İçeriğe atla
15 Eylül 2026 Künye RSS
İslam ve Hayat Bir Mekteptir — Âl-i İmrân 19
Son Dakika Din nedir? Kur’an’a göre Din ne demektir? (VİDEO) 08:06
Kadir TURAN
Kadir TURAN
15 Eylül 2026

Taziye Kültürümüze Dâir

Dini bir gelenek oluşu sebebiyle Hz. Muhammed (s) döneminde taziye kültürünün nasıl olduğuna çok kısa değinmek istiyorum. Zira peygamberimiz bize örneklik teşkil eden en iyi müslümandır. Bu sebeple onun hem mezkur konuda hem de başka konulardaki tavır ve duruşu bizler için büyük öneme sahip. Hz. Muhammed döneminde taziye, acıyı paylaşmak, sabrı tavsiye etmek ve İslam ve ihsan kaynaklarında belirtildiği üzere kederli aileye maddi-manevi destek olmak esasına dayanıyordu.

15 Eylül 2026 5 dk okuma 3 okunma
100%

Herkese çok ama çok yakın olan bir ölüm gerçeğinden söz edilir. Evet sonluyuz, faniyiz, ölümlüyüz... Bir göz açıp kapamak gibi yaşam, bir varmış bir yokmuş misali. Buna rağmen asıl önemsenmesi ve kıymet verilmesi gereken kavramlara, gerçekliklere eğilmiyoruz ve bunları önceliklerimiz arasında gereken yere koymuyoruz. Varsa yoksa bugün ve an derdimiz.

Yarınki akıbetimizin bir yandan meçhul olması diğer yandan da ayan beyan ortada olması yaratılışın, var oluşun bir cilvesi herhalde diye düşünüyorum. Evet, varoluş... Bu dünya hayatında belki de kendimize yöneltebileceğimiz en mühim en kıymete haiz soru; Ben kimim? Nerden geldim, nereye gidiyorum? Ölüm denen bu garip fenomen benim sonum mu yoksa yeni ve özge bir başlangıç mı? Bu sorular labirentinin duvarları arasında debelenip duruyoruz ömür hayatımız boyunca. Kimimiz doğru yolu buluyor, kimimiz de işleri iyice çıkmaza sokuyor. Velhasıl kelam ölüm meleği sorgusuz sualsiz gelip sırası gelenin ruhunu alıyor ve dar-ı bekaya göç ediyoruz.

Ölüme en yakın olduğunda insan, göz perdeleri kâh iner kâh kalkar, tahminim odur ki tüm yaşamı film sahnesi gibi gözleri önünde gider gelir. Yaptıkları ve yapmadıklarıyla, günahıyla, sevabıyla ve en nihayetinde tüm pişmanlıkları ile beraberdir insan. Çevresinde ise eşi, çocukları, kardeşleri ve yine yakın akrabaları gezer durur. Ahlar, vahlar ve gözyaşları somut bir şekilde gözlenirken, soyut olan ise kafadaki hesaplardır. Sekeratta olanın borcu-harcıyla, bıraktıkları ve mirasıyla artık zihinler birer hesap makinesine döner. Burası işin bir boyutu tabii ve konumuzun da ana meselesi değil. Yazımızın ana meselesine gelecek olursak...

Bizdeki Taziye Kültürü ve Yansımaları

Bir gelenek olarak kabul edebileceğimiz taziye kültürü, mazisi yüzyıllar öncesine dayanan bir uygulamadır. Taziye gibi birçok geleneksel unsur vardır ki etkileri toplumun iliklerine kadar işlemiş ve bazen inançların pratiğini dahi yapı söküme uğratmıştır. Böylesi etkili bir güce ulaşabildiği görülen geleneksel etkinin dalga dalga büyümesinin ve bununla beraber gerçeğin, hakikatin yerini almasının önüne geçilebilmesi de gayet tabii mümkündür. Ne zaman ki söylem ve eylemlerimizin temeline ve merkezine vahyi ya da vahiyden nemalanan inançlarımızı koyduk ve bununla beraber ancak ve ancak yüksek ve sürekli okuma alışkanlığının kazandıracağı eleştiri ve sorgulama kültürünü yerleştirdik, işte o zaman taziye v.b. uygulamaların toplum üzerindeki negatif etkisini ve bu uygulamanın amacının dışına çıkıp menziline ulaşamıyor oluşunu rahatlıkla görebiliriz diye düşünüyorum. Peki taziye gibi geleneksel formların amacın ve menzilin dışına çıkmasını daha fazla nasıl açabiliriz gelin buna odaklanalım...

Hemen herkes kendisine yakın ya da uzak birinin, bazen de birinci dereceden aile ferdinin taziyesinde bulunmuştur. Anadolunun farklı bölgelerinde çeşitlilik gösteren içerik ve biçime sahip olsa da hemen her zaman taziye için yakın ya da uzak yerden gelenlere yemek ikramı yapılır. Tabii kimi ailelerin çevresinin geniş, tanınırlığının yüksek olduğunu hesaba katarsak katılımın da yoğun olduğunu kestirebiliriz. Vefat haberi alınır alınmaz aile bireylerinin hemen herbiri farklı bir görev üstlenir; kimi cenaze defin işlemleri, kimi vefat ve taziye yeri duyurusu, kimi de en çok telaşın yaşandığı misafirlere ne ikram edileceği daha doğrusu nasıl şık bir sofra hazırlanacağı ile ilgilenir. -Sanki düğün yemeği.- Kırmızı etin eksik olmadığı bu ikramda menünün zengin oluşu itibarınızın bir göstergesidir. (Desinler diye bir put var ya, onu vurgulamak istiyorum.)

Gûya yakınınızı kaybettiğiniz için yanınızda bulunup acınızı paylaşmak ve üzüntünüzü azaltmak niyetiyle hazır bulunan kişiler, masalarda yemeklerin gelmesini beklerken koyu bir sohbete tutulur ve kimi ne yapıp ettiğini, kimi özel ve iş hayatını, kimi mahrem ilişkilerini ve vizyonunu anlatır. En önemlisi de taziye de olduğunu ve nasıl davranması gerektiğini unutup kahkahalar atar. Evet bunu hepiniz görüyorsunuz, kahkahalar atılıyor. Sorarlarsa taziyedeyiz. 

Taziyenin bilhassa doğu güneydoğu bölgelerinde üç gün olarak sürmesi de amaçtan sapan bir uygulamaya dönüştüğüne verilebilecek başka bir örnek. Gerekçe olarak uzaktan gelenlerin olduğu ifade edilerek üç gün sürüyor bu uygulama ve bu üç gün boyunca da yemek ikramı en yüksek kalitede devam ediyor. Bu şart mı? Taziyenin, cenazenin defni sonrası hemen yapılması olmazsa olmaz mı? Uzaktan gelenlerin beklenmesi için ikinci ya da üçüncü gün yapılamaz mı? Bu konuda hâşâ vahiy mi var!

Taziye bittikten sonra giderlerin hesaplanması süreci var bir de. Cenaze sahibi varlıklı bir aile ise aile içinde bütün harcamalar pay edilir. Cenaze sahibi yoksul biriyse o zaman da eş dost desteğiyle karşılanır bütün giderler. Ve tabii üç gün gibi kısa bir sürede vefat edenin varlığı unutulur ve kim ne kadar para verdi, o neden az bu neden fazla verdi kavgası başlar. Yeteri kadar kopuk olan bir toplumun böylesi anlamlı ama menzilinden çıkmış ve uzaklaşmış bir uygulamayı bu derece sahiplenmesi bana samimi gelmiyor. Burada geleneğin etkisi kadar "el alem ne der" şeklindeki toplumsal baskı unsurunun da etkili olduğuna inanıyorum. 

Yazımın başında taziye kültürünün mazisinin eskilere dayandığını ifade etmiştim. Dini bir gelenek oluşu sebebiyle Hz. Muhammed (s) döneminde taziye kültürünün nasıl olduğuna çok kısa değinmek istiyorum. Zira peygamberimiz bize örneklik teşkil eden en iyi müslümandır. Bu sebeple onun hem mezkur konuda hem de başka konulardaki tavır ve duruşu bizler için büyük öneme sahip. Hz. Muhammed döneminde taziye, acıyı paylaşmak, sabrı tavsiye etmek ve İslam ve ihsan kaynaklarında belirtildiği üzere kederli aileye maddi-manevi destek olmak esasına dayanıyordu. Bu dönemde cenaze sahibine yük olunmaz, aksine komşular ve yakınlar tarafından taziye evine yemek gönderilirdi. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse: Cafer bin Ebu Talib Şehit olunca Paygamberimiz: "Cafer'in ailesine yemek yapın. Çünkü onlara kendilerini meşgul edecek bir hâl geldi." buyurmuştur.

Taziyelerin amacının dışına çıkıp şova dönüştüğü bugünkü zeminde, peygamberimiz ve ashabının taziye konusundaki tutumunu da göz önünde bulundurarak herkesi aklı selim ile düşünmeye davet ediyorum. 

(37 yaşındayım, kimin ne zaman öleceğini Allah bilir. Eş-dost ve hısım akrabaya vasiyetimdir: öldüğümde taziyemde yemek verilmesini istemiyorum.)

Saygı ve hürmetlerimle...

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Kadir TURAN — diğer yazıları

Kadir TURAN — Tüm Yazıları (30)

Sitemizde deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Ayrıntı için Çerez Politikası.