MÜSLÜMANLARIN SORUNLARI, GÜNDEMLERİ VE VAHDET İHTİYACI

Şahin YETİK


Müslümanların problemlerini Müslümanlar çözecektir elbette ve fakat nerede ve nasıl?

Müslümanların lider bildiği şahsiyetler televizyon ekranlarında her birisi ayrı bir kanalda, birbirlerinden bağımsız olarak büyük bir amfide ders verircesine sosyal mesajlar verirken…

Bakıyorsunuz yanlarında ya dekolte giyimli kadın bir sunucu ya da “hayır”’ı olmayan evetçi bir moderatör ve yine kendi mecralarından birkaç şakşakçı…

Kendileri alıp kendileri satıyorlar ve diğer Müslümanların liderleri ile olan irtibatları yine maalesef ekranlardan birbirlerine sataşmak ve laf yetiştirmek üzere kurgulanıyor.

Daha önceki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere “Müslümanların gündemlerini Kur’an ve sünnet muvacehenesinde ancak Müslümanlar belirlerler”. Oysa ekranlara çıkan kanaat önderlerinin, nedense başkalarının gündemlerine ram olduklarını, kendi gündemleri olması gereken şirk-tevhid çatışmasına sözü getirmediklerini, sentezci, eklektik bir tutum takındıklarını görmekteyiz.

Müslümanların en temel problemi ve son 20 yılda adeta bir virüs gibi sinelerimize dâhi bir şekilde sız(dırıl)mış olan demokrasi virüsüdür.[1] “Abdestli ve namazlı da, bâtılın yöneticisi olunabiliyormuş, o halde en iyi bâtıl sistem yöneticisi abdestli olandır” deyip, ehveni şer hikayeleri ile maalesef Müslümanların kafaları bulandırılmış, hılfulfudul, Yusuf (a.s.)’ın bağlamından ve gerçeğinden koparılan kıssası,  Mekke’deki zulümden hicret edip Habeşistan’a hicret eden Müslümanlar ve Hudeybiye Anlaşması, hep demokrasiye delil olarak Müslümanların tevhidi duruşlarına perde olarak kullanılmıştır.

Böylesine zihinleri bulanıklaştıran kargaşa ortamları maalesef kanaat önderleri eliyle, yeterince Kur’an’ı ve Rasulullahı tanıyamamış insanlara benimsetilmeye başlanmış ve “Bu kadar alim, hoca yanlış mı biliyor?”[2] denilerek, Kur’an’ın asla tasvip etmediği çoğulcu bir yaklaşımla[3] daha önceleri şirk sistemi olarak gördükleri sistemin yöneticilerinin belirleneceği seçimlerde ehven için oy kullanmayı görev bilmişlerdir.

“Kim güzel ve yararlı bir işe aracılık ederse, o işten kazanılacak mükâfatta kendisine de bir pay vardır. Kim de kötü ve zararlı bir işe aracılık ederse, ondan doğacak zararlarda kendisine de bir sorumluluk payı vardır. Böylece her insan, yaptığının karşılığını tam olarak görecektir. Çünkü her şey, Allah’ın kudret ve gözetimi altındadır..” (Nisa, 85, Meal: Mahmut Kısa)

Türkiye Müslümanları özellikle ekonomik olarak çökertilmiş bir durumdadırlar; helal yoldan yaşayabilmek ve faize bulaşmadan hayatı idame ettirebilmek, neredeyse imkansız hale getirilmiş ve böylece Müslümanlar ekonomik anlamda büyük bir kıskacın içine itilmişlerdir. Öyle ki, köleliğin modern adı borçluluk olmuştur. “Kur’an ve sünnet” bağlayıcılığı dillerden hiçbir zaman düşmeyen ve fakat ne Kur’an’ın ne de Kur’an’a dayalı sünnetin, yani Rasulün (s) örnekliğinin hayatlara gereğince yansımadığı şu çelişkili Türkiye ortamında işler çetrefil bir görüntü arz etmektedir. O halde vicdan sahibi her insanın kabul edebileceği üzere; gerçekten Kur’an’ın “Mü’min” dediği, “Müslüman” dediği kişilerin sayısının artması ahlaksızlığın, hayasızlığın, hırsızlığın, faizin, kumarın, içkinin ve vs. fuhşiyatın bitmesi anlamına gelmiyorsa ve bilakis bu çirkefliklerde azalış görülmüyorsa o halde kimse kusura bakmasın Kur’an’ın tarif ettiği bu tanımlara uyan profiller değil, içi boş ve sadece ahiretlerini belki kurtarırlar diye bu tanımlara sığınan adı Müslüman olan ancak Allah’a değil tağutlara teslim olmuş insanların sayısı artıyor demektir.

Evet insanlarımız ve insanlığımız alarm veriyor, hem de ortalık güllük gülistanlık hikayeleri içerisinde dinimiz istismar da edilerek. Neymiş efendim; “Siyasetimiz artık İslami bir kulvara girmiş”miş. Sormak lazım peki öyleyse, görünür durumdaki gayri ahlakilikler ve gayri İslami uygulamalar ve yaşantılar neden azalmak yerine artıyor? Hiç akletmez misiniz?

