“İslami Sol” Söylemi Üzerine
İslami kimliğin, İslami düşünce ve eylemin ortaya çıkması, konjonktürel süreçlere bağlı olan değil, kendi safiyetinde gerçekleşmelidir. İslam’ın her çağa meydan okuyan ve çözüm sunan değerleri ile karşı koyuş ve çözüm üretme dirayetimizi göstermeliyiz. Başkasının yürüyüşünü taklit edenlerin, kendi yürüyüşlerini unuttuğunu tarih bize göstermektedir.
İdeolojik söylemlerin giderek merkez algılar içinde eritilmesi sorunu, sadece yaşadığımız coğrafyaya has bir olgu değil. Bugün dünyada, küresel emperyalist kabullerin genel geçer algılara dönüşmesi için ciddi bir dezenformasyon süreci yaşanmaktadır.
Genelde dünya ölçeğinde özelde de Türkiye ölçeğinde sistemlerin / rejimlerin yeniden dizayn edilmesi sürecine tanık olmaktayız. Ortadoğuda Baasçı / baskıcı rejimlerin, Türkiye’de de laik Kemalist rejimin miadının dolduğu, görevlerinin tamamlandığı anlaşılmakta ve kontrollü bir geçiş süreci yaşanmaktadır.
Doğu toplumlarında sol ideolojik söylemler öne çıkarken, batıya yakın olan halkı Müslüman coğrafyalarda ise (Türkiye örneğinde olduğu gibi) muhafazakar sağcılık söylemi öne çıkmaktadır. Bu tür ideolojik söylemler halkın geleneği içinde şekillendirilmeye çalışılırken, toplum mühendisliğini kendine görev bilenler, halkı mevcut rejimin temel argümanlarına uyumlu bir dini söylemle yönlendirmeyi yeğlemişlerdir.
Muhafazakarlık denkleminde sağcılık söylemi bir sonraki yazımızın konusu olacağı için burada kısaca bir saptama açısından değerlendirmek durumundayız. Sermaye ve sosyal alanda eşitlik ilkesi üzerine konuşlandırılan sol tandanslı düşüncenin ortaya çıktığı şartları dikkate alarak değerlendirmek gerekir. 70’li yıllarda halkı Müslüman olan coğrafyaalrda “İslam sosyalizmi” gibi bir kavram üretildi ve solun İslam’a yakın olan kimi tezleri gündeme alındı. İsmail Faruki’nin düşünceleri ekseninde İslam toplumunda kısmen de olsa yer bulan bu söylem ve düşüncede, Faruki’nin düşüncelerinin de istismar edildiği gerçeği ayrıca değerlendirilmelidir.
Asıl üzerinde durmamız gereken, İslam’ın esasının, vahyin belirleyiciliğine tâbi olmak gerçeği bilinmesine rağmen niçin Müslümanlar arasında beşerin ürettiği ideolojilerin zaman zaman taraftar toplayabilmesi meselesidir. Özellikle kapitalizmin sol söylemle ele alınması, sermaye gücünü elinde bulunduranların Marksist argümanlar ile eleştirilmesi, bu konuların bazı Müslüman şahıslar tarafından bu merkezde ele alınması üzerinde ciddi şekilde durulması gereken bir sorundur.
“İslami sol” veya “sosyalist Müslüman” tanımlamalarına sahip çıkanlar içerisinde bulunduğu halet-i ruhiyeyi nasıl anlamak gerekir? Bu bir yenilmişlik psikolojisinin sonucu mudur, yoksa farklı bir şey söyleme arayışının çaresizliği midir? “Abdestli kapitalizm” söylemi ve “Müslüman kapitalist olmaz fakat sosyalist olur” gibi argümanlar, bizim kendi mecramızın dışında yeni bir yol arayışı değil midir?
Müslümanın zihni ve söylemi net olmalıdır. Hadiseleri, ithal ideolojik kalıplarla değil, varlık sebebi olan kulluğu çerçevesinde, iman ettiği vahyin ölçüleri içinde okuma ve çözümleme yoluna gitmelidir. Zamanın revaçta olan ideolojik ekollerinin Müslümanlarda zihin kaymasına sebebiyet veriyor olmasını, “ezilmişliğe itiraz” diyerek olarak geçiştirmek mümkün değildir.
İslam’ın kendi değerleri içinde inşa etmeye çalıştığı Müslüman kimlik ve tavrını dönemsel algılara kurban etmek, temelden bir savrulmadır. Vahyin inzal olduğu ilk yıllarda dönemin tiranlarına, egemen güce karşı ortaya konulan Rabbani itiraz ortadadır. Biz, zulme, haksızlıklara karşı durmak için başka ideolojilerin argümanalrına muhtaç değiliz.
“Onlara: ‘Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın’ dendiği zaman, o kâfirler, mü’minler için: ‘Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?’ dediler.” (Yasin Suresi 47)
Bizler her alandaki haksızlıklara İslami özgünlükte mukavemet gösterecek özelliğimizi diri tutmak zorundayız. Mücadele alanımız sadece ezilmişliğe karşı çıkmak, sermaye sahiplerine karşı durmak gibi içinde çözümü bulundurmayan argümanlar değil, bizatihi hayatın içinde İslami çözümün imkânlarını somutlaştıran bir bütüncül çaba olmak durumundadır.
İslami kimliğin, İslami düşünce ve eylemin ortaya çıkması, konjonktürel süreçlere bağlı olan değil, kendi safiyetinde gerçekleşmelidir. İslam’ın her çağa meydan okuyan ve çözüm sunan değerleri ile karşı koyuş ve çözüm üretme dirayetimizi göstermeliyiz. Başkasının yürüyüşünü taklit edenlerin, kendi yürüyüşlerini unuttuğunu tarih bize göstermektedir. İslam’ın hayata sunduğu değerler manzumesini, alternatif değil varlık sebebinin aslı olarak görmek durumundayız.
Alternatifler asıl olanlara karşı geçici çözüm ve rakip olarak üretilirken, mağlupların galipleri taklidi, galiplerin iktidarlarını biraz daha uzatma imkânını kullanmalarına zemin hazırlamaktadır. Risalet toplumlarda geçerli olan bütün cahilî temayülleri temelinden geçersiz saydığı için, kendilerinde cahili gerekçelerle üstünlük görenlerin konumlarını da tamamıyla alt üst etmekteydi. Yani onlar, makamlarının, iktidar ve itibarlarının ellerinden alınmasından korkuyorlardı. İslâm'a, tevhid inancına ve bütün peygamberlere karşı mücadele veren, onlara sıkıntılar çektirip işkenceler yapan yöneticiler (Mele), bu sebeple hâkimiyetin Allah'a ait olduğunu kabullenememişler ve müstekbir bir tavır takınmışlardır.
Zorbalık ve sömürü üzerine güç oluşturup insanları bölerek sömürenlere karşı ne adına olursa olsun karşı duruş erdemli her insanın ve tabii ki mü’minlerin en temel sorumluluğudur. Emekleri heba edenlere karşı durmak, müstağni tutum takınarak zulme yönelenlere karşı mücadele etmek ve bunu yaparken özgün İslami söylem ve duruşu muhafaza etmek gerekmektedir.
İslam’ı herhangi bir beşeri ideolojiyle sentezleme sapmasına yönelmeden, hakla bâtılı karıştırmaktan sakınarak mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Sapmanın ve yeryüzündeki zulmün merkezinde, insanlığa nizamat verme noktasında Yüce Allah’a teslimiyet yerine rablık iddiasına kalkışan ideologlar ve onların takipçileri olduğu gerçeğini deşifre etmedikçe, mülkiyet hakkını adalet ölçüsünde değerlendiremediğimiz sürece dönemsel algıların kurbanları ve mazlumları olma sorunu devam edecektir.
Yorumlar 12
Ahmet Turgut ulucakın görüşlerine katılıyorum. Yeni bir sapma haliyle karşı karşıayayız. Bazı kompleksli müslümanlar da bu sapmayı besliyorlar. En son gerçekleştirilen emek ve adalet sempozyumu da bence buna örnektir. Bu konuyu gündeme getirdiği için Allah razı olsun kardeşimizden.
ahmet kardeş öncelikle islam ve hayat ailesine hoş geldiniz,yazınızdan devamının gelecegi anlaşılıyor.
bahsettiginiz görüş bazı kesimlerde malesef mevcut.müslüman islamı hiçbir beşeri ideolojiye sentez yapma hakkı olamaz aksi halde bunun hesabını bu dinin sahibine veremez.
benim düşüncem kapitalizmden daha çok sosyalizim islamdan olan düşünce ve görüşleri üzerinde taşıyor.yani islam onlardan birşey almaz onlar islamdan işlerine geleni almışlardır,ve birileride bu tuzaga düşüyor.
la şagıyya la garbıyya islamiyye islamiyye.
selamlar
İslamın önüne ek getirenlere klasik bir cevap olacak ama tekrar hatırlatmakta fayda var,
Solcuyum müslümanım, sağcıyım müslümanım, kürdüm müslümanım türküm müslümanım, laikim müslümanım atatürkçüyüm müslümanım , alevi müslümanım sünni müslümanım , liberal msülümanım demokrat müslümanım, tasavvufcuyum müslümanım sofiyim müslümanım vs vs diye kendilerini tanımlıyorlar ANCAK TÖVBE HAŞA İSLAM NOKSAMI Kİ ÖNÜNE BİR EK GETİRİYORUZ.
ALLAH BİZİ SADECE MÜSLÜMAN OLARAK TANIMLAMIŞKEN.
ÖNCE VE SADECE BU PAYDADA BİRLEŞELİM.
Ve Allah’da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)'ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah’a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur’ân-ı Kerim’de de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah’a sarılın (Allah’ın Zat’ında yok olun). O, sizin Mevlâ’nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı. HAC 78
solcu birisi müslüman olabilirde müslüman olan birisi nasıl solcu olabilir? hoş geldiniz diyen kardeşime teşekkür ediyorum hoş bulduk kısmet olursa bundan sonraki makalede türkiyede sağcılık ve muhafazakarlık meselesini irdelemeye çalışacağız inşallah
İnşallah yazılarınızı takip edeceğiz. Hoş geldiniz kardeşim.
abi inşallah sizlerden en güzel şekilde faydalanırız. siteye güzel katkılar sunacagınızı düşünüyorum..
Bir ümitle girdim,sahici eleştiriler bekliyordum; lakin bildik tıkalı eleştiriler...
“Sermaye sınıfı” ile hesaplaşmadan sadece onun kimliği üzerinden reddiyeler sunmayı Tevhidi Mücadele olduğu zannı’nın kendisini mesela hiç tartışmaya açmıyorsunuz.
“Beşeri İdeolojiler” diyerek kestirip atıyorsunuz,ama acaba beşeri olmayan bir ideoloji var mı?
Var ise bunun temsilinde icraat içinde olan beşerler beşerlikten çıkıp İlahi temsiliyet içinde olan insanlar mı oluyorlar? gibi bir çok açmazlar var ve bunlara da cevap verilmiyor.
Son olarak,biz çok başka şeyler söylerken siz bizim kastettiklerimizin dışında bir telaşı silah olarak doğrultuyorsunuz.
Keşke birbirimizi anlayabilseydik.Ne siz rabbani muvahhid tevhidi bir kurtulmuşluk rahatlığı ekseninden çıkabiliyorsunuz, ne de biz kendimizin sizin görmek istediğiniz yerde olmadığını anlatabiliyoruz.İlginç bir paradoks.Hem sizin payınıza, hem de bizim.
Dünya ve ahret hayatının inşa ve kazanma projelerini sunan, temel kavramlarıyla mükemmel kulluk inşasının ilahi yasalarıyla yaratan yaratılan arasında kopmaz bir bağ oluşturan, Kur’andan uzaklaşarak batıcı ve çağdaş kavramlarla hayatı tanımlayanların akıbeti taklitçilik onursuz bir yaşam ve acı son tehlikeleriyle doludur. Günümüz Tevhid ehli Müslümanların en büyük sorumluluğu İslam binasının tekrar temel kavramlarla yeniden inşa etmektir. Rabbim bizleri bu binanın olmazsa olmaz kavramlarının şahidliğini yaparak Müslümanlar olarak temel sorumluluklarımızı yerine getirmeyi naıb ettin. İslam ve Hayat taka nice bereketli yazılar dileği ile Allah sizlerden ve tüm kardeşlerimizden razı olsun.
Başkasının yürüyüşünü taklit edenlerin, kendi yürüyüşlerini unuttuğunu tarih bize göstermektedir.
işte yukardaki söz yazının en önemli manzumesidir. sizleri yakından takip etmeye devam edecegim inşallah
kadir kardeşimiz alınganlık içinde yazımızı eleştirirken kendisine ait bir hakkı kullandığını düşünüyorum.Bu sitem dolu alınganlık içindeki haleti ruhiyesi mesajın bir nebze olsun makes bulduğuna işaret olarak değerlendiriyorum. sermaye söyleminde eleştiriler ayrı bir dosya konusu olmakla beraber hesaplaşmanın merkezine sermaye sahiplerini koymak sorunun kökenini sağlıklı değerlendirmemek olarak düşünüyorum. Beşerin ideolojik yaklaşımlarının mümin sahsiyetlere çözüm üretmediği kanaatine sahibim. asıl anlaşılması gerekende bu durumdur. Merkeze kendi algı biçimimizi hüccet haline dönüştürüp kesip atmak değil birilerinin kulvarında değil kendi mecramızda çözümler üretmek gerektiğini düşünüyorum.İslami sol kavramının zihin bulanıklıgından öte bir anlam taşımadıgını düşünüyorum. Meseleye sadece savunma mantığından ziyade birazda bizleri bu alana doğru iten sebebler nelerdir onları görmemiz gerekiyor .Anlaşılmamak bir sorun olabiliyor malesef buna katılıyorum şirk ve tevhid anlamlarını dönemsel gündemlere kurban etmemek gerekiyor tuğyanı sadece bir alanda değil vahyin anlaşılmasında ve mazlumların geri bırakılmasındaki egemen güçleri sorgulayıcı her alanda değerlendirmek gerekiyor.unutmamak gerekiyorki bazen sapmalar din merkezli bozuk algılardan kaynaklanıyor
Cevabınız için teşekkür ederim. saygılarımla.
emeğinizin karşılığını mutlaka allah verir !selamlar
katılımınızdan dolayı memnun oldum sağlıklı düşünme ve yaşama dileğiyle selamlar.
Kim İslam’dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır.
