İçeriğe atla
19 Ağustos 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Çetin YILDIRIM
Çetin YILDIRIM
28 Mayıs 2007

Neyin Seçimi ya da Yaşananlara ‘Radikal’ Bir Bakış

Unutmayalım ki, siyaset asla alternatifsiz değildir. Kendi dünya görüşünü açıkca ifade etemek ve kendi kutsalına sarılmak yerine, sisteme yaranmaya dayalı bir siyasi yöntem benimseyenler, zillet içinde sistemin ilahlarına tapınmaktan kurtulamazlar. Geçmişte sahip oldukları İslami kimliklerini, sistemin taşeronu siyasi partilere yamayanlar unutmasınlar ki, izzet ve şeref yalnızca yüce ALLAH’ın yanındadır.

28 Mayıs 2007 4 dk okuma 4,2B okunma
100%

NEYİN SEÇİMİ YA DA YAŞANANLARA 'RADİKAL' BİR BAKIŞ

 

Yine bir seçim yaklaşıyor. Halk tv’lerden, gazetelerden kim nereden hangi partiden aday, hangi parti nereden ne kadar lehine oy çıkarır diye habire olanı biteni seyrediyor.

Altmışiki yıldır ülkede demokrasi varmış gibi Meclis’in nasıl şekilleneceği üzerine dil döküp kafa yoruyorlar. Seçimlerin nasıl bir sonuç vermesinin ötesinde bu neyin seçimi diye, düşünme yetisi sanki iptal edilmişçesine perde arkası hakkında tek bir yorum dahi yapılmıyor.

Demokrasi kısaca halkın kendi kendisini yönetmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Fakat Türkiye’de böyle bir şeye şahit olan beri gelsin! Türkiye’deki bir demokrasi oyunundan ibaret.

Geninde halkı bypas ederek sadece inkılaplarını zorla kabul ettiren bir sistemi tartışmaya açmadan, sırf sistemin kurguladığı bu oyunu oynamak oyuna gelmekten başka bir anlam ifade etmez. Sistemin meşruluğu sorgulanmadan, her türlü politik faaliyet ve seçimler vs sadece bir yanılsamadan öteye gitmeyecektir.

Ülkede hakimiyet halkın(!)dır, demek sadece sistemin nefesini üfürmekten başka bir şey değildir.Ülke tarihindeki tüm anayasalar ve bu yasalara dayanılarak oluşturulan kurallar, kurumları hep askeri oligarşi tarafından kurulagelmiştir. Sistem de zaten bu zevat tarafından kurulmuş değil midir? Öyleyse sistemin sivil yani halka dayandığını söylemek gönüllü aptalı oynamaktan başka bir şey olmasa gerek.

Ülkede kutsallar savaşı yaşanmakta ve bu savaşta sistemin kutsallarını tanımayan, onları kutsamayan hiçbir siyasi parti yaşama şansı bulamamaktadır. Hatta sistemin kutsallarını tartışmaya açabilecek tek bir demeç bile kişileri ve siyasal örgütleri yemek için yeterli bir sebeptir. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’ndan, Fazilet Partisi’ne değin yaşanan süreç bu oyunun en açık örnekliğidir.

Bu faşist oyunda siyasi partilere, sisteme itaat etme ve resmi ideolojinin sahibi seçkinci askeri yapının belirlediği sınırlar dahilinde kalma şartı dahilinde bir siyaset imkanı ancak tanınmaktadır. Bu oyunda yüzü eskiyenler değiştiriliyor. Sistem, aynı işi sağ kolum yoruldu sol kolum yapsın, soldakiler yıprandı sağdakiler işbaşı yapsın der ve onlar da sisteme itaat ederler. Sıradışı bir gelişme olup da ters giden bir şeyler olursa muhtıra veya darbeyle “sivri diller” kesilir, “yanlış hayaller”in önüne geçilir. Halk da ehlileştirilir.

Bu süreçte partiler sıranın kendilerine gelmesini dört gözle beklerler ki, sisteme itaatin karşılığı olan yandaş besleme, ihale kapma, adamını atama, cebini doldurma işlevini gayet iyi yapabilsin. Sisteme ve resmi ideolojiye bağlı kalındığı sürece yapılan her haramzadeliğe sistem tarafından göz yumulur ya da ortaya çıkarılacağı zamana kadar sistemin belleğinde saklanır. Zamanı geldiğinde de ipliği pazara çıkarılır. Onun için medyanın da sistem tarafından beslenip semirtildiğini unutmayalım. Her siyasi iktidarın bir de medyası hep olagelmiştir, ama asıl etkili medya, resmi ideolojinin borazanı olan renkli medyadır.

Çok farklı gibi algılanan siyasi yapılar sistem tarafından şen ortaklar haline getirilebilmektedir. Yıllarca birbirlerine hasım gibi görünen sağ ve solun ortaklaşa kurdukları hükümetler, birbirlerine hakaret eden kişilerin aynı partide hizmet(!) aşkıyla yan yana gelmeleri oyunun tanımlanması için manidardır. Hatta olmaz denilen ittifaklar askerin “hizaya gir” demesiyle bir anda birleşmelerin gözlenmesi, “aman aykırı bir tip, farklı ses çıkmasın” diye miletvekili adaylarını mülakat adı altında ikna odalarında seçime hazırlamaları, siyasi partilerin sistemin özel hizmetçiliğinden öte bir şey yapamayacaklarının ispatı değil midir?

Özelde ‘radikal bakış’ diye nitelenebilecek bu tahlillerimizin, şu son süreçlerde yaşananlarla bire bir örtüştüğünü görmek ilginç olmuştur.

Radikal olmak demek, olayları ve problemleri kökeninde ele almak demektir. ‘Şeyler’i ismiyle çağırmaktır. Anlamak ve aşmak demektir. Anlamlandırdığımız, adlandırdıgımız şeyler gerçekse, bunun adı radikal duruş ve bakış ise bundan asla geri duracak değiliz. Unutmayalım ki, siyaset asla alternatifsiz değildir. Kendi dünya görüşünü açıkca ifade etmek ve kendi kutsalına sarılmak yerine, sisteme yaranmaya dayalı bir siyasi yöntem benimseyenler, zillet içinde sistemin ilahlarına tapınmaktan kurtulamazlar. Geçmişte sahip oldukları İslami kimliklerini, sistemin taşeronu siyasi partilere yamayanlar unutmasınlar ki, izzet ve şeref yalnızca yüce ALLAH’ın yanındadır.

 

Her kim rahman olan Allah’ın zikrinden yüz çevirirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz de o onun yakın dostu olur. Şüphesiz o şeytanlar onları yoldan çıkarırlar. Onlar da kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.”  (ZUHRUF 36-37) 

 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 6

M Murat İslam 01 Ocak 2012

Sistem ve yandaşlarının İslami ne varsa olan düşmanlıkları açıkça ortaya çıkmış durumda.
Ancak; kendilerini müslüman olarak ifade eden, ancak kurtuluşu siyasi oluşumlarda arayanlar kendini ciddi olarak sorgulamalı... Siyasi platformada İslami sorunlara çözüm arayanlar toplumsal mutabakat bekleye dursun... Sorunların çözümün yerine, yeni sorunlara gebe olduğu aşikar... Şimdiye kadar çözülmeyen İslam’i sorunlara sıranın gelmemesinden dolayı, bundan sonra inşaallah çözülür mantığı maalesef devam ediyor.
- “ aman aykırı bir tip, farklı ses çıkmasın ” mülakat adı altında ikna odaları - gerçekten dikkat edilmesi gereken konu.
Bu anlamda yazı siyasi gündemin işleyişini gözler önüne seren bir yazı olmuş.
Allah razı olsun...

A Ahmet Örs 01 Ocak 2012

radikal bakış esaslı bir duruş olarak bir nasip olarak telakki edilmeliyken ter edip kenara çekilmek daha hoş bir tutum olarak görüldü ki şimdi birtakım çevreler öz eleştiri adına geçmişi reddediyorlar, küçümseyip aşağılıyorlar. bilmiyorlar ki küçümsedikleri kendileridir...

T Türker Birol yıldırım 01 Ocak 2012

ZUHRUF 36-37

Çok şey anlatıyor....

B beytullah emrah 01 Ocak 2012

Alternatif bir sivil siyaseti inşa etmek gerçekten önemlidir. Bunun nasıl sağlanabileceği ve sağlanan birlikteliklerin nasıl harekete geçirileceği hususları ise tartışılmaya muhtaçtır. İnsanların siyaseti partilerle kayıtlı tuttuğu bir zamandan geçiyoruz. Siyasalın yeniden yükseldiğini görüyoruz. Ne var ki bu “siyasallık” belirli yerlere tahvil edilmek isteniyor ya da belirli bir çizgide tutulmak isteniyor.
Yine de Müslümanlar tevhidi bir kimliğin toplumsal şahitliğini yapmak ve alternatif siyasetlerini üretip, uygulayabilmek zorundadır.
Selam, dua ve muhabbetle.

C cemil arslan 01 Ocak 2012

bürokratik oligarşiye, toplumsal sapmaya, hertürlü kandırma, ideolojik sarsılma, aşınma, erozyon, aldatma, yıpratma ve dayatmaya hayır demek ve bunu bir “mücadele süreci” şekline dönüştürmek tüm müslümanların boynunun borcu olsa gerek...
yorumun için tebrikler, çetin bey

I ismail hakkı 01 Ocak 2012

kutsallar savası diye bi kavram bulmuşsun, ama kendinin bile aklında bu konuda tam bir fikri yok, kutsallar savaşı... kutsallar savaşı nedir...

sistem aşağı sistem yukarı, sistem dediğin ne, bu yazıda geçen sistemin tanımı yok, zaten herkes bir sistem bozuk paravanının arkasında sitem aramaksızın saklanıp duruyor.

iyi has yazmış yazmışsın ama birden ne olduysa artık bilinç altındaki korkuların mı yoksa bi yerlere yaranma isteğin mi depreşmiş anlamadım, işte bu faşist sistemde demişsin, anlattıklarının çoğu kapitalist ve emperyalist konularda faşizmi nerden çıkardın aniden onu da anlayabilene aşkolsun.

DİN KARDEŞİM bu millete demokrasiyi kimse zorla kabul ettirmedi, türkiyenin her bölümünden temsilciler seçildi bu cumhuriyet kurulurken. millete kabul ettirilmedi derken içinden tabiki de zorla demokrasik bi rejim altında yaşamaya mahkum edilenler oldu ki onlar da ya çıkarları zedelenen ekmeklerinden yağı alınan insanlar ya da bu yağları alınan insanların kandırdığı dinini tam öğrenememiş, islam dininin ne olduğunu anlayamamış kara cahillerdi.

Bugün yok mu içimizde bunlardan, elbeteki war. halkın milli bilincini ve kenetlenmiş yapısını bozmamak, o bölgenin bir müslüman bölgesi olduğunu ordan geçen her yolcuya göstermek için şehrin en merkezi yerinde durduğu halde kaldırılmayan türbeleri (ki ben bu hareketi çok takdir ediyor ve memnuniyet duyuyorum) kepçe gelmiş de yıkamamış diye anlatan insanların öğrettği dinin iki gün sonra bu türbeler kaldırılırsa yalanlar ortaya çıkarsa o inananların gözünde ne durumda olacağını ve nasıl bi hayal kırıklığı yaşatacağını lütfen unutmayalım. Bu kötülüğü halkımıza masonlar bile yapamaz.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Çetin YILDIRIM — diğer yazıları

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.