DEİZM TELAŞI

Mustafa BOZACIOĞLU


İşimiz ‘teizm’ değil ki ‘deizm’ telaşımız olsun! Sorun, meseleyi bir kavrama hapsedip içinden çıkılabilecek gibi de değildir. Total düşündüğümüzde, yekûnun içinde öyle abartıldığı kadar bir yere sahip olduğunu da düşünmüyoruz. Periyodik ve bir çok bileşene bağlı olan geliş(tiril)en, süreç içinde peyderpey zihinlere zerkedilen veriler/iletiler akabinde, kasıtlı, planlı, hesaplı bir durumla, sonuçla karşı karşıyayız.

‘Alın size değişim fırsatı’ ve’ Sair meseleler’ başlıkları altında söylemeye çalıştığımız gibi bu bir üst bakış ve tümden gelim tarzında, elimizde sahih bir ölçek, genel geçer bir norm olması halinde çözümlenebilecek, olası ve ‘imtihan olgusu’ içinde düşünülebilecek meselelerdendir bu da! Lakin üzerinde durmadan gelip geçilmesi de gerekmez; birkaç kelam edelim de mesele teati edilip bir neticeye bağlanabilsin…

Öncelikle dinimiz ‘tevhid-şirk’, ‘iman-küfr’, ‘zulümat-nur’ dolayımında meselelere yaklaşmakta, ana ayırım noktasını bu şekilde tesbit etmektedir. Akabinde ‘adalet’, ‘nübüvvet’ ve ‘ahiret’ temaları ile genel ilkelerini sunmaktadır. Hesaba çekileceğimiz gerçeği, kulluk ödevlerimiz, bu dünya hayatının geçiciliği, iman ve teslim olma olgularının kapsamı ve niteliği, ilişkiler, kırmızıçizgiler/helaller-haramlar, olmazsa olmazlar ve olursa olmazlar, insan olmanın, halife kılınmanın, yeryüzüne ‘ihya ve inşa’ için gönderilmenin amaçları olarak okunmalıdır. Dahası bütün bunlar bir ‘bütünlük, tutarlılık ve devamlılık’ kaideleri gereğince yapılmak durumunda olunduğu kadar, ‘gereğinin de gereğince’, istendiği, emredildiği gibi yapılmak zorunluluğu vardır. Eklemeden, eksiltmeden… Kitab-ı Kerim’in buyruklarından ve resulün örnekliğinden/şahitliğinden ilhamını, rengini alarak…

Şimdi malum atığın rengini tartışmanın bir anlamı var mı? Lacivert olsa ne olur, sapsarı olsa ne… Deizm kötü de gnostizm mi iyi? Agnostizm iyi de fideizm mi kötü? Al birini vur ötekine… Bunlar dine dair kavramsallaştırmalar da; komünizm, liberalizm, kapitalizm, demokrasi, laiklik, faşizm gibi kavramların dünyası, içeriği, istediği ne? Dinle alakaları hiç mi yok? ‘Tevhid’ her alanda tahakkuk ettirilmeyince, ‘Allah hakkıyla takdir edilmeyince’ ekin de helak olur, nesil de, toplum da… Algılar hakeza…

Mesele salt kavramsal çerçeveye indirilip, toplum alanından ve insana dair tüm alanlardan yalıtılınca, din topluma ve işleyişe müdahil olmaktan soyutlanınca, fazilet hissi olarak ‘Allah sevgi, saygı ve korkusu’ ikame edilmeyince başka ne gibi süreçler ve sonuçlar bekliyorsunuz ki?! Kişilerin tekli tercihleri mi sizi kaygılandırıyor? Toplumsal hal ve gidişata baksanıza! Siyasi, ekonomik, sosyal, hukuki hangi alanda matah bir duruş ve düşünüşümüz, dine dair kaygımız kalmış, dini referans alan uygulamalar vaki olmuş da ‘deizm’den şikâyet ve endişe etmeye sıra gelmiş! Kur’an ‘müflis tüccar’ ve ‘kendini doğru yolda gören sapmalar’ metaforlarından neden bahseder bir düşünmek lazım!

Bir kere menzilden çıktı mı, merkezde bir açı sapması meydana geldi mi akıbet farklı mı olacak? Ne verdiniz ne istiyorsunuz? Rüzgâr eken fırtına biçmez mi? Bugün modernizme günah olarak yüklenen bu cürümlerin, zulümatın yeşermesinde, çoğalmasında ve gürbüzleşmesinde ‘gelenekçilik’ algısının rolü ve ağırlığı nedir, hiç düşündünüz mü? Gelene eklenenlerin (gelenekçiliğin) ektiği tohumların mahsulleri denilemez mi bu yaşananlara, modern bahçıvanlık marifetiyle beraber?

Daha öncelere de götürülebilecek bir serüven ve planlamalar ile cumhuriyete geçişte, ivmesi özellikle art(ırıl)an ve günümüzde de farklı ellerle sürdürülen modernleşme, batıcılık, medeniyet (tek dişi kalmış ve fakat klonlama ile, sun’i yöntemlerle ifşaatı yürütülen), sekülerizm, lâdini alan ve laiklik müdahale ve doku naklinin, ‘idrak yolları enfeksiyonu’na sebep olması ve post modernist algının gereği ‘ne olsa geçer’ tarzındaki ‘hak iddialarının’ görece ve sadece vicdani bir kanaate indirgenmesi istenmese de beklenen/olası bir sonuç değil midir?

Şimdi düşünelim bu memleketin idaresinde hayli zamandır sağ, muhafazakâr, milliyetçi, devletçi, çoğunlukla geleneksel din algısı tandanslı kişi ve kimlikler rol almaktadırlar, gittikçe yoğunlaşan yetki, pozisyon ve rollerle… Chp zihniyeti değil ki! Şimdi kim ‘günah keçisi’ ilan edilecek? Sanki ‘iyi polis, kötü polis’ dolayımında, sakal bıyık ikileminde bırakılıyor gibiyiz! ‘Gibisi’ fazla mı dersiniz yoksa? Eğitim süreçlerine bakmak, müfredatları gözden geçirmek, tv dizilerini ve özellikle güya din adına yürütülen tartış(tır)ma programlarını analiz etmek ilk adım için önemli olsa gerek! Önümüz ramazan; bakın görün ne keşfedilmemiş, gün/güneş yüzü görmemiş fecaatler çıkacak ortaya… Bizim eğitimde sorun gördüklerimizin etkili ve yetkili odaklar için eğitimin bizzat kendisi olması gibi bir durum var ortada!

Bakınız, meseleyi iki boyutlu ele alalım; birincisinde, diyelim bizim gibi düşünen (dirayetçi algı), meselelere farklı bakan kesim açısından, yaşananlarda sorumluluğumuz/ihmallerimiz elbette vardır ve fakat bu asla ‘deizm’ olarak sonuç vermez, veremez. Çok olsa, ifratçılarımız Toland gibi ‘akıl dinine’, tefritçilerimiz de ‘mealciliğe’ savrulmuştur. İkinci tarzda (rivayetçi) ise bu malum sonuç her zaman olasıdır, eğer gerekli tedbirler alınmazsa daha irtifa ve istikamet kaybettirici boyutlarıyla süreç devam edecektir. Bu malumun ilamıdır!… Katılırsınız, katılmazsınız ‘gelenekçilik’; dogmatik yapısı, aklı devre dışı bırakan algı dünyası, sormayan, sorgulamayan, ‘ne olsa geçer’ yaklaşımı, ‘gassal önündeki meyyit’ benzeri ‘itaatçi’ kurgusu, Kur’anın hakemlik, asıl ölçüt ve ana kaynak olma misyonunu, mistik ve mitik örgüler etrafında ikincil, üçüncül sıralara atmasıyla bu seyrü sefere, değişim/başkalaşma ve dönüşüme davetiye çıkartmakta, kapı aralamaktadır. ‘Kaza-kader algısı, hidayet- dalalet olgusu, Adem’in serüveni, kadın meselesi, şefaat, ‘kelimei şehadet’ terennümü ile cennetin garanti oluşu, cehennemden çıkış, iman amel ayırımı ve belki de en önemlisi ‘kötülük’ tartışmaları etrafında dünyada yaşanan bir sürü adaletsizlik, zulüm, kötülük, cinayet, göz yaşı vb durumlara Allah’ın direkt ve anında müdahalesi beklentisi.. gibi hususlar tüm muhataplara olduğu kadar genç dimağlara da ikna edici tarzda, doğrusuyla sunulmalı, soruları, Kur’an öncelikli, aklın da refakatinde cevaplandırılmalıdır. Yoksa sırf Kur’andan hareketle dediğimizde bir sürü yeni zorlama ve sun’i sorunla, duvarla karşılaşıyoruz, bir kısmı haklı da olsa (mealcilik ve son zamanlarda her kesimin kendince bir meal/tercüme çabasına - el çabukluğuna- gitmesi realitesi… 300 civarı mealden bahsediliyor malumunuz…)!

Diğer sorunumuz da ‘bunu, kimin yapacağı’ meselesidir; bu gidişi/sapmayı durdurma adına söz söyleme, icraatta bulunma ve sorunu çözme işini... Bu ‘hesabını kendisi verecek’ bir bilinç için iyi ölçülüp biçilmesi gereken bir durumdur. Zaten sorunda başat role sahip olanların ‘yetkili çevreler’ yönlendirmesine, sözüne kanmayınız! Zaten bu etkili mercilerin (özellikle diyanet ve ilahiyat camiaları) ve bunların kale almadıkları ‘alaylı’ kesim ilkin ‘hesap vermek’, şikâyet edilen şu sonuçtaki katkı, etki ve öncü rollerini masaya yatırmak, hesap vermek durumundadırlar. Bakınız yetkili bir ağzın, ‘güncelleme’ sözünün öncesi ve sonrasında yaşananlara bakarak, o alaylı kesimin saflarını sıklaştırıp tek fotoğraf vermeleri de üzerinde durulması gereken bir durumdur. Zaten sorunun sebebi olanlar nasıl olacak da çözüm için güvenilir, itibar edilir olacaklardır? Bu sapma, bir yönüyle doğruya tam isabet edemese de ‘yanlıştan sapma’ olarak okunabilir!

Son 10 kasım serencamı, öncesinde ‘Mavi Marmara’ olgusunun geldiği nokta, ‘rabia’ sembolünün evrimi, ‘tekkeye mürit aramıyoruz’ söylemi, ‘siyaset yapıyoruz, sözü bize bırakın; Kur’anı kabristanlarda okuyun’, ‘ehliyet-liyakat ve adalet’ söylemlerinin içinin boşal(tıl)ıp aşınması, biraz isabet edilmiş, geri adım atılmadan söylenmiş olsa daha isabetli olacak olan ‘güncelleme’ söylemi, bir tarafta haklı olarak mağdurlarla, mazlumlarla hemhal olup öte yandan bu mağduriyetlerin müsebbibi zalimlerle iş tutulması gibi izahı zor ve çelişik söylem ve tutumların bu süreçte etkisi ve katalizörlük/lokomotiflik görevi/rolü ne kadardır araştırmak, incelemek gerek; elbette sadece nicel, istatistiki olarak değil!

Mesela; kandil meselesi bağlamında diyanetin söyledikleri ile yaptıklarına bakmak yeterlidir; açmazı, şaşmayı göstermesi açısından! Diyanet, kendi ansiklopedisinde kısmen doğrulara işaret etse de kandil programları düzenlemeye, mesajlar sunmaya devam ediyor! Ne perhiz, ne lahana turşusu… Yerseniz! Hem suçlular, hem de güçlü… İlahiyatlar zaten ‘yatmaya’, uyutmaya devam ediyor, ‘karıştırma, katıştırma’ fonksiyonları da cabası!  Müfredatlarına baksanız da böyle, birbirlerine kıyas etseniz de böyle! Kendi himmete muhtaç dede… Nerde topluma lokomotiflik yapacaklar?! Öncelikle ‘fazladan veya eksik söylemlerinize/eylemlerinize’ bir bakınız ve ruhbanlık pozisyonunuzu sorgulayınız, ihsanınız gerekmez!…

İnanın bu sorgulama, telaş edilecek değil de, tamamen olmasa bile bizim göremediğimiz şekilde, fark etmediğimiz bir gelişmeye, düşünme melekesine, akletmeye, muktesabat yığınının sorgulanmasına ve tashihine/ayıklanmasına, kitlenin ayıkmasına vesile olabilecek, hayra yormaya müsait bir durum olabilir: Durmazsak! Bekleyip göreceğiz! Daha doğrusu elimizden geleni yapmaya, dilimizin döndüğünü doğru bir biçimde aktarmaya, tekrarlamaya devam edeceğiz. Bu en azından kendi sorumluluğumuz, kulluğumuzun gereği olarak mecbur olduğumuz bir durumdur.

YORUMLAR
  • Muradi   24-04-2018 00:44

    İnsanların çoğunun Allah'a şirk koştuğu ve bütün resmi gayri resmi kurumların da bu yolda teşvikçi olduğu bir toplumda, deizm/ateizm tartışmaları da sahte gündem oluşturmaktan farksızdır.

Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN