BAKIŞ AÇISI
Bir bakış açısının olması insanı diğerlerinden farklı kılan en önemli özelliktir. Bakış açısı olmayan insanlar etken değil edilgendir, başkaları tarafından yönlendirilir. Bir bakıma da şöyle denilebilir; İlahi ya da beşeri bir bakış açısı olanlar topluma dair derdi olanlardır, kendi doğrularının yaşanması için mücadele edenlerdir. Çünkü sahiplendiği ilkeler onu hayata müdahil kılar ve bir karşılığının olmasını ister.
Yorumlar 2
Vahyin gölgesinden neşet eden bakış açıları aynı hedefe bakmayı/yönelmeyi beraberinde getirir/getirmelidir, bu, fotokopik zihinlerin oluşacağı/oluşabileceği anlamına gelmez, zaten bu eşyanın/insanın tabiatına aykırıdır, fakat kırmızı çizgiler/ana ilkeler noktasında aynı potada erimeyi ve asla/köke taalluk etmeyen farklı anlayış/çıkarım sahiplerini de o potada eritebilmeyi önerir/yönlendirir. Ütopya olmayan vahdet/birliktelik bunun içindir. ''Fotokopik'' zihinler, dürtüler, refleksler, algılar, çıkarımlar, pratikler, yönelişler insanoğlundan beklenecek şeyler değildir, çünkü, yaratılışından kaynaklı farklı ruh/duygu/kalp/akıl, beceri, zaaf v.s taşıyan insan tekinin bunları yansıtması farklılık arzetmektedir ve bu da insanın tabiatındandır, insan, olgulara/olaylara bir ‘robot’ bir ‘hayvan’ misali ''fotokopik'' tepkiler ver(e)mez. Vahyin bizden istediği kendi koyduğu hududlara sadakat gösterilmesi, asla taalluk etmeyen farklı refleks/algı ve pratik sahiplerinin tolere edilerek kendi aralarında kardeşliğin inşa edil(ebil)mesi ve vahdeti/ümmeti oluşturma iradesinin gösterilmesidir. İnsanların/müslümanların vahdetinden/birlikteliğinden bahsetmenin karşılığı-gereği budur, ruhsuz robotların/makinelerin ''vahdetinden'' bahsetmek ne kadar absürt ise, insan tekini birlikteliğe ulaştırmak için adeta robot/makine benzetmesiyle fotokopik zihinlere indirgeyerek vahdet beklentisine girmek o kadar absürt bir yaklaşımdır/beklentidir. Kültürü, örfü, adeti, yemesi, içmesi, giyinmesi, zevkleri, dili, rengi v.s farklılık arzeden fakat aynı ilahi öğretiye tabi olan müslümanların (afrikalının, asyalının, avrupalının, siyahinin, beyazın, sarının, arabın, kürdün, türkün) vahdeti/ümmeti oluşturabilmelerinin gereği-gerçeği-karşılığı budur diye düşünmekteyim. Arakan’lı, eritre’li, mali’li, patani’li, gazze’li, çeçenya’lı, kürdistan’lı, türkistan’lı bir müslümana duyulan sevgi ve duyarlılık buradan kaynaklıdır.
Hakikati göreceliliğe kurban etmeden ve empatiyi de bütünüyle sürgüne göndermeden oluşturulan bakış açıları hayırlara vesile olacaktır, bu bakış açılarıyla hayatı okuyanlar vahdetin ve izzetli ümmetin bir ''ütopya'' olmadığını bilenlerdir ve de bu umutla gayret edenlerdir.
Bir başka başlığa ilişkin destek ve katkımda şöyledir; kişinin yanlış çıkarımı ya da yönelişi kendisiyle sınırlı kalıyorsa bunun indallahtaki karşılığı/cezası ile, bu yanlış yönelişi deklare ederek muhataplarını da yönlendiriyorsa bunun indallahdaki karşılığı/cezası farklıdır ve daha vahimdir. Örneğin; bir müslümanın, bir ev alabilmek için nefsine yenik düşerek krediye bulaşması ve bunu kendi iç dünyasında yaşaması, sınırlı tutması ayrıdır (bu da mutlak haramdır ve cezayı gerektirir, ta ki tevbe edip tevbesi kabul olununcaya kadar), fakat hem bu cürmü işleyip hem de nefsini ve yönelişini temize çıkarma adına bu batıl yönelişini diğer insanlara yansıtarak bu yönelişinde mahsur olmadığını ve daha da ileri giderek ‘enflasyonu geçmeyen faizlendirme riba’ya’ girmez gibi sapkın/saptırıcı çıkarımlarla diğer insanların da harama düşmesine neden olması çok ayrıdır ve vebali de çok büyüktür. Bu örnekten yola çıkarak çokça örnek verilebilir, yani yanlışı yapmak ayrıdır, yanlışın -doğru zannedilerek- yaygınlaşmasına neden olmak apayrıdır.
Yüreğine sağlık Yakup kardeşim. selamlar.
Yine biyerlere hedef tutmuş yazar beyefendiler.Kimsenin vahdet dediği yok, o yazılar iyi anlaşılsın.Yöntem ve oluşumlar değişmeli deniliyor vahdet için mesela.Kimseyi imaylada olsa itham edmemeli.Çok yanlış.
