İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Serdar EFE
Serdar EFE
22 Temmuz 2009

“Soyu Kesik” Olmamak İçin

Soyu kesik olmamak; yani bizden sonra da Allah’ın dinini sahiplenip, yaşayacak bir soy yetiştirmek…. Sanırım asıl mesele burada. Bunu nasıl yapacağız?

22 Temmuz 2009 2 dk okuma 2,1B okunma
100%

İmran’ın karısı karnındakini kayıtsız şartsız Allah’a adamıştı. İbrahim ve Zekeriya, kendilerinden sonra Allah’ın dinini yaşayıp, tebliğ edecek bir nesil istiyorlardı. Nuh, Rabbinden kafir kavminin kökünü kazımasını istiyordu; çünkü kendileri gibi kafir bir nesil yetiştireceklerine inanıyordu.

Bu belki de taa Âdem ve eşiyle başlayan bir ölümsüz olabilme çabasıydı. Bedenen öleceğini bilen insan, hiç değilse fikirleriyle, düşünceleriyle, idealleriyle ölümsüz olmak istiyordu. Düşüncelerini, fikirlerini diğer insanlara yayan bir düşünür; ideallerini gerçekleştiren bir idealist, kendisine indirilen dini hakkıyla yaşayıp, tebliğ eden bir peygamber… Soyları devam edenler bunlarken, asıl soyu kesik olanlar karşılarındakilerdi tarih boyunca.

Soyu kesik olmamak; yani bizden sonra da Allah’ın dinini sahiplenip, yaşayacak bir soy yetiştirmek…. Sanırım asıl mesele burada. Bunu nasıl yapacağız?

Rasulullah ve beraberindeki arkadaşları vahiyle eğitiliyorlardı. Ne yapmaları gerektiği konusunda ayetler geliyordu; onlar da bu konuda seçimlerini yapıyorlardı. Eski ve yanlış davranışlarını, alışkanlıklarını terk ediyor, bilerek, farkında olarak kendilerini vahyin terbiyesine bırakıyorlardı. Onlardan sonra gelen nesil (istisnalar hariç) böyle yapmadı. Atalarından, babalarından gördüklerini aynen “taklit” etmeye başladılar. Sorgulama, düşünme ortadan kalktı.

Kur’an’ın yerden yere vurduğu, Rasulullah ve ashabının yıllarca mücadele ettiği “atalar dini”, bir kuşak sonra hortladı. Ne gerek vardı yeniden düşünmeye, araştırmaya, sorgulamaya… Zaten ataları “doğru yol” üzere değiller miydi?

Bizler de bir isyanla çıkmıştık yola. İsyanımızı, derin düşünceler, yorucu araştırmalar, uykusuz geceler takip etti. Her şeyi didik didik ettik elimizden geldiğince. Taklit amansız bir hastalıktı, kaçtık sürekli bize bulaşmasın diye. Bunları yaparken bizi “dinden çıkmakla” korkutanlara, “müsaade edin hele bir dine girelim” dedik; “müsaade edin bilelim neye teslim olduğumuzu.”

Peki ya çocuklarımız? Onlar ne yapacaklar?

“Tabi ki bizim yaptığımızı” mı diyorsunuz?

Bu cevap, “bizim yaptığımız gibi okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar, doğruyu bulsunlar” anlamındaysa, yani “bizi örnek alsınlar” diyorsanız tamam. Ama “Biz zaten doğru yoldayız, Kuran’dan besleniyoruz, yeniden bu kadar uğraşmalarına ne gerek var? Bizleri  taklit etsinler” diyor ve doğrularınızı çocuklarınıza yüklüyorsanız; İslam’ın mı yoksa atalar dininin mi hizmetindesiniz düşünün bence.

Ali Şeriati, bir sözünde:

“İsyandan önce teslimiyet hayvan kalmak,

İsyandan sonra teslimiyet insan olmaktır” diyor.

Gelin çocuklarımıza insan olma fırsatı verelim...   

Paylaş X Facebook

Yorumlar 2

B beytullah emrah 01 Ocak 2012

yazının ortaya koyduğu problematik bence üzerinde düşünmeye değer. çocukların nasıl ve nerede yetişeceği, büyüklerin ne yaptıklarıyla da doğru orantılı... görsel imgelerle, hipermetinlerle ve interaktif dünyalarda büyüyen yeni çocukların eğitimi için yeni bir pedagoji gerekiyor, bunun için de yeni bir halk pedagojisine ihtiyaç var. bu pedagoji ise sistemli ve mücadeleci bir sistem eleştirisi/muhalefeti içinde şekillenebilecektir. işte bu noktada müslümanların sisteme/zulme karşı mevcut şartlarda ne tür bir siyaset dili üreteceği, nasıl bir muhalefet yürüteceği meselesi devreye giriyor...

okumanın ve öğrenmenin farklı boyutlar kazandığı bir süreçte, şahitlik de yeni anlamlar kazanacaktır, yaşayarak öğrenme ve yaşayarak direnme konusu önemli. biz önüne farklı sıfatlar getirerek “nesil yetiştirelim” diyoruz lakin sağlam okullar da inşa etmeyi ihmal edebiliyoruz... şeriat’in sözü bu bağlamda çok hoş, isyan etmeyi öğretemeden teslimiyetin hakkını vermeyi biz nasıl sağlayacağız, düşünmek lazım...

“Soyu kesik olmamak; yani bizden sonra da Allah’ın dinini sahiplenip, yaşayacak bir soy yetiştirmek...” bunun asıl mesele olduğuna ise bu noktada katılamıyorum. çünkü oradaki soy ile ilk bakışta öyle görünüyor olsa da fiili anlamda bir soydan daha derin bir anlam kastediliyor olsa gerek. ahmet örs hocamızın bu konuda hoş tespitleri vardı, belki burada da paylaşabilir...

“soy yetiştirmeyi” asıl mesele görmemek lazım, nitekim Allah’ın dininin devamı sanırım bizim nesillerimize endeksli olmasa gerek...

bu konuda şu soruyu da ihmal etmeyelim: “hz. nuh (as) çok kötü bir baba mıydı ki oğlu tufanda kendini heder etti ya da hz. lut (as) kötü bir eşdi de o yüzden mi gelmedi karısı kendisiyle?” belki bu sorulara vereceğimiz cevaplar, asıl meselenin soy yetiştirme olmadığı hususunda bize ipucu verebilir.... ve son dönemde çocuk eğitimini, nesil yetiştirmeyi stratejik bir hedef gibi tayin eden yaklaşımları gözden geçirmemize vesile olabilir.

anlamlı ve önemli bir konuya işaret eden serdar efe kardeşimize teşekkürler... inşaAllah yazısıyla hayırlı bir özeleştiri sürecini de başlatmış olur.

S suleyman dilmen 01 Ocak 2012

allah razi olsun
ozellikle cocuklar zahmet etmesin yorulmasin
sorgulamasin bizden alsin dusuncesinin
zararlarini gostermeniz cok etkileyici

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Serdar EFE — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.