Benim burada gündem etmek istediğim asıl nokta, zaten sayıları entegrasyon süreçleri sebebiyle gün be gün daha da azalan muvahhidlerin parçalanmasına[4] sebep olan demokrasi virüsüdür. Zira bizlere bu demokrasi siyasetinin bir bataklık olduğunu öğreten ve yazan Müslümanların kanaat önderlerine maalesef malum virüsün bir şekilde bulaşması, onların takipçilerini de etkileyecek büyük bir infialin ve parçalanmanın temelini oluşturdu. Zira takipçiler, kanaat önderlerinden meselenin vukufiyetini daha mı iyi anlayıp kavrayabileceklerdi (?!). Kendilerine virüsün enfekte olduğu bu kanaat önderleri, bu demokrasi vızıltılarını artık güzel bir kemanın yayından çıkan ahenkli sesler olarak görmektedirler. Oysa o yay; şeytan mamulü bir okun yayıydı…

Müslümanların, şirke “لا”diyebilme ve tevhidi sözde değil özde benimseyen şahsiyetler, aileler ve en nihayet toplumlar oluşturabilmesi adına çözüm arayışları için ne kanaat önderlerinin bir araya gelip istişare ettiklerini ne de televizyon ekranlarında tartışmak için dahi bir araya geldiklerini görebiliyoruz. Peki bu alimler, kanaat önderleri bir araya gelseler, bütün sorunlar bir anda hallolmuş mu olacaktır?

Bizim böyle bir hokus pokus vari bir söylem dillendirdiğimiz düşünülmesin sakın! Ancak eğer bir inşaat yapıyorsanız bu inşaatın temel(i) noktası burasıdır. Evet, Kur’an’ı hayat rehberi olarak görüp hayatına yansıtmaya çalışan ne kadar Müslüman varsa, üsluplu ve usullü bir şekilde bir araya gelebilmeli ve birbirlerini birtakım kendilerince husumet konusu olarak gördükleri konularda mazur görebilmelidirler.[5]

Nitekim İslam’ın önemli tavsiyelerinden biri olan Müslümanın affedici olma özelliğini de söylemden eyleme geçirmeleri gerekmektedir.[6] Değerli ağabeyimiz İlyas Metin’in de son yazısına atıfla küfrün tek millet, Müslümanların ise bin parça olma konjonktürünü artık değiştirme vakti gelmemiş midir? Artık hep birlikte Allah’ın ipine tutunmak ve ayrılmamak üzere birleşmek vakti gelmemiş midir?

Eğer Allah’ın bu değerli tavsiye ve emirlerine uymazsak, ki uymamız farzdır, o halde İslam adına ağzımızla kuş dahi tutsak heva ve şeytanlarımızın gösterdiği uçuruma doğru gidiyoruz demektir. Allah korusun.

Evet, kendilerini bu salgın virüsten koruyabilen Müslüman kanaat önderlerinin sayısı ise azdır. Halihazırda belki az sayıda olan bu önderlerin bir araya gelebilmeleri ve bir bütün inşasında aynı rolü paylaşabilmeleri, istişare edebilmeleri ve bunu da kitlelere gösterebilmeleri elzemdir.[7] Zira madem ümmet diye bir derdimiz, davamız var, tevhidi bir söylem ve vahdet olma kaygısı dillendiriliyor; o halde buradan Müslümanların kanaat önderlerine çağrıda bulunuyorum:

Artık Kur’an’ın belirlediği ve Rasulullah’ın (s) uygulamış olduğu ilke, usul ve üslup ile bir araya gelin, istişare edin ve vahdet adına birleşin ve ekranlardan Müslümanların gündemlerini birlikte haykırın ki, böylece ümmet vahdet adına samimi bir çaba ve gayret görsün ve inşaatın iskeleti oluşmuş olsun.

Kanatimizce şeyh veya lider merkezli bir İslam cemaati değil, Kur’an ve insan merkezli bir İslam cemaatine yönelebilmek, vahdet adına atılabilecek en büyük adım olacaktır. Son olarak demokrasi sistemine binaen, Ahmed Kalkan hocamızın demokrasi sistemine yaptığı eleştirilerin[8] sosyal paylaşım sitelerinden takip edilmesini tavsiye ediyorum.

Selam ve dua ile…

 


[1] Maide suresi 49- Yusuf suresi 40-Kehf suresi 26

[2]Tevbe Suresi 31. Ayetin inişine binaen sahabe ve resulullah arasında geçen şu konuşmalar dikkate değerdir. Adiy b. Hatem(1) (r.a) dedi ki:

“Boynumda altından bir haç takılı olduğu halde Rasulullah (s.a.v)’in huzuruna girdim. Rasulullah (s.a.v) beni görünce dedi ki:

“Ey Adiy! Boynunda takılı olan şu putu at!” Ben hemen onu attım ve sonra yanına geldim. O:

“Onlar, hahamlarını, rahiblerini ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka rabler edindiler...” (Tevbe: 31) ayetini okuyordu. Bu ayeti okumayı bitirince ona şöyle dedim:

“Ey Allah'ın Rasulü! Biz onlara ibadet etmedik” dedim. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Hayır, dediğin gibi değil. Allah'ın haram kıldığını helal, helal kıldığını haram kıldıklarında siz de bunlara itaat etmiyor muydunuz?” Ben:

“Evet” dedim. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:

“İşte bu, onlara ibadet etmektir.”(Yani işte onlara ibadet böyledir demiştir Allah'ın Rasulü (s.a.v)(AhmedMüsnedinde, - Begavi Tefsiri c: 3 s: 285, - Tirmizi Tefsir: 3094, - İbniCerir et-Taberi: 14/210, - Suyutied-Dürrü'l-Mensur: 3/230 - İbni Kesir Tevbe 31 ayetin tefsiri bknz.)

[3]En’am suresi 116

[4] Ali imran suresi 105

[5]Hucuratsuresi  10

[6] Ali imran Suresi 134-Araf suresi 199- Şura suresi 40 ve 43.

[7] Ali imran suresi 103

[8]https://www.youtube.com/watch?v=Gnrk-UXbCRI

 

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN