
"Emr" Arama Sonuçları

Gazze Şeridi'nin her köşesini dünyanın gözü önünde dilediği gibi bombalamaya devam eden siyonist rejim, Gazze kentinin kuzeybatısını vuracağını duyurdu, bölgedeki Filistinlilerin burayı boşaltmasını emretti. Öte yandan, Batı Şeria’nın El Halil kentinde Dura beldesine baskın düzenlendi.

Oysa biz Müslümanlara bu yarışı sonlandırmamız ve yaradan Rabbe kulluk yarışı emredilmişti. Biz yaradan, tek olan Rabbin rızası için mi yarışıyoruz yoksa şeytanın güzel gösterdikleri için mi? Oysa okuduğumuz kitap bize yarışacağımız bir yol sunmuştu, takvada yarışın diyordu. Biz takvayı mı yanlış anladık acaba!

Herhangi bir ülkenin rejimi İslam’a göre kurulmamışsa, bilakis rejim İslam’ı tanımama esasına göre düzenlenmişse, o ülkeyi yöneten insanların ferdî olarak inançlı, namazlı-niyazlı olmaları onları müminlerin ûlu’l-emri yapmaz.

Hepimiz biliyoruz ki bugün yaşadığımız hayat İslam'ın emrettiği ve nasıllığını detaylıca açıkladığı Müslüman hayatı değildir. Dilimizle tevhidi terennüm ediyoruz ama organlarımızla kapitalist dünyaya uyuyoruz.

İslâm dininde teşhircilik haramdır. İslâm bunun için işe hâin bakışların önüne geçerek başlıyor. Sonra hem kadını, hem erkeği, hem nesli korumak için erkeğe ve kadına tesettürü emrediyor. İslâm dini dünya ve ahiret saadeti için kurallar koymuştur. Tesettür de bu kurallardan birdir.

Bu yönüyle emredilen her ibadetin, insanoğlunun bir yamuğunu doğrultmaya, bir yarasını onamaya, bir gediğini kapatmaya, bir kusurunu örtmeye, bir günahını silmeye matuf özelliklere sahiptir.

Müslümanlar, 'buyur Allah'ım buyur da emrini yerine getirelim' dedikleri halde, rablerine verdikleri sözü tutmuyorlar. Allahuekber nidalarıyla yeri göğü inlettiklerinde samimi değiller miydi ki, halen Allah'tan gayri her türlü tağut yeryüzüne egemen?

Yaratmanın ve emretmenin elinde olduğu Rabbimizin farzına uymak yerine, çağın dayattığı tarzların peşisıra koşuşturmanız, Rabbinizin emirlerine tâbi olarak anlamlı bir hayatın öznesi olmak varken, modernizmin iğvasına kapılarak tüketilen, tüketen ve tükenen bir hayat anlayışının nesnesi olmanız, siz farkında olmasanız bile biz mü’minleri fazlasıyla üzmektedir.

Fetih Suresini alan, Maide Suresini de almak ve ondaki "Allah'ın indirdikleriyle hükmetme" emrine ittiba etmek zorundadır.

Modern tuğyanın “hayvanı”, İslam’ın bildirdiği varlık hiyerarşisindeki gibi insanın emrine musahhar kılınmış bir varlık değil, başta da belirttiğimiz gibi kendisine sınır konulamaz, dokunulamaz bir “puttur.”

Bu sebeple, hiç ara vermeden bir yandan tevhidî davet, şahidlik ve eğitim çabalarımızı yeni hamleler yaparak bıkmadan, yılmadan ve yaşanan büyük olumsuzluklara rağmen asla umutsuzluğa düşmeden sürdürmek, diğer yandan da hiçbir sebeple asla terk edemeyeceğimiz emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l münker görevimizi yerine getirmek sorumluluğu altındayız.

Bazen bakıyorum, yahu bu insanlar hiç Kur’an okumuyor mu diyorum. Çok açık, net hükümlerde bile, bırakın fıkhî yorumlar veya içtihatları, çok açık, net ilkelerde bile insanlar bir sivil toplum savaşçısı olarak çıkıyor karşımıza. Yahut Batılı herhangi bir hümanist insan tipi çıkıyor karşımıza Müslüman kılıklı, Müslüman olduğunu söyleyen, ama dünyaya bakışı, olaylara modernitenin paradigmalarıyla yaklaşan tipler var. Peki, bu Kur’an ne diyor? İslam liberalizme karşı değil, liberalizmi kabul ediyor dendiğinde, İslam’dan neleri feda ettiğini düşünmüyor mu insanlar?

Şahin Özdaş - Osman Yıldız - Kur'an Nesli Tv - Ramazan Sohbetleri

Vahyin ilk inzal sürecinde hicret emrinin yer aldığı bir diğer ayet, Müzzemmil sûresi 10. ayettir. Rabbimiz bu ayette “Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzelce ayrıl (vehcurhum hecrân cemîla)” buyurmaktadır. Bu hicreti “siyasal/kurumsal hicret” olarak nitelemek mümkündür.

Bir taraftan Allah’ın insanlar için sabah namazına kalkın emri, öbür taraftan sabah namazına kalkmaması için elinden geleni yapan Şeytan’ın isteği ve telkini. Bu iki emir bir insanın hayatında bir araya gelmez, gelemez. İnsanlar tarafından bu iki durumdan ancak biri tercih edilecektir. İşte bu tercih de insana kalmıştır.

Çok zor da olsa mümin şahsiyetlerin vahye kayıtsız kalmaması ve hayata küsüp kendi gettolarına çekilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Hayatın her alanında tek başımıza bir ümmet de olsak kötülüğe karşı bir duruş sergilemek zorundayız. İslam’ın ve Kur’an’ın gücünü ilişki kurduğumuz çevremize ve en yakın akrabalarımıza gerek beden diliyle gerekse konuşma diliyle hissettirmeliyiz.

Geçtiğimiz hafta Rabbine uğurladığımız Ahmed Kalkan hoca ile, "Dâvet" kitabı çerçevesinde 2018 yılında İktibas dergisi için bir söyleşi gerçekleştirmiştik. Söyleşiyi, faydalı olacağı kanaatiyle okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:

Kur’an; bu ümmetin mürşidi, hareket kaynağı ve yön verenidir. Bundan dolayı bu ümmet, hiç yenilmez, hep yener. Çünkü düşmanlarıyla girdiği savaşta, doğrudan doğruya Rabbânî önderliğin emri altındadır.

Mısır'da darbeci Sisi'nin emriyle gerçekleştirilmesi planlanan idam kararlarını protesto etmek için Mısır Halkıyla Dayanışma Platformu adı altında bir araya gelen göstericiler, Fatih'teki Saraçhane parkında protesto eyleminde bulundu.

Akif Emre: Bazen bakıyorum, yahu bu insanlar hiç Kur’an okumuyor mu diyorum. Çok açık, net hükümlerde bile, bırakın fıkhî yorumlar veya içtihatları, çok açık, net ilkelerde bile insanlar bir sivil toplum savaşçısı olarak çıkıyor karşımıza. Yahut Batılı herhangi bir hümanist insan tipi çıkıyor karşımıza Müslüman kılıklı, Müslüman olduğunu söyleyen, ama dünyaya bakışı, olaylara modernitenin paradigmalarıyla yaklaşan tipler var. Peki, bu Kur’an ne diyor? İslam liberalizme karşı değil, liberalizmi kabul ediyor dendiğinde, İslam’dan neleri feda ettiğini düşünmüyor mu insanlar?
Makaleler
Hava Durumu