ALNINDAN ÖPMEK!

Coşkun UZUN


Fethullah Gülen’in, 19 Haziran tarihli Zaman gazetesinde yer alan, 2012 ‘Türkçe Olimpiyatları’nın arkasından yaptığı konuya ilişkin yorum ve değerlendirmelerinde [Dipnot] ; ‘Değerlerimizin bütün Dünya’ya tanıtıldığı’nın altı çiziliyor, Hizmet için yurdunu/yuvasını terk ederek dünyanın dört bir yanında çalışan öğretmenlerin alnından öpülüyor, “Türkçe Olimpiyatları’nın milletimize ait olduğu, bir camiaya mal etmenin doğru olmadığı” vurgulanıyordu.

İslami kavramlardan birçoğunun çok mahirce, ustaca ve bile isteye istismar edilip içinin boşaltıldığı gibi dil konusu da yarınlarda başımıza belâ olabilecek çapta büyük bir ifsat ve istismarı bünyesinde barındırmakta olduğu gözden kaçırılmaması gerektiği kanaatindeyim.

Bilindiği gibi kişilerin, fikirleri ve eserleri konusunda hakaret ve iftiranın yasak olup eleştiri ve tenkidin esas oluşu, Dinî hüküm ve düşüncede tenkidin önemli mesnetlerinden biri oluşu, Hz. Peygamber'den (sav) başka herkesin sözünün tenkit edilebileceği; alınıp terkedilebileceği ilkesi, Ebû Hanîfe (rh)’ın tâbiûndan bahsederken "onlar adam ise biz de adamız" demesi, Gıybet mezmûm (makbul olmayan, ayıplanmış, kötü) ve yasak olduğu halde, hadîslerin senedlerinde yer alan kişilerin zihin, akıl ve ahlâkça tenkitlerini mevzû edinen "cerh ve ta'dil’in İslâmî bir ilim olması, bizim konuya ilişkin eleştirilerimize birer dayanak ve delildir.

Biz bu yazımızda; ‘hakkı ve sabrı tavsiye’ sorumluluğumuz gereğince hareket edip, emr-i bil mağruf ve nehy-i anil münker (iyiliği emredip kötülükten men etme) görevimizi yerine getirmeye çalışarak, hepimizin bildiği bir cemaat/camianın icadı olup kısa bir zaman öncesinde bu milletin kucağına bırakılan, söz konusu olimpiyatlar üzerinden, onu doğuran Dildarlığı, Türkçeciliği ve Türkçülük hastalığını eleştiriye konu edineceğiz.

Bitmek bilmeyen, kökleri en az insanlık tarihi kadar eskilere uzanan evrensel Tevhid-Şirk mücadelesi ve kadîm İman-Küfür savaşının, mukaddes Hak-Batıl kavgasının coğrafî iz düşümleri sadedinden, memleketimizde de çok kapsamlı, birbirinden karışık, uzun ve bir o kadar da girift ilişkileri içinde barındıran bir kamplaşma döneminden geçtiğimiz son yıllarda ‘Türkçe Olimpiyatları’ kimlerin doktrininin ne olduğunun ve kimlerin hangi konseptte yer aldığının açıkça görülmesi noktasından önemli bir yol ayrımıdır ve çok kıymetli bir turnusol işlevi görmektedir.

Şüphesiz ki herkesin temsil ettiği bir kimliği, ait olduğu bir camiası, doldurduğu bir boşluk, üstlendiği bir misyonu vardır. Herkes ve her camia neyi ve kimi önceliyor, hangi söylemleri dillendirip bayraklaştırıyorsa, neyi savunup davasını güdüyorsa, doğal olarak ta başkaları tarafından onunla birlikte anılacak ve onunla özdeşleştirilecektir.

Öncelikle ve özellikle belirtelim ki; herhangi bir konuşma dilinin başka coğrafyalarda yayılmasını, sevilmesini, başarı, üstünlük veya tahakkümünü istemek ve güya bir takım hülyalarla ona hizmet etmek ne dindarlık, ne de dine hizmettir. Olsa olsa ‘dilbazlık’, ‘dildarlık’ veya ‘dildaşlık’ olabilir. İster bile isteye, isterse farkında olmadan(!) yapılmış olsun dil tüccarlığı için koşturmak beyhudedir. Yapılan şey, kimilerinin dili varmasa da, tas tamam dil emperyalistliği peşinde koşmak ve küresel emperyalistlere taşeron olmaktır.

Aslında aklı başında olan hiçbir müslüman dildaşlığa, aynı dili konuşuyor olmaya zerre kadar önem veremez. Aksine Dindar-Dindaş olmaya bakar. Çünkü İslam ve Kur’an öğretisinde dillerin farklılığı birer ayettir olup esas olan; akide/ iman bağıdır, din kardeşliğidir. Bunun dışında herhangi bir beşerî-cahilî bağ ve kardeşlik aramak, o bağları önemsemek, övmek, kutsamak, Rabbimiz Allah(cc) tarafından yasaklanmıştır. Bu uğurda çaba harcamak Tevhidi bozmakla eş değer oluşu sebebiyle temelden yanlış, değersiz ve batıldır.

‘Türkçe Olimpiyatları’nın; Amerikancılığın, Hoş Görücülüğün, Ilımlı İslamcılık ve Diyalogçuluğun, Tevhidî/Kur’anî, Nebevî mirasımızda, kadim/saygın İslâmî kültürümüzde bilinen her hangi bir karşılığı yoktur.

Bu hareket müslüman zihnini ve bilinçaltını kirletmekle kalmayıp onu kökten dejenere ve manipüle etmekte, müslümanların fikrî temellerini tahrif/tahrif ederek bir yerde genleriyle oynamaktadır.

‘Türkçe Olimpiyatları’nı sanki pek matah bir şeymiş, ya da çok marifetmiş gibi her yerde ballandırarak anlattıkları, Müslümanların başka gündem edinecek konusu kalmamış gibi yurdun dört bir tarafına yaymaya ve insanımızın gözüne sokmaya çalıştıkları yetmiyormuş gibi şimdi de bunun belirli bir camianın iş ve uğraşısı değil de bütün bir millete ait bir değer olarak sunulup lanse edilmesi insanı çileden çıkarmaya yetiyor da artıyor.

Bu çevre; daha dün Başörtü’ye Füruat demişlerdi, İsrail’e de meşru otorite. Tevhidî/muvahhid üslümanların mücadelesini tahkir edip küçümseyerek, sokakta bağırıp çağırmakla bir şey elde edilmez diyerek güyâ eleştiriyor, ispiyonculuk ve jurnalcilik kurnazlığıyla zanda bulunarak zemmediyor, Allah(cc)’tan korkmadan, utanıp sıkılmadan çarşaf altında erkekler var, provakatörler, anarşistler var diyebiliyor, en yetkili ağızlarla televizyon ekranlarından ‘biz alfabe birliğinin peşindeyiz’, ‘İran İslâmı(!)nın önüne geçmek için varız’ gibi ifadeleri hepimizin gözünün içene bakarak ve utanıp sıkılmadan cüretkârca kullanıyorlardı.

Biliyoruz ki; ‘Türkçe Olimpiyatları’ olsa olsa İslâmi duyarlılığın değil, ‘Türkçülüğün’ bir sonucudur. Türkçü ve türkücülerin Müslüman kimliğe yönelik olarak icra ettikleri kurnazca bir atraksiyondur. Kardeşlik bilincine atılmış en büyük kazık, Ümmetçiliğe kalleşçe takılmış, büyük bir çelmedir. Bu ayak oyunlarını millete/ümmete bulaştırmaya veya mâl etmeye de kimsenin hakkı yoktur.

“Türkçe Olimpiyatları” derin bir ırkçılığın zehirli meyvelerindendir. Müslüman aklına ve İslamcılığa, dindarlara ve dindarlığa karşı yapılmış çok derin provakasyonların merkezindedir. Hiç değilse/en azından kendi bindiği dalı kesmektir ve son tahlilde ümmetçi kimlik açısından bakıldığında harakiri bile sayılır. Irkçılığın ümmet içindeki gönüllü sponsorluğudur. Çok çılgınca bir projedir. Büyük bir afettir.

Kanaatimiz odur ki; Rotası/yönü/amacı/mücadelesinin ekseni, varlık sebebi dine hizmet ve Allah(cc) rızası olan her hareket, yapı ve çalışma desteklenir. Fakat rotası din olmaktan çıkıp, dil olmuş bir hareket ise stratejik ve metodolojik olarak zaten dinen özürlüdür. Rotasını dile çeviren bir hizmet(!) yapı veya çalışmanın insanlara verebileceği kıymetli bir şeyi, göstereceği bir ideali ve hedefi yoktur veya kalmamıştır.

Sonuçta; yeryüzündeki bütün insanlar Türkçe konuşsalar, adetâ bülbül gibi şakıyıp döktürseler ne çıkar? Elimize ne geçer? Bunlarla mı Ahiretî kazanacağız Allah aşkına? Dille beraber kültürümüz anlatılıyormuş, sevsinler. Hangi kültürü öğretiyorsunuz?

Hem “Hakk’ın hatırı âlîdir hiçbir hatıra feda edilemez” diyeceksiniz hem O Hakk’ın muazzam, muhteşem, harikulade bir ayeti olan dillerden bir dilin diğer dünya dillerinin önüne geçmesi için gece-gündüz, sabah-akşam, yaz-kış, kıtadan kıtaya, durup dinlenmeden hizmet adına at koşturacaksınız. Sonra da kalkıp bu davaya gönül verenleri iyi iş çıkardılar diye alnından öpeceksiniz. Bu nasıl bir iştir? Anlayan varsa beri gelsin.

Mutlaka birilerinin tebrik edilip takdir edilmesi veya alnından öpülmesi gerekiyorsa fazla uzaklara gitmeye gerek yok. Etrafınıza bakın göreceksiniz.

Her türden resmî, millî, gayri resmî sapma/saptırma, tehdit, tahrif çabalarına rağmen Tevhidî/Kur’anî kimliğini bozmadan, Muhammedî duruşunu değiştirmeden, İnkılâbî çizgiden taviz vermeden, Kur’an’a talebe, Allah(cc)’a kul ve Peygamber(sav)’e ümmet  olmaya çalışıp, İslâm’ı hiçbir şeyle sentezlemeyen/karıştırmayan/bozmayan, kimsenin dümen suyuna ve şemsiyesi altına girmeyen, arı-duru muvahhid Müslümanları,

Her türlüsünden izim ve ideolojiyi, demokrasiyi, beşerî sistem/yapı ve kurumları iman ilkesiyle reddedip, Resmî, Millî Türk dini ve ideolojisine teslim olmayan, onlarla bizzat savaşan ve asla pabuç bırakmayan muvahhidleri,

Tasavvuf’u eleştiren ve/veya reddedenleri, Irkçılık, milliyetçilik, faşistlik çukurlarına düşmeyenleri, Tarikat, türbe, evliya, şeyh, menkıbe kültürüne değil, ‘hablullah’ ve ‘sıbğatullah’a bel bağlayıp ‘urvetûl vüska’ya tutunanları alnından öpün!

Ömür sermayesi, sağlık, akıl, aile, eş evlat ve zaman kredileri yetmemiş üstelik birde faiz kurumlarından kredi/kart alıp onları imkân ve fırsat diye kullananların her gün etrafımızı örümcek ağı gibi sardığı şu atmosferde; kapitalizmin tüm ayartıcılığına, işve, cilve ve göz kırpmalarına rağmen, içinde yaşanılan her yerin iflah olmaz, çılgınca bir iştahla tüketim toplumuna dönüştüğü şu zamanda kredi ve/veya kredi kartı kullanmama azmini, duyarlılık ve iradesini olumsuz çevre şartlarına rağmen koruyabilenleri, kendi dünyasında batıl cephesinden kapitalizme teslim olmadığı gibi ona bir gol bile atmış, onu yenmiş, üstelik bu konuda sizden bir adım önde gidenleri alnından öpün!

Ilımlı, Hoşgörülü ve Amerikancı eklektik, sığıntı bir kimliği şiddetle reddedenleri, Atalar dininden soyutlanarak bu sapma ve cehaleti reddedip kökten topa tutanları, Cemaatine, kurumuna, STK’sına, hocasına, şeyhine, külliyatına, sendikasına, partisine ve anlayışına değil Kur’an ve Sünnet’e çağıranları,

İbadeti siyasetten, Ahireti Dünyadan, Ahlâkı ekonomiden ayırmayanları, Mücahitlikten müteahhitliğe terfi(!?) edenleri değil, tek başına da kalsa İslâmî değerler, Kur’anî ilkeler ve kimliğinden asla vaz geçmeyip, sadece Müslüman olarak yaşamaya çalışanları, Pazara kadar değil mezara kadar mücahid olan/kalanları,

İzzet, şeref, onur ve itibarı Papa’nın, hahamların, rahiplerin gizli servislerin ve istihbarat örgütlerinin yanında değil, yalın ayaklı mazlum ve müstaz’afların yanında ve gönlünde arayanları alnından öpün!

Fildişi kulelerinden etrafa kibirle nazar edenlerin değil, kırık dökük te olsa virane de olsa içinde muhabbet, sevgi, hasbîlik, açık yüreklilik ve delikanlılığın geçer akçe olduğu dolu dolu günler yaşanan mütevazi mekanların alçak gönüllü sahiplerini,

Türk’ü, Kürt’ten, Alevi’yi Sünni’den, Arap’ı Acem’den üstün görmeyenleri,

Dildarlığı, Dilbazlığı veya Dildaş’lığı değil DİNDARLIĞI önceleyenleri, Şahısperestlik ve kişilere bağlı din anlayışını Tevhidî/Kur’anî İslâm akidesi gereği kıyasıya eleştirenleri ve bir ömür bunlarla mücadele edenleri alnından öpün!

Yeryüzünün dört bir yanındaki ümmet coğrafyasında küfre, zulme, işgale, fesada, tuğyan ve isyana karşı direnişe durmuş olan mücahid ve yiğitleri selâmlayan, onları malıyla canıyla ve kanıyla destekleyenleri,

İkna odalarından alnı ak, başı dik olarak çıkan, imanda ve amelde pazarlık kabul etmeyip maslahat uğruna tesettürü ifsat etme tekliflerini elinin tersi ile itenleri alnından öpün!

Coğrafyamızın insanına; zalimlerle, kafirlerle, müşriklerle, tağutlarla barışıp uzlaşmayı, onlara karşı tavizler verip boyun eğmeyi öğreterek kötü bir çığır açanları, Bülent Ecevit’e bile rahmet okuyup ona şefaat etmeye hazırlananları değil, hak aramayı, hesap sormayı, gerektiğinde her türlü bedeli severek ve isteyerek ödemeyi ve davası için her şeyi göze alıp, inkılâpçı/direnişçi/muvahhid/nebevî ruhu yaşatmak için gözünü kırpmadan ölümsüzlüğü tadan yeryüzü coğrafyasının dört bir yanındaki direniş öğretmenleri olan şehitleri alnından öpün…!

Bir gün için bari olsa evleri, yurtları, arazileri işgal edilip talan edilmiş mazlum Filistin halkının yüreğine su serpecek cinsten iki satırlık bir açıklaması bile olmayanların değil, şiddet, zulüm, işgal ve terörün karabasan olup kol gezdiği, gece-gündüz çatışmaların yaşandığı mazlum ümmetin kimsesiz ve garipleri, yersiz yurtsuz ve yetimlerinin kurtuluşu için dua etmeden uyu(ya)mayan, sofrasından onlara mutlaka bir pay ayıran, fedâkâr, cefakâr, diğergam Müslümanları alnından öpün..!

Askeri okullardan, işten, yurttan, atılmamak için; İslâmî kimliğini ve ibadetlerini hizmet/cemaat yararına erteleyip gizleyenleri ya da değiştirenleri değil, aksine her ortamda ve her şart altında açık, net, tutarlı, kararlı ve istikrararlı bir kulluk mücadelesi içinde olup, Allah(cc)’tan başkası önünde eğilmediği için kimi zaman irili ufaklı yaptırım, tehdit ve ablukalarla etrafı sarılıp yalnızlaştırılmaya ve marjinalleştirilmeye çalışılan fedakar, cefakar, civanmertleri öpün alnından..!

Hakk’ın hatırı âlîdir hiçbir hatıra feda edilemez düsturunca asla Allah(cc) ve Peygamber(sav)den başkasının otoritesine, hatır ve yetkisine sığınmadan, boyun eğmeden zalime, kafire, tağuta, siyoniste, emperyaliste, kapitaliste karşı meydan okuyanları,

Hizmeti dildarlıktan ibaret görüp, dindarlığı dildarlığa indirgeyenleri, Afrika'da kolej açılmayan ülkeleri değil, 'ümmetin meselelerini' kafasına takanları alnından öpün!

Perukla, şapkayla, olmadı başını açarak okula giren, mezun olmayı başörtüsü mücadelesi vermekten önemli ve öncelikli görenleri değil, başörtüsü yasaksa ne çare üniversiteyi bırakan, kapı önünde eylem yapanları,

Bıyık, tedbir için belki de keçi sakal bırakanları değil, resmen ve alenen Müslüman sakalı bırakanları alnından öpün!

Risaleler, külliyat vs değil, Kuran-ı Kerim’i, meallerini, tefsirleri okuyanların alnından öpün!

Afrikalı çocuğun Sezen Aksu şarkısı okumasıyla gurur duyanları değil, Filistinli çocuğun İsrail askerine taş atmasıyla yüreği coşanları alnından öpün!

Din(!)ler arası hoşgörü ve diyalog için değil, Kur’an ve Tevhid’in egemenliği için çalışanları, Yolları işkence hanelere, nezarethanelere, hapishanelere ve bin bir çeşit ikna odalarına çıkanları,

Kardeşlik köprülerini okyanus ve kıtalar ötesinde değil; ev, iş yeri arkadaşları, komşu ve akrabalarıyla, gariplerle ve müstaz’af müslümanlarla arasında inşa edenleri alnından öpün!

Mevkî, makam, hizmet, cemaat gibi olguların arkasına saklanmayanları, Sivil Toplumculuk ile Cemaatçiliği, salih amel ile kurumsal faaliyeti birbirine karıştırmayanları,

Papa’ya, rahiplere, papazlara iltifat ve hürmet edenleri değil, mücahid, muttaki, peygamber varisi ve ilim adamlarına Allah(cc) rızası için hürmet edip saygı gösterenleri alnından öpün!

Kanaatimizce herkese delikanlı, yiğit, civanmert denilmez. Herhangi bir camianın değerlerine ve hülyalarına yönelik hizmetleri yerine getirenlerin de alnından öpülmez. Belki teşekkür edilir, ödüllendirilir, övülür ama kalkıp alnından öpülmez.

Eğer birilerinin alnından öpmek istiyorsanız, Devlet tanrısına ve resmî ideolojiye karşı çıkıp, her şeye rağmen, her türlü bedeli ödemeyi peşinen göze alan,

Tevhid, Şirk, İman, Küfür, İtaat, İsyan, Ümmet, İbadet, Adalet, Tağut, Tuğyan, Zulüm, Mücadele, Direniş, Şehadet gibi kavramları; her bir harfine kiloyla/tonlarca altın bile verseler, Diyalog ve Hoşgörü söylemlerini doğurup besleyen, “Türkçe Olimpiyatları” gibi kıymeti kendinden menkul icat ve organizasyonları yurdum insanının kucağına bırakarak başına belâ eden, Ilımlı/Amerikancı İslâm(!) cahiliyesiyle asla değişmeyenlerin alnından öpün!

Huylarıdır; önce ince ayar yaparlar, daha sonra kanıksatarak alıştırırlar. Hatırlayın önceleri/ilkin bu olimpiyat adını verdikleri karnaval ve dil eğlenceleri kendilerinindi. Şimdi de milletin sırtına sarmaya çalışıyorlar.

Siz siz olun; Ruhsatları azimete değil, daima azimeti ruhsatlara tercih ederek; zora, çileye, cefaya, meşakkate, mücadeleye, direnişe ve şehadete talip olanları alnından öpün!

Unutmayalım; Müslümanın milliyeti akidesidir, ırkı veya dili değildir. Müslümana yakışan dil ve alfabe birliğinin değil, inanç ve akide birliğinin, din kardeşliğinin peşinde olmaktır. Çünkü bizler Türkçeleştirmek, Arapça, Farsça veya İngilizceleştirmekle değil, İslâmlaştırmakla mükellefiz.

Unutmayalım; Din gayri İslâmî rejimlerin bastonu, koltuk değneği değildir.  Yeşilay’ı veya Kızılay’ı da değildir. Bilindiği kadarıyla hiçbir dil de dinden öncelikli değildir. Allah(cc)’ın birer ayeti olan lisan/diller dine tabidir inancımıza göre. Fakat bu memlekette dini sulandırmanın yolu ise ne yazık ki Türkçe’yi Olimpiyatlaştırmaktan geçiyor artık nice zamandır.

Unutmayalım; ümmetin gençleri ve alnından öpülesi o civanmert yiğitleri yeryüzü coğrafyasının dört bir yanında işgal ve terörün kol gezdiği can pazarlarında din için canını dişine takıp terlerken, birilerinin dil pazarlamacılığı yapması, kardeşlerinin direnişine omuz vermesi beklenirken dildârlığa, dildaşlığa yatırım yapıp can pazarlarını küçümseyerek eleştirmesi, tahkir, tahfif ve tezyif etmesi asla içe sinecek veya affedilecek bir durum değildir.

Unutmayalım; yarınlarda öyle bir zaman gelecek ve artık insanlar İslâm’ın yardımcıları veya karşıtları/düşmanları olarak değil, Türkçe’nin dostları veya düşmanları şeklinde kategorize edilip tanımlanacak ve ona göre anılacaklar bu memlekette! Bu günler çok uzaklarda değil. Gözleyin göreceksiniz.

Ha ırkçılıkla mücadele ha Türkçülükle/Türkçecilikle mücadele fark eden ne var ki? Kim ne derse desin; Türkçe Olimpiyatları; teçhizatlandırılmış ırkçılıktır ve emperyalist bir hülya/rüyadır.

Hey Diyalogşörler…! Şunu bir kenara yazın. Eğer bir gün deve iğne deliğinden geçerse, işte o zaman belki bir ihtimal Müslümanlara ‘Türkçe Olimpiyatları’nı sevdirebilir, alkışlatabilirsiniz!

Bu alnından öpme işini konu edinirken ister istemez konu buraya kadar uzadı. Kimlerin alnından öpülmesi gerekir birilerine gösterme çalıştık ama tabii ki anlayana. İnşallah diğer bir yazımızda Türkçe Olimpiyatları konusunu ayrıca ele almayı düşünüyoruz. 
YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN