyler Allah’ın isimleri ise bu isimlerin manalarını da öğrenmek zorundayız. Yoksa hafızamıza aldığımız, anlamlarını bilmediğimiz bu isimlerin hayatımıza hiçbir etkisi olmaz. Örneğin; trilyonlarca paramız olsa ve paramızı hiç harcamasak, ihtiyaçlarımızı hiç karşılamasak, bu paranın hiçbir değeri olmaz. Tabii paramızı hak için mi yoksa batıl bir yaşantı için mi harcadığımız önemlidir. İşte alınan bilgi de tıpkı bunun gibidir. Yaşantımıza yön vermeyen bilgi faydasız bir bilgidir. Yaşantımızda herhangi bir etkiye sahip olmayan isimleri ezberlenmiş olmamızın bizleri cennete götüreceğini düşünmek çok safça bir yaklaşımdır.
Lakin insanın duyuları ve sahip olduğu bilgiler sınırlıdır. Bu sebeple sınırlı duyularımız ve bilgilerimizle Allah’ı tanımak ve de algılamak mümkün değildir. Zaten böyle bir şey mümkün olsa idi Allah Kitabında kendisini tanıtma ihtiyacı duymazdı. Öyle görülüyor ki, bu konuda elimizdeki tek kaynak kitabi bilgiler ve Peygamberimizin (S) bizlere anlattıklarıdır. Bu konu hem Mekke döneminde müşrikler açısından hem de Medine döneminde Yahudiler açısından merak konusu olmuştur. Onların bu ilgileri çoğu zaman öğrenme amacı taşımamıştır. Yönelttikleri sorular daha çok kafa karışıklığı yaratmak ve Müslümanların inancını küçük düşürmeye, alaya almaya yönelik garazkâr sorulardı.
Mekkeli müşrikler Peygamberimize (S) şöyle diyorlardı: "Ey Muhammed Rabbinin nesebi nedir?" Buna benzer bir başka soru da Hayber Yahudilerinden geliyordu : "Ey Muhammed, Allah melekleri Nurdan, İblis’i ateşten, Âdem’i balçık çamurdan, göğü dumandan, yeryüzünü de su köpüğünden yaratmıştır. Peki, senin Rabbinin mahiyeti nedir ?" . Hatta bir keresinde Peygamberimize (S) Allah’ı kimin yarattığını sormuşlar, Allah da bu soruya Elçisinin şu şekilde cevap vermesini istemiştir.
De ki “O, Tek Allah'tır: Allah, Öncesiz ve Sonrasız, Bütün Evrenin Asıl Sebebi, O doğurmamıştır, doğurulmamıştır ve hiçbir şey O'na denk tutulamaz. (İhlâs–1–2–3–4)
En güzel İsimler Allah’ındır. Ve bu isimlerin anlamları da açık bir şekilde belirtilmiştir. Rabbimiz göndermiş olduğu mesajlarında bu isimleriyle kendisine dua etmemizi istiyor. Rabbimizin isimleri konusunda aykırılığa düşme hadisesi inkâr olarak adlandırıldığından bu tip kimselerle olan ilişkilerimizin sona erdirilmesi öneriliyor. "O’nun isimlerinde aykırılığa sapanları bırakın" deniliyor.
“İsimlerin en güzeli Allah’ındır. Öyleyse O’na bunlarla dua edin. O’nun isimlerinde aykırılığa (ve inkâra) sapanları bırakın. Yapmakta oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır. (A’raf–180)
Ayette geçen hadise müşriklerin Allah’a ait olan isimleri Lat,Uzza, Menat gibi kendi putlarına vermeleri sebebiyle aykırılığa ve inkara sapmaları hadisesidir. Mesela Allah’ın "Aziz" ismini değiştirip onu Uzza'ya takmışlardı. Aziz, mana olarak "Mağlûb edilmesi mümkün olmayan, galib" demektir. Yani müşrikler Allah’ı değil de kendi putlarını mağlup edilmesi mümkün olmayan varlıklar görüyorlardı. Bu sebeple müşrikler ile Müslümanlar arasında bir ayrılık söz konusu idi. Bizlerin güç algısındaki tercihlerimiz sebebiyle hayat içerisindeki sapmalarımızı Rabbimizin Aziz olduğu gerçeğine kalpten inanmıyor oluşumzla izah edebiliriz. Eğer gerçekten Allah’ı Aziz olarak görseydik, mağlup edilmesi mümkün olmayan Allah’ın kulları olduğumuz bilincinde olur, müstekbirler karşısında korkuya kapılıp tavizkar tutumlar içerisinde olmazdık. Mağlup edilmesi mümkün olmayan (Aziz) bir Allah’ın tarafında olduğumuzu söyleyip, müşriklerin Uzza'yı aziz (mağlup edilemez) görüp İslam’dan yüz çevirmeleri gibi bizler de bu dünyada güçlü gördüğümüz birtakım varlıklardan dolayı İslam’dan yüz çeviriyoruz. Bu durum Allah’a inandığımızı söylememize rağmen Allah’ı Aziz (mağlup edilemez) olarak görmediğimiz manasına gelir. Çünkü bunlar sırf ezberde kalan, hayatımıza yön vermeyen etkisiz sözler / kabuller manasında değildir. Bu sözlerin Allah katında geçerliliği kimin yanında saf tuttuğumuzla alakalıdır. Hani Resul (S.) diyor ya; “Bir topluluğun karaltısını / kalabalıklığını çoğaltanlar o topluluktan sayılırlar” Öyle ise tağutların yanında yer alıp Allah’ın yanında olduğumuzu söylemek yerine, onların yanında olmaktan vaz geçip kardeşlerimizin yanında saf bağlamalı ve Allah’tan yana duyarlılık göstermeliyiz. Allah’ın Aziz ismine yükleyeceğimiz gerçek mana da işte budur.
Evet, Allah El-Aziz'dir, El-Kahhar'dır. (El Kahhar; Kahredici, yok edici manasındadır) Peki, neden Müslümanlar şeytanın ve onun dostlarının tahakkümü altındalar? Hiç düşündünüz mü bunu? Çünkü: Allah’ı doğru bir şekilde tanımadıkları ve başkalarına kulluk ettikleri için.
99- Çünkü şeytanın, Rabblerine sığınan mü'minler üzerinde hiçbir nüfuzu, hiçbir etkinliği yoktur.100-Şeytanın, sadece onu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerinde, nüfuzu ve etkinliği vardır.(Nahl Suresi)
İlk sebep akli bilgilerimizle onları mutlak güç olarak algılamamız, ikinci sebep ise onları bu algılamamızdan dolayı dost olarak kabul etmemizdir. Bu şekliyle gerçek güç / kuvvet sahibi olan yani El-Kahhar ( Kahredici, yok edici ) olan Allah’a eş koşulmaktadır. Eğer biz Allah’ı gerçek anlamda Kahhar olarak kabul edip ötekileri dostlar edinmeseydik ve bu şekliyle Allah’a ortak koşmasaydık başkaları da bizler üzerinde tahakküm sahibi olamazlardı.
Allah El-Aziz'dir, El-Kahhar'dır, Er-Rezzak'tır. (Er-Rezzak; bütün yaratıkların rızklarını veren manasını taşır.) Peki, tercihlerimiz Allah’ı rızk verici olarak kabul ettiğimizi doğruluyor mu? Allah için yapmamız gereken şeyler de malımızın, makamımızın (statü) ya da ticaretimizin kötüye gideceği düşüncesi ayağımıza takılmıyor mu ? Kazançlarımızın azalacağı / bölüşüleceği düşüncesiyle kardeşlerimizden sürekli olarak kaçıp duruyoruz. İyi bir işimiz varsa işimizi kaybetme korkusuyla Kur'an'ın birçok ayetini görmezden gelebiliyor, Kur'an ayetlerine karşı bölücü bir mantıkla yaklaşabiliyoruz. Hatta nasıl bir İslam’a inanacağımızı, malımızın ne kadarını vermek zorunda kalacağımızı bu tür korkular belirleyebiliyor. Şimdi böyle bir durumda biz Allah’ı gerçek anlamda rızk verici olarak mı kabul etmiş oluyoruz ? Hiç düşündünüz mü ? Allah, rızkını tutacak olursa size rızk verecek olan kimdir? Doğrusu onlar azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler. (Mülk–21)
Allah’ın dinini gerçek manada yaşamak istiyorsak malımızı Allah yolunda harcamamak hususunda direnmemeliyiz. Bir başka ifadeyle Allah’ın dinini eksiksiz yaşamaktan dolayı kaybedeceğimizi düşündüğümüz rahat bir yaşam ve onun yakıtı olan maddi kazançlarımızı kaybetme endişesi yaşamamalıyız. Sırf bu yüzden kardeşlerimizi muhtaç, aç ve yapayalnız bir biçimde kapitalist sistemin insafına terk etmemeliyiz. Çünkü Rızkı bize veren Allah’tır. Allah’ın er-Rezzak'tır. Allah’ın bu sıfatına inanıyormuş gibi yapmak buna karşın tutum ve davranışlarımızda ters bir istikamet tutturmak şirktir. Bize ait olmayan, O’nun bizlere emanet olarak verdiği dünyevi kazançları diğer kardeşlerimizle paylaşmamak ya da kazançlarımızın yok olacağı endişesiyle islam'ı bütüncül olarak yaşamamak öte dünyada sonsuz bir azapla karşılaşacağımız anlamına gelir.
Allah El-Aziz'dir, El-Kahhar'dır, Er-Rezzak'tır, El-Habir'dir. (El-Habir; Her şeyden haberdar olan, her şeyin iç yüzünden ve gizli tarafından her yönüyle haberi bulunan demektir.) İşte bizler böyle bir Allah’a iman ediyoruz. Her şeyimizden haberdar olan bir Allah karşısında saklayabileceğimiz hiç bir şeyimiz yoktur. Gerçek manada İslam’a yönelmemize engel teşkil eden, içimizde sakladığımız duygu ve düşüncelerden Allah tamamıyla haberdardır. Şu an itibariyle kardeşlerimiz arasında durumu idare etsek bile hesap gününde bu gerçekler bizlere hatırlatılacaktır. Üstelik bu durum münafıkça bir davranıştır. Ve öte dünyada münafık olarak diriltilmekten korkmalıyız. Allah’ın, kimsenin bilmediği, içimizde sakladığımız sırlarımızdan dahi haberdar olduğunu bilerek hareket etmeliyiz. Münafıklar bu endişeyi dünyada iken kendileri hakkında ayetler inmeden evvel yaşamışlardır.
"Münafıklar kalplerinde sakladıkları kâfirliği açığa vuracak bir surenin inmesinden korkuyorlar. Onlara de ki; "Siz alay edin bakalım, Allah kesinlikle korktuğunuzu meydana çıkaracaktr." (Tevbe-64)
Şu anda Kur'an ayetlerinin hepsi Kitabımızda yazılı bir şekilde duruyor. Öyleyse açık yüreklilikle Kur'an ayetlerini okuyalım. Belki içimizde sakladığımız olumsuz sırlardan dolayı Rabbimiz bizlere de akıbetimizle ilgili bir şeyler söylemiştir. Belki de okumadığımız için sırasıyla indirilen bu ayetlerden haberdar değiliz. Gelin, Allah’ın Habir ismine yürekten inanalım ve İslam'ı yaşamakta başkalarıyla ilgili olmayalım. İkiyüzlü bir hayatı yaşamayalım. İçimizle dışımız bir olsun. Kimseyi kandırmayalım. "Başkaları ne der ?" yerine "Allah ne der ?" diye düşünelim, bunun endişesini taşıyalım. Zira Allah El-Habir'dir.
Allah, El-Aziz'dir, El-Kahhar'dır, Er-Rezzak'tır, El-Habir'dir, El-Mu’izz'dir.(El-Mu’izz; İzzet ve ikram edici, şeref sahibi anlamındadır.) Bu konuda bir tercih yapmak durumundayız. Eğer Allah’ı şeref sahibi ve ikram edici olarak görüyorsak, bizden olmayanların yanında ne işimiz olabilir ki? Bizler Allah’ı ve kardeşlerimizi bırakıp müşrik ve kâfirleri dost edinemeyiz. Onlardan statü, makam izzet, ikram şeref umamayız. Bizler, sundukları dünyalıklar adına kardeşlerimizi veAllah’ın yolunu terk edemeyiz. Eğer Allah’ı tek ikram edici ve şeref sahibi (El-Mu’izz) olarak görüyorsak, müşriklerin yanında olmamız bu sözümüzle çelişen bir durumdur. Peki, gerçekte oralarda ne arıyoruz. Üstelik kardeşlerimize sırt çevirip onları yalnız başlarına bırakarak; "Onlar mü'minleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir." (Nisa, 139)
Allah, El-Aziz'dir, El-Kahhar'dır, Er-Rezzak'tır, El-Habir'dir, El-Mu’izz'dir, Er-Rabb'dir.( Er-Rabb; Terbiye eden, yaratan, besleyen, malik, en mükemmel bir biçimde sahip olan ve idare eden, hüküm koyan anlamlarına gelir.) Allah yegâne Rabb’dir. Yani hüküm koyan, bizlerin işlerine karışan, hayatımızı düzenleyen, emir ve yasaklar koyan, neleri yapacağımızın neleri de yapmayacağımızın sınırlarını çizendir. Eğer ki, hayatımıza Allah’ı karıştırmıyor isek bu Allah’ın Rabb (terbiye etme, hüküm koyma) özelliğini reddetme manasına gelir. Çünkü Allah Rabb’tır / hüküm koyan, terbiye edendir. Bizler hayatımızı kimin emir ve yasaklarına göre düzenliyor ve yaşıyorsak O’nu Rabb edinmiş oluruz. Allah bu konuda bizleri uyarmaktadır: "Allah’ı bırakıp da, kimimiz kimimizi rabler de edinmesin." (Âl-i İmrân, 64)
Yukarıdaki açıklamalarımızda Allah’ın altı tane ismini izah etmeye çalıştık. Artık diğer isimleri de ezberleyerek yukarıda yaptığımız izahlara uygun şekilde bunları hayatımızda yaşanır / anlaşılır hale getirmek durumundayız. Dikkat ederseniz bu isimler direkt olarak bizlerle ve yaşantımızla alakalıdır. Kuru bir ezberle halledilebilecek bir içeriğe sahip değildir. Bizler Allah’ı bu şekilde tanır ve O’na ait olan bu özellikleri / isimleri bir başkasına yakıştırmaz isek duracağımız yerde net tavırlar sergileyebiliriz. Allah’ı bu şekilde tanımak aynı zamanda bizlerin kimlik tercihidir. Bir tercih meselesidir. Hayatımızın baştan aşağı Allah’tan yana olan tavırlarla değişmesidir. Tabii ki, bu değişim maddi imkânlarına bakmaksızın bütün Müslümanların gerçek manada kardeşler olmasını ve birbirlerine kenetlenmelerini sağlayacaktır.
Burada üzerinde durulması gereken bir diğer konu ise kişilerin kafalarındaki şirk hadisesinin yalnızca taştan putlara tapma, güneş, yıldız v.b nesneleri yaratıcıları olarak görme, Allah’a eş, çocuk isnat etme, birden fazla Allah’a inanma olarak algılanmasıdır. Halbuki tüm bunlar doğru olmakla birlikte Allah’ın isimlerini yaşamamak, onları başkalarına isnat etmek de şirktir ve insanın dinden çıkaran sebeplerdendir. Genelde bugüne kadar Allah’ın Rabb ismi sürekli olarak konu edilip bu hususta işlenen şirk yeterince anlatıldı. Fakat yukarıda izah etmeye çalıştığımız ve diğer isimler noktasında işlenen şirk gündemimize çok fazla taşınmadı. Bizim yaptığımız, dilimizle Allah’ın isimlerini inkâr etmememize karşın kabul ettiğimiz şeyin gereğini yerine getirmemektir. Yani "Allah Aziz'dir" diyoruz fakat Allah düşmanlarıyla dostluklar kurabiliyoruz. Bu, "Ben Hüseyniyim, Hz. Hüseyin’in yolunu seviyorum" demelerine rağmen Hz. Hüseyin’i şehid eden Yezid ordusunun içerisinde yer almakta herhangi bir sakınca görmeyenlerin durumunda benziyor. Onlar Hz. Hüseyin’i öldürenlerin yanında yer alıyorlar. Ama yine de kendilerini Hz. Hüseyin’in yanında, onun düşüncesine sahip çıkan insanlar olarak görüyorlar. Oysa Allah, onlardan bunu kabul etmeyecektir. Onlara teklif edilen şeyler nelerdi; Mal, mülk, makam, rütbe, rahat bir yaşam şartları. Tüm bunlara sahip olanların ise bunlardan mahrum kalacağı tehdidi idi. Halbuki şunu düşünmeleri gerekirdi "Allah rızkını tutacak olsa onlara kim rızk verebilirdi ki ?" (Mülk–21) Evet, Allah dilemedikçe kimse bizlere rızk veremez. Tercihlerini Allah’tan yana kullanmayanların çokluğu sakın bizleri aldatmasın. Çünkü Hz. Hüseyin’in yanında şehadeti seçip rızklarını yalnızca Allah’tan bekleyenler sayıca azlardı.
Dolayısıyla dilimizle Allah’ın Rezzak olduğunu söylememiz yetmiyor. Bu tercihi nasıl kullandığımız daha önemlidir. "Allah Rezzak'tır" (rızık veren) derken kimin yanında yer aldığımız bu sözümüzün ispatı hükmündedir. Eğer bizler Allah’ın tüm isimlerine gönülden inanır ve bunları yaşantımıza aktarabilirsek her nerede olursak olalım hiç kimseyle inancımızı pazarlık konusu yapmayız. Bu şekliyle hiç kimse, hiçbir güç bizi satın alamaz.
İnşaallah Allah’ı isimleriyle öğrenmiş olacağız. Ve İslam’ı gereği gibi O’nun istediği şekilde yaşayacağız. Bu bilgilerden sonra Kur'an okuduğunuzda ayet sonlarının Allah’ın isimleriyle bitirildiğini göreceksiniz. Hatta Allah kendi isimleriyle duada bulunmanızı isteyecek. O halde artık Allah’ın isimlerini manalarıyla birlikte anlamaya çalışınız. Göreceksiniz ki ayetlerden çıkardığınız anlamlar daha farklı olacak. Evet, kim Allah’ın isimlerini anlarsa cennete gider. Sizi temin ederim ki, bu şekilde hayatınız sona ererse cennete gidersiniz. Madem Cennet söz konusudur, Allah’ı layıkıyla tanıyalım, isimlerini öğrenip O’nun razı olacağı işlerde çaba gösterelim.
Selam ve Dua ile…
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN