MAZLUMLAR KIYAM ETTİĞİNDE, ZALİMLERİN KIYAMETİ OLACAKTIR

Şinasi ULUDOĞAN


Allahın Resullerinin hayatlarına bir bakın. Siz hiç acısız, ızdırapsız, mücadelesiz, çabasız, işkencesiz, sürgünsüz suikastsız bir Resule rastladınız mı? ( İstisnalar hariç).

Son Resul Hz Muhammed adeta doğarken tanışmış acılarla. Babasız kalmış, bebekliği gurbette geçmiş. Annesini 6 yaşında dedesini 8 yaşında kaybetmiş. Bundan sonraki yaşamı amcası Ebu Talibin yanında ve çobanlıkla geçmiş. 25 Yaşında evlendiği dul ama şahsiyetli karakterli, dürüst, iffetli ahlaklı ve izzetli bir kadın olan Hz Hadiceyle bir yaşam sürerken ummadığı tahmin etmediği bir durumla karşılaşmış.

Böyle biri iken yaşı 39- 40 civarına geldiğinde Allah ona Risalet görevi yüklemiş. Artık dağda yaşamayı uzlete çekilmeyi bırak ve şehre in ve de ki,

Her köleye özgürlük ve her türlü köleliğe son verin diye haykır. Diri diri gömülen kız çocuklarının hesabını sor. Faizciliğe ve tefeciliğe, halkı afyonlayan ve zulme sessiz ve itaatkâr kılan dine ve inançlara karşı çık ve Allah katında geçerli olan esenlik barış ve kardeşlik olan İslam’a davet insanları. Kula kulluğun reddedildiği ve sadece Allah'ın ilah ve Rabb kabul edildiği bir düzen kurulması için mücadeleye atıl. Hz. Muhammed tüm bunları yapmaya başlayınca kendini yine çetin bir mücadelenin içinde buldu. 13 yıl boyunca yine acıların her türünü yaşadı. Son on yıl da da tabiri caizse savaş dâhil başına gelmeyen kalmadı. Hz Fatım’a hariç tüm çocukları kendinden önce vefat etti. En sevdiği eşi Hz Hadice zaten Mekke de Risaletin gelmesinden 10 yıl sonra vefat etmişti. 

Günümüzde hem işgal altındaki İslam ümmetinin hem de yeryüzündeki tüm mazlum halkların yaşadıkları, Resullerin çile dolu yaşamlarından bir farklılık arz etmiyor. Resullerle ümmetin ve mazlum halkların arasındaki en büyük fark Resullerin mevcut durumu kabullenmeyişleri ve onu yıkıp yerine Tevhidi anlayışın ve her alan ve anlamda adil uygulamaların toplumda ve onları yöneten devlette neşet etmesi için her şeylerini bu uğurda feda ediyor olmalarıdır.

Bu feda edişin elbette Allah katında bir karşılığı vardır. Bu karşılık gerek dünyada gerekse ahirette mutlaka yerine ulaşacaktır.

Nasıl bir yaşam arzu etmiş olursanız olun dikensiz ğül bahçesi gibi bir durum söz konusu değildir. Dünyada hem mazlumluğun hem zalimliğin, hem varlığın hem yokluğun, hem sağlığın hem hastalığın,  bir bedeli vardır. Haksızlık edenin haksızca sahip olduklarını korumak için, haksızlığa uğrayanında kaybettiklerini geri elde etmek için hep mücadele içinde olmak zorunluluğu vardır. Aksi takdirde zaten dünyada dün ve bu gün yaşananların hiç biri gerçekleşmiş olmazdı.

Her şey zıddıyla kaimdir ilkesinin de bize öğrettiği budur. İşte burada bizlerin bu zıtlık ta hangi yerde durduğumuz ve nasıl bir davranış sergileyip sergilemediğimiz önemlidir. Resullerin ve Hz. Muhammedin bu zıtlıkta her daim tevhidi bir düşüncenin ve adaletin yanında kaim olduklarını ve bu uğurda ağır bedeller ödemeyi göze aldıklarına şahidiz. Yukarda da değindiğimiz gibi bu mücadele onların hayatları boyunca yakalarının rozeti olmuş ve sadece dava çilesini değil tüm dünyevi meşakkatleri de sırtlanmışlardır.

Bu gün özellikle İslam ümmetinin içinde bulunduğu vahim durumu göz önüne aldığımızda Resullerin ve Hz.Muhammedin örnek yaşamlarının bize öğrettiklerine ve onlara sarılmaya ve uygulamaya ne kadar gereksinim duyduğumuz ortadadır.

Nefsi arınmışlığı yerine getirmeye çalışırken toplumsal olayların hiçbirine duyarsız kalmadan, topluma ve onların maddi ve manevi durumlarını anlamaya ve onlara dokunmaya çalışarak ve yine onlara Kurani öneri ve çözümler sunarak yaklaşmak durumundayız.

Kuranı tarihsellikten kurtararak günümüze indermemiz ve çağımızın Ebu leheblerine, yezidlerine, muaviyelerine karşı kıyam hareketinin öncüleri biz olmalıyız. Halka azami merhamet despot zalim ve gayri adil davranan ve tevhidi düşünceye asla yanaşmayan güç ve otorite sahiplerine karşı izzetli ve onurlu bir duruşu sergilemeliyiz. Biliyoruz ki zalimlerin sonu mazlumların uyanıp ayağa kalkmasıyla mümkün olacaktır.

Tüm bunları şunun için yazıyor paylaşıyorum. Hz Muhammed her düştüğü yerden kalkmasını bildi ve zulmü zulmeti kırıp parçaladı. Hayatın tüm çilelerini Rabbi için göğüsledi ve yılmadan bıkmadan vahyin yol göstericiliğinde müşahhas bir ümmet ve medeniyet koydu ortaya. İşte bu mazlum ümmet, işte bu mazlum halkların tamamı da bu örnekliği esas alırsa kurtuluşa erecek. Mazlumların KIYAM-ETMESİ zalimlerin KIYAMETİ olacak.

YORUMLAR
  • Ali Gülmez   18-09-2017 19:59

    Hadi canım sende..... Sahiden siz söylediklerinize inanıyor musunuz?

Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN