
"getirmek" Arama Sonuçları

Cübbesiyle nam salmış bir kişi şeytanın bütün bu görevlerini fazlasıyla yerine getirmektedir. Bu cübbeli İblis Kur’an’dan istediği ayeti ahlaksız ve ahmakça safsatalarına alet edebiliyor, İslam’ın tertemiz akidesine karşı istediği imansızlık zehrini kusabiliyor, istediği zaman istediği hezeyanı savurabiliyor. Kur’an’ın tanımıyla, kendisi gibi cin ve ins şeytanları zümresine vahiyler indiriyor / telkinlerde bulunuyor.

Her an, aklımızın başımızda bulunduğu her dakika Allah’ı razı etmeyi düşünecek ve öyle davranacağız. Ki bu İslâm’ı bir bütün olarak algılamak ve yaşamak demektir. Küçük büyük demeden Allah’ın tüm emirlerini yerine getirmek, kaçındırmak istediklerinden kaçınmakla Müslüman olunur.

Bu sebeple, hiç ara vermeden bir yandan tevhidî davet, şahidlik ve eğitim çabalarımızı yeni hamleler yaparak bıkmadan, yılmadan ve yaşanan büyük olumsuzluklara rağmen asla umutsuzluğa düşmeden sürdürmek, diğer yandan da hiçbir sebeple asla terk edemeyeceğimiz emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l münker görevimizi yerine getirmek sorumluluğu altındayız.

‘Ne yapmalı?’ sorusu bizde bilmecburiye iki ana mefhumu aklımıza getirmekte, büyük bir hızla zihnimizi teyakkuza geçirmektedir. Bu iki mefhumdan biri Kur’an diğeri de Rasulullah Muhammed (sav)’in bu aziz Kitabı yaşayan bir hayata dönüştürmesi demek olan sünnetidir.

Hak yol üzerinde sert imtihanın var, yavaşla ve hak yolda sabret. Yolda kaygan zemin levhası var, tedbirli gidiyorsun. Batıl zeminlerde bulunma, ayağın bir kaydımı yerine getirmek zor olur. Aman dikkat! Girilmez yol levhasını gördün girmezsin.

İslami değerlere dayalı eğitim ve yardım faaliyetleriyle çocukları ve gençleri donanımlı fertler haline getirmek için yola çıkan Yeni Nesil İnsani Yardım ve Eğitim Derneği İstanbul'da kuruldu.

“Cinsiyetle ilgili olarak Kur’ân’ın diline yeniden bir bakış açısı getirmek Arapça’nın nötr (cinsiyetsiz) bir dil olmadığı göz önünde bulundurulduğunda çok daha lûzumlu hâle gelmektedir.” Ayşenur Ünal yazdı.

Bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmekte örneklik ve öncülük edecek “vasat ümmet” birlikteliğinin oluşup sürdürülebilmesi ve yozlaşmalara kapının kapatılabilmesi için en önemli görevimiz, diğer kesimlere yapmakla yükümlü kılındığımız “emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker” vazifemizi öncelikle birbirimize karşı kendi içimizde gerçekleştirmemizdir.

Adalet; insan-eşya ilişkilerini, insanların birbirleriyle olan münasebetlerini ve insanın devletle olan alâkasını, Allah Teâlâ’nın indirdiği hükümlere göre düzenlemeye denir. Bu bir anlamda, Allahu Teâlâ’nın emrini, emrettiği şekilde yerine getirmektir.

Muhterem kardeşlerim, “Eski 28 Şubat” sürecindeki konuşma, savunma, yazı ve kitaplarımda ifade ettiğim bazı hususları “Yeni 28 Şubat” sürecinde de gerekliliğine inanarak tekrar gündeme getirmek ve sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öncelikle, mevcut gayri İslami sistemi yönetmeye talip olan muhafazakâr çevrelerce yıllardır dillere pelesenk edilen Hz. Yusuf konusunda doğru bilgiye sahip olmadığınız anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yanlış bilgi beraberinde yanlış kanaati getirmekte ve Rabbimizin bu güzide elçisinin katiyetle beri olduğu batıl bir konumu ona yakıştırabilmekte ve onun üzerinden bugünkü batıl yönelimleri meşrulaştırmaya çalışmaktasınız.

Bu şeytan ve dostlarına verilebilecek en büyük ders, ayetlerini ortadan kaldırmaya çalıştıkları mübarek Kur'an'ın tam olarak 6.236 ayetini anayasa haline getirmek ve bu anayasayla hükmetmektir.

Elhamdüllah biz hala birilerinin ‘siz hala aynı yerde misiniz?’ dedikleri yerdeyiz ve hala ‘tağuta’ ‘tağut’ diyoruz. Bununla birlikte gerçek manada ve topyekûn bir değişimin ‘sistem içi mücadele metodu’ gibi batıl ve müfsid yollarla değil, Ra’d suresi 11 ile Nur Suresi’nin 55. ayetlerinde de belirtildiği üzere, öncelikle nefislerimizde olanı değiştirmek, adil manada şahitliğimizin gereğini hakkıyla yerine getirmek suretiyle ‘tabandan tavana doğru’ olması gerektiğini savunuyor ve hasbel kader bunun gereklerini yerine getirmeye çalışıyoruz.

Hac vazifesini yerine getirmek için kutsal topraklarda bulunan ilk hacı kafilesi Türkiye'ye döndü.

Sayısız nimetin kendisine bahşedildiği insan, aldığı ve verdiği her nefeste, işittiği her seste, gördüğü her şeyde, tattığı her lezzette, dokunduğu her nesnede, kavradığı, idrak edebildiği her gerçekte bu kabiliyetleri kendisine veren Allah’ı anmalı, kendi âcizliğinin farkına varmalı ve kendisine hayat bahşettiği için Yüce Yaratan’a şükran duymalıdır. Unutmamalıdır ki, sadece kendisi değil melekler de dâhil olmak üzere yedi kat göklerde ve yerde bulunan bütün varlıklar hamd ile Allah’a karşı minnettarlıklarını dile getirmektedirler. Dolayısıyla hamdeden bir kul olmak kâinat bütününün anlamlı bir parçası olmak demektir.

İslam dünyasını etnik kavgaların, mezhep savaşlarının yaşandığı bölgeler haline getirmek isteyen modern sömürgecilerin elini güçlendirmekte bu kadar mahir olduğumuzdan dolayı yerin dibine girsek yeridir.

Kitleleri "Amerikancı İslam"ın hurafelerle örülü atmosferi içinde, laik kurumlarla uzlaştırmak, devleti, orduyu, ulusçuluğu, tarihselciliği ve gelenekleri kutsar hale getirmek, hayatlarına kitap ve sünnetin değil, mistik hezeyanların, rüyaların ve metafizik imaların yön verdiği ufunetli ve ağlamaklı bir topluluk haline getirmek için önlerine bütün bu nitelikleri taşıyan parlak bir sinek kâğıdı koymak gerekir... Hoca efendi dedesinin dedesinden başlayarak ninesi, anneannesi, teyzesi, annesi, dayısı ve amcalarının faziletlerini ve kerametlerini sayıp, menkıbevi bir şecere çizerek başlıyor kendini anlatmaya.

Sebük, Akman'ın "Başörtülülerin milletvekilliğine nasıl bakarsınız?" sorusuna " örtüyü kendileri seçecekse başlarına, o zaman koysunlar, milletvekili de olsunlar. Bana ne. Yeter ki laiklikten sapacak kanunları getirmekte etkin rol oynamasınlar. Siz çocukluktan itibaren buna meyil açarsanız farklı bir yapıya gideriz. Siz de böyle gezemezsiniz. Şeriatla yönetilen bir ülkede yaşamak istemem." şeklinde cevap veriyor.

Doç. Dr. Ramazan Kurtoğlu: İslâm'ı senkretik bir din haline getirmenin ilk yolu peygambersiz hale getirmektir. Bunun için İbrahim'i dinler diyelim diye bir akım var. Bu akımda yeni değil kökenleri Endülüs'e gider. 1929'a gider. Kelime-i Şehadet'in Muhammed'ur Resulullah kısmını söylemeyelim diyenler var. Burada hedef doğrudan doğruyu Hazreti Peygamberimizdir. Çünkü O'nu İslam'dan kopardığınızda İslam'ın diğer tarafını kolay kopartırsınız.

Bu durumda, bizler için en doğru yaklaşım, laik devletin kendi işleyişine göre sabitlediği takvimi değil, hilalin gözetlemesi esasına dayalı olarak ortaya çıkan tarihi esas almaktır. Hacc ibadetlerini yerine getirmek için Harem'de bulunan Müslümanlarla birlikte hareket ederek, Perşembe gününü Arafe, Cuma gününü de Kurban Bayramı'nın ilk günü olarak bilmek ve buna göre hareket etmek bugünkü durumda tek çıkar yoldur.
Makaleler
Hava Durumu