YAHYA VE İHYA
Vahyi yaşayacak, vahyi taşıyacak, elini taşın altına koyacak, ne yaptığının bilincinde, Allah rızasından başka amacı olmayan bir soy, bir nesil…
Kuran’da İbrahim ve Zekeriya peygamberlerin kıssalarında ortak bir yön dikkatimizi çekiyor. Her ikisi de çok yaşlı olmalarına rağmen çocukla müjdeleniyorlar. İbrahim’in karısı yaşlı, Zekeriya’nınki kısır. Şimdi “Bunda şaşıracak ne var diyeceksiniz. Yüce Allah’ın işi. Ayette de belirttiği gibi “O dilediğini yapar.” Bu olaylar da O’nun her şeye kadir olduğunu gösteriyor bizlere. Allah’ın mucizevî yarattığı çocuklar O’nun gücünün göstergesi.”
Doğru ama insan bazı sorular sormadan da edemiyor:
Zaten bütün çocuklar birer mucize değil mi?
Ya da o kadar yaşlanmışken neden İbrahim ve Zekeriya evlat istiyor?
Hem bu istek neden ayetlere konu olacak kadar önemli?
Aslında konuyla ilgili ayetleri dikkatlice incelediğimizde görüyoruz ki onların isteği sadece bir evlat değil. Eğer öyle olsaydı bu ayetler en çok erkek evladı olmayan ve bu anlamda soyu devam etmeyen Muhammed (as)'ı üzerdi herhalde. Halbuki Allah ona “senin soyun kesik değil” diyordu, Kevser suresinde.
Demek ki İbrahim ve Zekeriya’ya verilen evlat, Muhammed’e de verilmişti. Daha doğrusu evlattan kasıt farklıydı. Zekeriya yaşlanmıştı, kendinden sonrası için endişe ediyordu(19/5). Rabbinden istediği Allah’ı razı edecek, kendisinden sonra O’nun dinini tebliğ edip yaşayacak bir nesildi. Bu neslin adıydı “Yahya”, bu neslin adıydı “İsmail ve İshak”. İbrahim kavmi içinde yıllarca mücadele etmişti. Müşrik kavmini ve onların Allah’ın yanı sıra kulluk ettiklerini bırakınca Rabbi ona “İshak’ı ve Yakub’u” bağışlamıştı(19/49). Zekeriya da uzun mücadelesinin sonunda, tam da ümitleri tükenirken müjdelenmişti “Yahya” ile.
Zekeriya müjdeyi aldığında önce çok şaşırmış ve ağzından şu sözler dökülmüştü: “Rabbim! Karım kısır, ben de iyice yaşlanmışken, nasıl çocuğum olabilir?(3/41). Yaşlanmıştı, yani çok uzun yıllar yaşayıp, tebliğ etmişti vahyi. Ama anlattığı “toplum kısırdı” , çorak toprak gibi verimsizdi. Bu kısır toplumdan nasıl Yahya(lar) çıkabilirdi?
Bazen gayriihtiyarî düşünüyoruz hepimiz, gelecek üzerine. Karşımızda aynen Zekeriya peygamberin toplumu gibi bir toplum. Allah’ı razı etmekten gayri her türlü kaygıya sahip. Nuh gibi gece anlatıyorsunuz, gündüz anlatıyorsunuz. Fert fert uğraşıyorsunuz, toplu olarak gidiyorsunuz. Bazen Yunus gibi kaçasınız geliyor, her şeyi bırakıp. Yetişen nesil ümitsizliğinizi körüklüyor. Hızla dünyevileşen gençleri görüyor ve haykırmak istiyorsunuz “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak” diye.
“Ben daha ne yapayım, üzerime düşeni yapıyorum zaten.” derken vahiy uyandırıyor bizi derin uykumuzdan. Acaba ben İbrahim gibi tavizsiz ve şirkten ayrışmış bir metod izliyor muyum? Zekeriya gibi kaygı taşıyarak yaşayıp, ümitsizliğe düşmeden Rabbimin vaadine güvenip teslim oluyor muyum? Onların evlat özlemiyle yanıp tutuştukları gibi ben de vahyi kuşanacak bir gençlik, bir nesil için çabalıyor muyum?
Vahyi yaşayacak, vahyi taşıyacak, elini taşın altına koyacak, ne yaptığının bilincinde, Allah rızasından başka amacı olmayan bir soy, bir nesil…
Göz aydınlığı evlatlar…
“İhya edecek Yahya’lar!...”
“- Rabbimiz! Bizim Sana teslim olmamızı sağla. Soyumuzdan da teslim olacak bir toplum çıkar….” (2/128)
“-Rabbimiz! Eşlerimizden ve soylarımızdan, kendileriyle iftihar edebileceğimiz kimseler bağışla. Bizi takva sahiplerine önderler kıl.” (25/74)
Yorumlar 5
Zekeriya müjdeyi aldığında önce çok şaşırmış ve ağzından şu sözler dökülmüştü: “Rabbim! Karım kısır, ben de iyice yaşlanmışken, nasıl çocuğum olabilir?(3/41). bu ve benzeri ''De ki: “Allah’ın dilemesi dışında ben kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Her ümmet için bir süre vardır; süreleri sona erince bir saat bile geciktirilmezler ve öne de alınmazlar.”(Yunus–49) ayetler çok dikkatli okunmalı diye düşünüyorum.
Serdar Bey de bu tarz konuları çok güzel konu ediniyor yazılarında. Genel olarak Allah’a tam teslimiyet ve gerçek manadaki iman ile ilgili hadiselerdir bunlar. İnsan hayatının süresinin yalnızca Allah’ın elinde oldugunu bilse buna iman etse yani ayete gerçekten inansa zaten ayartıcıları onun üzerinde herhangi bir etkiye sahip olamaz. Düşünsenize bir günlük ömrünün kaldıgını öğrenen birini ne ile yolundan çevirebilirsiniz ki. İnşallah yeniden Rabbimizin istediği gibi imanlarımızı yenileyerek yolumuza devam edebiliriz. Serdar Beyden de da güzel anlatımı için Allah razı olsun.
Serdar Kardeşimizin Kuran’ın anlaşılması adına yapmış olduğu çalışmaları ve kalem aldığı yazıları taktir ederek, ilgi ile izliyorum.
Umarım bu çabalar, muhatalarının Kuran’ı anlaması kadar, yaşamlaştırmasınada katkı sağlar.
Zaten amaç bu olsa gerek...
Allah Razı olsun güzel yazı.
Selamünaleyküm
Hocam ALLAH razı olsun
güzel bir çalışma olmuş
neyimize güveniyoruz da RABBİMİZİN ilk emri oku olduğu halde okumayız
RABBİMİZ bizi muhatap alıp bir peygamber o peygamberle birlikte birde KURANI KERİMİ gönderdiği halde iman ettiğimizi söylediğimiz halde bu kitap ne yazıyor diye bir kere anlayarak okumayız
müslümanlığın şartı olan olan kelimeişehadette ALLAH dan başka İLAH yok dediğimiz halde minarelerden günde beş defa ALLAH dan başka İLAH yok diye duyurulduğu halde o kadar çoook İLAH icat ettikki sanki ALLAHA isyana varacak kadar niye bu İLAH kavramını öğrenmeyiz
biz müslümanlar inancımızı bir KURANI KERİM süzgecinden geçirmemiz lazım
bir kere ŞİRK, KUL, KULLUK, RAB, İBADET, DUA gbi kavramları iyi öğrenmemiz lazım
kusura bakmayın yara büyük biz farkında değiliz uyanma zamanı geldi geçiyor bile
ALLAHA emanet olalım
Allah razı olsun . Vahyin anlaşılması için çok güzel bir yazı . Bakış açısı çok önemli. Kuranla muhatap kimsenin “kendi hayatım için ne anladım” sorusuna cevap bulmamıza yarayacak ışık tutacak çok yerinde bir yazı. Önemli olan bu soruyu kendimize sorarak bu kitaba tabi olmamızdır. Kur-an’ın anlaşılmaz, herkes onu anlayamaz gibi hokkabazlık içeren dayatma inançların oluşturulduğu bu dönemlerde böyle ışıklara yollara ihtiyac duymuyor mu insan. İşte tebliğ bu . Kardeşimizden Allah razı olsun, bizlere de ışık olması dileğiyle...
