
"Cazibesi" Arama Sonuçları

Tevhidi dâvetle topluma öncülük etmesi gerekenlerin çoğu, "demokratik dâvetlerin" cazibesine kapılıp şirk düzenini şirk akide ve yasalarıyla yönetmeye namzet olanlara vekalet vermekte bir beis görmediler.

“Bağımlı yapılar” gibi aslında çok önemli ve işlevsel bir söylemin, konjonktürel iktidar stratejilerinin dönemsel bir aracı olarak sahaya sürülmesi, hem 1923’ten bu yana devam eden sistemik bağımlılığın kalıcılaştırılmasına, hem de farklı bağımlılık ilişkilerinin meşrulaştırılmasına yol açmaktadır.

“Bağımlı Yapılar” manşeti ile çıkan yeni sayının yorumunda, bu söylemin ‘cazibesi ve perdeledikleri gerçekler’ üzerinde duruldu.

Kimi İslami çevreler, o günlere kadar istikrarlı bir şekilde, sebat üzere sürdürdükleri söz konusu akidevi/ilkesel tutumu, 28 Şubat döneminde uygulamaya konulan zulümlere son verilmeye başlanmasıyla birlikte, akidevi7ilkesel tutumu arka plana atarak yaşanan sürecin cazibesine kapıldı ve o güne kadar savunulan Kur’ani/Nebevi ilkelerle bağı koparılmış, reel politik bir düzleme oturan “maslahat”, “merhale fıkhı” gibi söylemlerle giderek Ak Parti’nin aktif destekçisi haline geldi. 2009 yılında Davos’ta yaşanan “van minut” olayı, İslami çevrelerin o güne kadar haklı olarak câhiliye kavramı çerçevesinde değerlendirdikleri mevcut sistem içi politik süreçler ve aktörlere “İslami anlamlar” yükleme noktasında etkili bir olay oldu.

Dünya hayatının aldatıcı cazibesi, iniş-çıkışları, günübirlik gel-gitler ve gaflet hali evlatlara anne babayı unutturabileceği için bunu Kur'an özellikle hatırlatır. Hatta, müminlerin her namazdan sonra anne/babaları için dua etmeleri, yaşanagelen ilâhî ve nebevî pratikle sabittir.

1980’lerin Ali Bulaç’ı, benim gibi köyden şehre inmiş, şehrin ışıltılı caddelerinde köyle kent arasında kendisine bir ‘yer’ aramakta olan ve Nurculuk, Ülkücülük, Milli Görüş ve muhtelif tarikatların her birinin kendine has cazibesi ortasında bir karar verme durumunda bulunan Anadolu çocukları için adeta bir ‘ada’ gibiydi.

Türkiye'de ilk olarak İhsan Eliaçık'la belirginleşen "tevhidsiz adalet söylemi" giderek yaygınlık kazanmaya başladı. "Adalet olsun da nasıl olursa olsun" şekilnde özetlenebilecek, soyut ve seküler adalet algı ve söyleminin cazibesine son olarak Mustafa İslamoğlu da kendisini kaptırdı.
Makaleler
Hava Durumu