SAĞ ve MUHAFAZAKÂR İDEOLOJİ

Ahmed Turgut ULUCAK


Özellikle yaşadığımız coğrafyada sağcılık, dini bazı ritüeller ve dinsizlik olarak algılanan Komünist söyleme karşı tepki olarak kendini göstermiştir. Muhafazakârlık: Var olan durumu koruma amacını güden düşünce tarzı. Toplumun değişmesine karşı direnç gösteren, toplumsal-kültürel değerlerin korunmasını savunan, sağ kanat siyasi  ideolojisidir.

Muhafazakârlığın, değişime karşı direniş olarak tanımlanması, özellikle değişim isteyen sol ideolojiler tarafından eleştirilir. Muhafazakârlık, bir sağ ideolojidir. Muhafazakârlığın var olan kazanımları ve değerleri korumak şeklinde bir yanı vardır. Bu açıdan bakıldığında, herkes, solcular dahil, istedikleri toplumsal düzen gerçekleştiğinde muhafazakârlaşabilirler. Nitekim Sovyetler Birliği'ndeki solcu rejime karşı olanlar (örneğin Troçkistler) bu rejimi muhafazakârlaşmakla suçladılar.

Muhafazakârlık, değişime tümüyle karşı değildir. Sadece devrimsel değişimlere, topyekün toplum planlarına karşıdır. Radikal, "seçkin" bir grup entellektüelin bir araya gelerek, toplum düzenini bir anda değiştirecek devasa planlarını uygulamaya koymaları, muhafazakârlığa aykırıdır.

Bu açıdan, muhafazakârlık çoğunluk yanlısıdır ve demokratik bir toplumun temel ideolojilerinden biri olduğu savunulur. Muhafazakârlık, akla şüpheyle yaklaşır. Kendi aklının sesini dinleyerek başka insanların hayatları üzerinde kalıcı bir etki oluşturmaya çalışan düşünürleri eleştirir.

Muhafazakârlara göre akıl; farklı sonuçlara varabilmektedir ve bireyin toplum üzerinde keyfi değişiklikler oluşturma isteklerine araç olmamalıdır. Muhafazakârlığı, sistemli bir düşünce olarak ilk savunan kişi, İngiliz filozof Edmund Burke olmuştur. Burke, Fransız Devrimi zamanında yaşamış, devrime karşıt bir düşünürdü. O sırada İngiliz devlet adamları arasında Fransız Devrimi'nin İngiltere'ye yayılacağı endişesi yaygındı. Burke, devrimsel mücadeleye karşı, sistemli bir ideoloji oluşturarak, fikirsel alanda Fransız Devrimi'ne karşı bir mücadele başlattı.

Muhafazakârlık, İngiltere ve ABD gibi sanayileşmiş demokratik toplumlarda yayıldığı gibi, Osmanlı İmparatorluğu, Çin İmparatorluğu gibi gelenekçi ülkelerde de siyasi iktidarları etkiledi. Yaşadığımız toplumda sağcılık ve muhafazakarlık İslami algı haline dönüştürüldü. Bir kısım Müslümanlar da kendilerini bu çerçevede tanımladı.

Muhafazakarlık, sahiplenmesi gereken toplumda dinin yaşama dönüşmesine saygı duyan düşünce haline dönüştü. Özellikle milliyetçi-muhafazakar söyleme sahip çıkanlar, zaman içinde kendi tebalarını bu düşünce içinde şekillendirerek reaksiyoner olmayı değerleri korumak olarak algıladılar.

Maalesef yaşadığımız coğrafyanın kahır ekseriyeti kendisini sağcı olarak tanımlamayı  özellikle benimserken, bazı dini kavramların içini boşaltarak kendi söylemlerini meşrulaştırmak adına milliyetçi söylem ile ulusalcı bir çizgiyi sahiplenme ve onu koruma güdüsünü oluşturdu. Halkı Müslüman olan batı toplumlarında, sağcı olmak, muhafazakar olmak, solcu olmaya yeğlendi; çünkü solculuk İslam karşıtlığı idi sağcılık ise İslam'a daha ılımlı yaklaşıyordu.

CHP'nin tek partili baskıcı, istibdat döneminde Demokrat Parti geleneği, bu söylemi daha fazla öne çıkardı. Hatta zaman içinde bir dönemin azılı solcuları bile, Komünist  tehlikeye karşı sağcıları ve dini kullanma alanını tercih ettiler, ne de olsa reel politik gözetilmeliydi. Tıpkı bugün olduğu gibi!

Doğu toplumları, sosyalizm düşüncesi vee Baascı rejimleri kerhen de olsa desteklerken, Batı toplumunda (Türkiye'de) ise sağcılık, Osmanlıcılık, milliyetçilik, muhafazakarlık adı altında daha kuşatıcı bir algıya dönüştürüldü, sorgu yeteneğinden mahrum bu topluma karşı.

Devran yine farklı şekil almaya başladı. Bu sefer Türkiye'de, solculuğun sağcılığa göre tercih edilmesi gerektiği, solun İslam'a daha yakın olduğu, hatta İslam'ın sol söylemle eşdeğer olduğu teraneleri oluşturuldu bazıları tarafından.

1 Mayıs kutlamalarında solculardan daha ateşli olan bazı Müslümanlar tarafından ekmek ve emek adına artık kulvar solculardan alınmasa da ortak değerlerde buluşulmalıydı söylemi ortaya çıkarıldı.

Mevcut hükümet Türkiye'de geçmişte İslami çalışma yapanları, toplum değişimini İslami değerlerle şekillendirme iddiası taşıyanları, sağcılık adına, devletin bekası adına, istediğinizi yapın; ama sistemle çatışmayın pazarlığı adına merkeze, sağcı, muhafazakarcı bir çizgiye çekmede bir hayli başarılı olmuştur.

Solculuk daha çok Alevilerde ve Kürtlerde öne çıkan bir tercih olurken sağcılık ise Türklerde öne çıkan, nerede ise varlık sebebini oluşturan bir değer haline dönüşmüştür. Sağcılar da, solcular da ataları ile övünme duygusunu öne çıkarırlar. İşin garibi iki ideoloji de İslam'ın değerlerini yeri geldikçe kullanmaktan imtina etmezler. Yaşadığımız toplumda en fazla tebası olan İslamcılık iddiası taşıyan topluluğun kökenlerine baktığımızda kraldan çok kralcı kesilenler olduğunu görürüz. Kemalist rejimin tıkanan damarlarını açanların, artık toplumda değer haline dönüştüğü, devletçi politikaların benimsendiği kaçınılmaz hale dönmüştür.

Müslüman kimlik kendisini dönemsel, pragmatist gündemler ile tanımlamaz. Reel politiğe düşüncelerini, değerlerini kurban etmez, varlığını, muhatabının şekline göre değil, Allah'ın koyduğu tanımlamaları mutlak kabul eder. Sağcılık ve solculuk söylemine taraf olmaktan ziyade beşeri her türlü ideolojilerden arınarak kimliğini, şahsiyetini, tavrını alemlerin rabbi olan Allah'ın koyduğu ilkeler içinde tanımlar. Eziklik psikolojisi müslümanı zillete düşürmeye devam edecektir Müslüman izzetli şahsiyettir.

Bahçenize giren komşunun tavuğuna kışt demekle çok şey kaybetmezsiniz; ama bahçenizi değiştirip ısırgan ve zakkum otlarını yemiş haline dönüştürmüş iseniz tavukları kovmanızda bir anlam ifade etmez . Müslüman etkilenen değil, etkileyen olma özelliğini öne çıkaran olmalıdır.

Fussilet Sûresi 33: Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve: "Ben gerçekten müslümanlardanım" diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?   

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN