İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Çetin YILDIRIM
Çetin YILDIRIM
14 Haziran 2011

Sistemden Talepte Bulunmak

İslami hareket, talepte bulunamaz. İktidara ‘yaptırım’ olabilir ancak. İslami hareketin böyle bir gücü var mı? El cevap; yok. O zaman talepler ‘dilenciliğin’, sığınmacılığın ambalajı olacaktır ancak. Talepte bulunduğun kadar ‘başın okşanır’, o kadar sevilirsin. Çünkü talep ettiğin kadar içselleştirirsin sistemi. Pes etmişliğin ilanıdır bu. Siyasal alanda iktidarın yanında saf tutarak ‘adalet’ merkezli duruşunu ‘muhafazakarlığa’ devşirmiş olursun.

14 Haziran 2011 4 dk okuma 3,4B okunma
100%

‘Talep etmek’  aslında teknik bir terim. İktisat dilinde veya ticaret alanında kullanılan bir terim. Özellikle 12 Haziran seçimleri sonrasında bu kavramı daha çok duyacağımızı düşünüyorum. Duyulmaya da başlandı zaten. 

‘Talep etmek’ bir malın ve hizmetin satın alınma ve kazanılma isteğini yansıtır.  Bu satın alma, kazanma arzusunun altında yatan ise, daha çok rahat etme ve müreffeh çizgiye yaklaşmadır. Bu sebeple diyebiliriz ki, kapitalist ve liberal jargona daha yakın bir kavramdır. Talep etmek, ihtiyaç kadar arzu etmeyi de içinde barındırmaktadır.

12 Eylül referandumundan 12 Haziran seçimlerine kadar bu süreçler  birbirini tamamlamaktadır. Seçim öncesi yoksullara umut, varlıklılara istikrar pazarlayan iktidar, ideolojik duruş sahiplerine de özgürlük alanları peydahlamakta pek mahir. Mücadele alanını sadece Kemalizmle sınırlandıran kısır bakış açısı ise, kendi altının oyulduğunu fark edememektedir. Her seçim öncesi olasılıklı ‘beklentiler’ seçim sonrası ‘taleplere’ dönüşmektedir.

‘Talep etmek’, kazanma, elde etme ve en önemlisi satın alma gücünü içerisinde barındırır. İslami camiadaki bazı dostların yaptığı gibi talepte bulunmak için, gücünü ve kazanma arzunu göstermelisin. Sosyal alanda ideolojik kazanımlar elde etmek için ‘talep’ söz konusu olamaz. Hak talep edilmez gasp varsa, mücadeleyi, cedeli göze almadan kazanım olmaz. Talep edersen ‘diyet’ ödemeyi de baştan kabul etmiş olursun. Talep, hakim ideoloji ve sınıfın merhametine bırakılmış olur. Talep ettiğin şey, gün geldiğinde tekrar geri alınır. Bu bir hak ediş olmayacağına göre sadece ‘dilenme’ olabilir.

Dokuz yıllık iktidarının ilk dönemine oranla devletle arasındaki mesafeyi sıfırlamış olan hükümet, artık DEVLETLEŞMİŞ bir yapı olarak karşımızda. Hala devlet politikalarını AKP’den ayrı ve bağımsız ilan etmek, klasik muhafazakar refleks sahibi olunduğunu gösterir. Bunu görmezden gelmek ancak körlüktür, muhafazakarlaşmaktır.

Son balkon konuşmasında hedefini ‘Gazi Mustafa Kemal’ üzerinden muasır medeniyet seviyesiyle örtüştüren, bir önceki referandum sonrası balkon konuşmasında DSİP’e dahi teşekkür edip, “aktif destekçiler”i görmezden gelen başbakandan ‘talep’te bulunmak ancak dilencilik olacaktır. Başbakan da daha ne istiyorsunuz edası ile ‘lütufta’ bulunarak aktif desteğin sürmesini sağlayacaktır. Bu düşünce tarzı aksiyoner değil, reaksiyonerdir. Dolayısıyla sahip olunan hareketin, mevcut iktidarın kontrolüne verilmesidir. Tabii sonuç olarak İslamcılık sistemin kırmızı kitaplarından ‘tehdit’ unsuru olmaktan çıkacaktır. Bu çok sevinç mi uyandırmalı acaba? Zalimler için ‘tehdit’ değil iseniz neden varsınız?

Kürt politikalarının değişiminin gerekçesi nedir? Kürt muhalif hareketi midir? Yoksa iktidarın farklı olması mıdır? Mevcut olan kazanımlar devletin merhamete geldiğini mi gösterir yoksa? İktidar bu kazanımları kendisinin bir lütfu imiş gibi sunma aymazlığını gösterebiliyor ve Kürt halkından da bunun diyetini kendisine rey vererek ödemesini istiyor. Mesaj aynı, özgürlük gelecekse onu biz getiririz.

İslamcıların, “yeni anayasadan şu beklentim var”, “şu madde değişmelidir”, “bunu talep ediyorum” demeleri ‘ucuzluğun’ dik alasıdır. Kendi siyasi paradigmanızı oluşturamamış, direnen bir hat çizememiş olarak ‘talepler’iniz ciddiye alınmadığında ne yaptırımınız olabilir ki?

İslami hareket, talepte bulunamaz. İktidara ‘yaptırım’ olabilir ancak. İslami hareketin böyle bir gücü var mı? El cevap; yok. O zaman talepler ‘dilenciliğin’, sığınmacılığın ambalajı olacaktır ancak. Talepte bulunduğun kadar ‘başın okşanır’, o kadar sevilirsin. Çünkü talep ettiğin kadar içselleştirirsin sistemi. Pes etmişliğin ilanıdır bu. Siyasal alanda iktidarın yanında saf tutarak ‘adalet’ merkezli duruşunu ‘muhafazakarlığa’ devşirmiş olursun.

12 Haziran seçimleri, Kürt sorunu ve yeni anayasa etrafında cereyan etti diyebiliriz. Atladığımız sosyal vaka şudur ki; bir devlet kuruluşundaki hakim sınıf ve ideoloji / felsefe üzerinden gelişimini sürdürür. Yeni anayasayı hazırlayanların üniformasız olması anayasayı ‘sivil’ yapmaz. Hatta bazen asker biri dahi bir sivilden daha demokrat da olabilir. Şimdiye dek 177 maddelik 1982 anayasasında  119 madde değiştirildi. Bu değişiklikler anayasayı Müslüman vicdanda meşrulaştırdı mı?

Müslüman paradigmanın siyaset algısı adalet merkezlidir. Bu ilke üzerine adaleti merkez alıp, siyaseti manivela olarak kullanıp, hayatı şekillendirmeleri gerekir. Müslümanlar, bu sayede vahye şahit olurken, halkın da hakkını arayıp onların savunuculuğu yapar olmalıdırlar. Bunun yerine sistemden talepte bulunup durmak, adaleti taleplere kurban etmek demektir.

12 Eylül anayasasındaki revizyonun, sert  bir içkiyi yumuşatmak için ona su katmaktan farksız olduğunu unutarak sevinmek ne kadar İslami bir duruş ise, eski şarabı yeni şişede sunmak olacak olan yeni anayasadan talepte bulunmak da muhafazakarlığın farklı bir boyutu olsa gerek.

Anayasalar halkı nasıl yönetiriz, nasıl aldatır, oyalarız ve nasıl hükmederizin cevaplarını oluşturur. Müslümanlar nasıl yönetileceklerini hakim sınıfların, kapitalist, muhafazakar iktidarın merhametine ve onların vereceği ‘lütuf’lara bırakabilecek kadar değişti mi? Talepte bulunmak, baştan yönetilmeyi kabul etmek değil midir? 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 12

C Coşkun Uzun 01 Ocak 2012

Selamun aleykum, Yüreğinize, kaleminize sağlık kardeşim. Bu kadar açık ve net tavrınız dolayısıyla Allah(cc)sizden razı olsun.

B Burak 01 Ocak 2012

selamun aleykum,
müslümanların vahye aldırmadığı;peygamberin yolunu,metodunu,duruşunu terkettiği;bir müminin sahip olaması gereken azamet,izzet ve vakarlı olmak gibi sıfatlarını bir kenara attıp incik boncuk şeylerle cennete girmiş gibi sevindiği şu seçim günlerinde idrak edebilenler için uyarıcı bir yazı..Allah razı olsun

A Adatepeli 01 Ocak 2012

Allah razi olsun Cetin bey,

degerli yazilar yaziyorsunuz, insani düsünmeye sevk eden yazilar tekrardan Allah razi olsun...

selam ve dua...

I i.metin 01 Ocak 2012

talepte bulunmak telepte bulunduğun yeri meşrulaştımaktır.
çetin kardeş Allah basiretinizi daim kılsın
selamlar

N necati türkoğlu 01 Ocak 2012

çetin kardeş sizin şu olaya bakışınızdan dolayı sizi kutlamamak mümkünmü selamlar.Bismillahirrahmanirrahim: Onlar ki gaybe iman edip namazı dürüst kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. (BAKARA/3)

H hasan hakyemez 01 Ocak 2012

güzel bir yazı olmuş, önemli olan nokta; sistemi tamir etmek yerine kökten değiştirmek gerekir, kalemine ve yüreğine sağlık kardeş....

H hüseyin külyutmaz 01 Ocak 2012

sistemde tadilat yapmak, olsa olsa sistemi meşrulaştırmaktan öte bir işe yaramaz, anayasayı kökten değiştirmeden hiç bir geçici çözüm başaya ulaşamaz, kaldıki yapılacak muhtemel değişiklikler insanları oyalamak, sisteme entegre etmekten başka ne olabilir ki...

D deren 01 Ocak 2012

Anayasadan talepte bulunmak dediğiniz şeyler özünde İslami muhalefeti içeren ve toplumsal ıslahı hedefleyen bir bilinçliliğin yansıması. İslami mücadelenin hedefi yaşadığı coğrafyada ki insanları bilinçlendirmek, uyanmasını sağlamak böylelikle İslam’a yönelmeleri için var olan engelleri kaldırmak değil mi? Bu anlamda anayasanın değişmesi teklif dahi edilemez ilkelerini çöpe atın, Resmi ideoloji dayatmasını kaldırın demek toplumu korkak,ürkek yani muhafazakar pozisyondan duyarlı, bilinçli, itiraz eden ve İslamı bir bütün olarak algılayan bir zihne ulaştırmaz mı?...

S sezai bünyamin 01 Ocak 2012

sevgili kardeşim talep fıtri bir haktır zira hz Musa firavundan beni israili bırak derken talepte bulunmuyormuydu hz.Lut kavmine erkeklere gitmeyin derken talepte bulunmuyormu veya hz.peygamer diri diri toprağa kız çocuklarını gömmeyin derken talepte bulunmuyormu bu örnekleri çoğaltmak mümkün bugün kitabın günlük hayata uyarlanması fıtri hakkımız olan başörtüsü talebi olarak okul talebi olarak niye olmasın bu zaten bizim hakkımız ha firavun olmuş ha kemalizm ne farkeder...hudeybiye anlaşması karşılıklı taleplerle dolu değilmi veya teslis inancına sahip habeş kralından yaşama hakkı talep değilmi....
kuranı okurken daha bütüncül olmamız gerekmezmi?selamlar....

Ç Çetin Yıldırım 01 Ocak 2012

Musa peygamber israil oğulları ile gitme talebi Firavunun saltanatını yıkacak bir izdüşüm...İş gücü ve sömürü bunun üzerine kurulu...Lut peygamber kıssasında işte talep nerede normal olan ilişkiye davet ediyor sapmışları. Kızlarını peşkeş çektiğinide düşüne bilirsiniz. Onun cevabı resuller toplumun babacan özelliğindeki insanlardır. Kızlarım derken öz kızlarını ifade etmiyordu Lut peygember. Kızların diri diri gömmeyin derken onun öncesinde cepheden bir tavır alış ve tehdit içeren ayetleri atlamayın.
Önemli olan paradigmaya hapsolmanız. Müslümanlar muhatap alınmadıkları bir denklemde ne ifade ederler ki? Müslümanlar şu anda matematikte ifade edildiği gibi ‘etkisiz’ eleman statüsündedir. Çünkü bilinç altında anayasa yapıcıların MÜSLÜMAN olduğu kanaati hakimdir. Bu bilinç muhafazakarlığı beslemektedir. Resullerin hepsi cepheden bir tavır alıp siyasetini öyle belirginleştirmişlerdir. Talep etmek mevcut sistemin ‘önkabuludür’. Durduğunuz yerden SİSTEME tehdit ve alternatif oluşturmassanız ciddiye alınmazsınız. Alındığı andan itibarende o talep olmaz ‘yaptırım’ olur. Talep karşılandığında ise sisteme karşı bağışıklığını kaybetmiş tipler olursunuz. Yaptırım ve zorlama ile istediğinizi alırsanız o ise mevzi olur. Cephe siyaseti gütmeden paradigma değişmeden KURAN ı içinize hapsetmiş olursunuz. Hayata okunmayan taşınmayan VAHYİN anlamı buharlaşır.

S SEZAİ BÜNYAMİN 01 Ocak 2012

KARDEŞİM TALEP NEDİR LÜTFEN TERİMLER SÖZLÜĞÜNE BAKIN CEPHEDEN TAVIR ALMAK NEDİR KARŞI TARAF İSTESE -Kİ İSTİYOR PEYGAMBER VE ARKADAŞLARINI ÖLDÜREBİLİR...

Ç Çetin Yıldırım 01 Ocak 2012

Haklısınız sanırım. Terimler sözlüğünden öğrenmek gerek...Leyla Mecnun’un neyi oluyordu ? diye sormadığınıza şaşıyorum !!! Mesele siyaset algısında kapalı havza toplumu halinde içe büzüşük tavır alıp Otoriteyi Olumlamak dolaylı talep etmeyi içinde barındırır. Çok söz kafi gelmez. Az zamanda hayrolur inşallah. selametle..

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Çetin YILDIRIM — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.