
"sistemle" Arama Sonuçları

Küresel sistemle tam entegre olmuş seküler/liberal/demokrat/muhafazakâr toplumu inşa etme sürecinde, mevcut iktidar erkleri, aile konusunda tam bir çıkmazın içine düşmüş gibidirler. Bütün eğitim hayatını pozitivist/maddeci/kapitalist değer yargıları ile dizayn eden sistem, ‘rızkın temini’ konusunda da aynı zihin kodları ile hareket ederek (yukarıda da değindiğimiz gibi), mensuplarını Allah’ın kefil olduğu bir konuyu sorgular hale getirmiştir. ‘Aile’ kurumunun yapı taşı olan çocukların bakım ve iaşesini (güya) destekleyerek, ebter olmaktan kurtulacağı zannına kapılmıştır.

2016 yılında Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde “Kuran’da tağut kavramı” adı ile bir yüksek lisans tezi kaleme alan Şeyhmus Nebati, tezinde tağut kavramı ile bağlantılı olarak hüküm ve kulluk kavramlarına eğiliyor.

27 Yıl önce yazılıp adeta bugünü anlatan bir yazı...

Dünkü şartlar tekrar tahakkuk eder, Yesrib’i Medine’ye dönüştüren irade kâbil-i kıyas sayı azlığına rağmen taraflarca mutlak bir itaat ve teveccühle nihaî hâkim karar kabul edilirse, şüphesiz bugün de Medine vesikası hukuku üzerinden toplumsal mutabakat vücûbiyet arz eder. Ancak bugün roller tamamen farklı iken, İslâmî bir ıstılahın paravan olarak kullanılması ve mağlubu galip sanma duygusal motivasyonuyla İslâm, küfrün hâkimiyetini meşrûlaştırma vasıtası kılınma riskiyle yüz yüzedir. İslâm namına tescil ve tahkimin söz konusu olmadığı bir vasatta, İslâm’ın, varlık-bilgi (ontolojik-episteme) bağı vahiyle kopuk ideoloji ve sistemler tarafından suni teneffüs için popülizme malzeme kılınması kaçınılmazdır.

Bu kıssa bizden; eski yaşam tarzımızı değiştirmemizi, hayatımızı İlahi Emirler ışığında yeniden düzenlememizi, ruhumuzu bu minvalde terbiye etmemizi, Peygambere gösterilmesi gereken ittibanın hem fikirsel hem sözel hem de davranışsal olarak gösterilmesi gerektiğini, Firavuni sistemlerle barışık olmaktan uzak durmayı, evvela fikirsel olarak uzaklaşmayı istemiyor mu?

Türkiye Hâfıza Şampiyonu Mücahit Aköz, “Öğrenme deyince akla ezber gelir oldu; bu da öğrenme eyleminden keyif almayan jenerasyonları doğurdu. Ezber, öğrenme sistemleri içerisinde yer alan onlarca metottan sadece biri ve belki de en zayıflarından birisidir” diyor.

Zalim idarelerde görev almak din adamlarının küfür şirk tuğyani sistemle ilişkisi - Yüksel Yılmaz

Mevcut batıl sistemleri yönetmeye talip olma tercihini Hz. Yusuf üzerinden meşrulaştırmaya çalışanların bu videoyu dikkatle dinlemelerini öneririz.

Kur’an'ı Kerimde geçen her bir ayet gibi bu “tek bir” ayet bile tüm insanlık için huzur ve güveni sağlamaya yeterlidir. Adalet bir kâinat nizamıdır. Kâinat nizamına getirilen düzenin İslam dininin öngördüğü adalet esası üzerine kurulacağı hiç şüphesizdir. Bu düzende adalet ilkesi; akrabalık, hısımlık, hasımlık, cins, ırk bağları ve ülkelere göre farklılık gösterip değişmez. Yeryüzünde ekonomik ve silah gücünü elinde bulundurarak mustaz’af insanların kanını akıtan kâfirlerin, zalimlerin, birtakım terör örgütlerinin ve devletlerin benimsedikleri her türlü beşeri düzenler, sistemler, darbeler kesinlikle adalet olmadığı gibi adalet dağıtamaz da.

Siyonist işgal rejimi, “Büyük Dönüş Yürüyüşü” ile işgale karşı koyan Filistinlileri dronelara monte ettiği kimyasal bombalarla vuruyor. Gazze’deki kimyasal saldırıda yaralanan iki çocuk Ghassan Baraka ve Muhammed İmad İstanbul’da tedavi altına alındı. Sinir sistemleri felç olan çocuklar etkisi 4 saat süren ağır nöbetler geçiriyor.

Müslümanlar olarak cahili sistemin bekası için tasarlanmış olan bu “demokrasi oyunu”nda rol üstlenmememiz ve yer almamamız gerekmektedir. Bu sisteme kanat işlevi görmek asla doğru olamaz. Müslümanlar Kur’an’ın ölçüleri ve Nebevi pratik ışığında kendi siyasetlerini belirlemeli, kendi yollarında yürümelidirler. Cahili sistemle bütünleşen değil ayrışan, davet eksenli, açık, net, şeffaf bir mücadele ile İslami bir toplum ve siyasi organizasyonun tesisine çalışmalıdırlar.

Günümüzde âileler, çok değişik bir hâl aldı. Eskiden anne ya da babaya bakıp evlâtlarını üç aşağı beş yukarı tahmin edebilirdik… Şimdi öyle değil, dindar bir anne-babanın nihilist (inkârcı) bir evlâdı olabiliyor. Kur’ân kurslarının kapatılması ve sekiz yıllık mecburî eğitimle tesettür, dindar âilelerin çocuklarında da görünmez oldu. Aynı çatının içinde farklı düşünce sistemlerine sahip insanlar çoğaldı. Çok kültürlü şehirlerimiz gibi… “Dindarlıkta denklik nasıl aranacak?” bilemedik, açıp bakamıyorsun ki kimsenin kalbine… Çevre, arkadaş grupları, sanal âlem, hele ki internetle bilgiye kolay ve çok hızlı kavuşmak, çok değiştirdi gençleri de, ebeveynleri de…

Venhar Kur'an Evi Haftalık buluşmalarında ''Sistem ve Müslümanlar Olarak Sistemle İlişkilerimiz'' konuşuldu

O halde siyaset ve siyasetçi değişse bile sistem var olacaktır. Bu sefer Müslümanca ezileceğiz. Çünkü var olan sistem içerisinde İslami bir duruş sergileyemeyiz.

Bir siyasi otorite veya yöneticinin “Ulu’l Emr” vasfı taşıyabilmesi için şu iki temel vasfa sahip olması gerekir: Kişi ise Müslüman olması (iman ve amel bütünlüğünde Allah'a teslimiyet üzere bulunması), tüzel kişilik ise İslami olması (Allah’a itaat üzere bulunması) ve bu özel veya tüzel kişiliğin Allah’ın hükmüyle hükmetmesi. Bu iki sacayağından birinin eksik olması durumunda, Müslümanların itaat etmesi gereken bir “Ulu’l emr”den söz etmek imkansız hale gelir. Bu bağlamda, kendisini İslam’a nisbet etmekle, “kişisel referansım İslam’dır” demekle birlikte, Allah’ın indirdikleriyle değil, bâtıl sistemlerin bâtıl yasalarıyla hükmeden yöneticilerin, kendilerine itaat edilmesi gereken “Ulu’l emr” vasfı taşımadığı, taşıyamayacağı açıktır. Çünkü itaatin temel şartı olan Allah’a ve Rasulüne itaat burada söz konusu değildir. İbadeti ve siyasetiyle bir bütün olan ed-Din’in bu bütünlüğünü parçalayıp, onu “kişisel referansa” indirgeyen bir zihniyet, itaat mercii değil, ancak davetin muhatapları konumundadır, böyle görülmelidir.

Venhar Cumartesi Seminerleri'nin geçtiğimiz Cumartesi günkü konuğu, Cemal Öğür idi. Öğür 'Tevhid' kavramının anlaşılması ve hayata aktarılması konusunda aşağıdaki konu başlıkları üzerinde durdu. Oturumun videosunu siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunuyoruz.

Demokrasi, tanım(lar)ından da anlaşılacağı üzere, -içi boş bir iddia olsa da- halkın iradesini esas alan bir yönetim şeklidir. Oysa demokrasilerde hiçbir zaman halkın iradesi esas alınmamıştır. Demokrasilerde esas olan irade bir avuç güçlü, elitist azınlığın iradesidir. Demokrasilerde ister halkın iradesi, isterse bir avuç azınlığın iradesi esas alınsın, her iki halde de hüküm koymada İlahi Vahiy değil, halkın iradesi esas alınmaktadır. Bu ise halkın iradesinin ilahlaştırılması anlamına gelmektedir. Oysa İslami hükümleri esas alan sistemlerde ilahi vahiy esas alınmaktadır. Demokrasiler, çoğunluğun (aslında küçük, ama güçlü kapitalist/sermayedar bir grubun) görüşünü, İslami sistemler ise, -çoğunluk ya da azınlık fark etmez- Allah’ın hükümlerini esas alır. Yani helal ve haramı tayinde, hele kanun ve şeriat vaz’ etmede ‘çoğunluk’ kavramının hiçbir anlamı ve önemi yoktur.

Radyo Denge'ye Gazze'ye yönelik son siyonist işgal girişimini değerlendiren Mehmet Pamak: Bizler esas meseleye yoğunlaşıp halimizi ıslah etmeyi, terk edilmiş bırakılan Kur'an'a tekrar dönerek vahiyle ümmeti yeniden inşa etmeyi ve böylece Allah'ın vaadi olan yardımını hak etmeyi hedeflemek yerine, sadece işgal ve katliamların tırmandığı süreçlerde meydanlara çıkıp slogan atarak zalimleri tel'in ediyor, zulme uğrayan kardeşlerimize yardım ve dua için seferber oluyoruz. Şüphesiz ki bunlar önemli ve gerekli, ama o süreç geçince yeni bir katliama kadar esas sorumluluğumuzu, kalıcı ve kesin çözümü gündeme getirecek çabalara yoğunlaşmadan zaman geçiriyoruz. Baskısı ve kuşatması altında bulunulan sistemleri değiştirmek ve bunun için öncelikle içinde yaşadığımız cahiliye toplumlarını vahiyle dönüştürmeye yoğunlaşmak yerine, cahiliye sistemleri içinde görece imkanlara kavuşmak adına oyalanıyor ve tevhidi mücadele stratejisinde ısrar etmek yerine istikameti koruma zaafı içine düşerek sistem içi siyasetlere eklemleniyoruz. Sonra yeni bir katliam sürecinde yine sokaklara çıkıp "kahrolsunlar" diye bağırıp slogan atmaya tekrar başlıyoruz.

Elçilerin çekilmesinin gerçek nedeni şu; Katar'da hala Müslüman Kardeşler'in rahatça faaliyet gösterebiliyor olması. Bunun anlamı çok açık: Petrol şeyhliklerinin ve Suud, Mısır gibi büyük Arap ülkelerinin İhvan gibi küresel sistemle anlaşmaya hazır, Batı'yla belli düzeyde ilişkiyle işbirliği yapmaya önem veren bir siyasal İslam'a bile tahammülleri yok.

İdareciler zulmettiler, haramları helal kıldılar, kanları akıttılar, insani hedefleri çiğnediler, yeryüzünü bozguna verdiler ve Allah’ın sınırlarını aştılar. İslam âlimleri ise bu zulümlere karşı çıkmadılar, haramları helal kılanlara kızmadılar... Ey İslam âlimleri, minberlerde oturarak insanlara yalnızca güzel ahlakı ve ibadet esaslarını öğretip onları İslam’ın hüküm, yargı, toplum, ekonomi, düşmanlar ve dostlar arasındaki ilişkiler hakkındaki hükümlerinden cahil bırakmanız İslam’dan değildir... Niçin insanlara İslam’ın beşeri sistemler hakkındaki görüşlerini ve Müslümanların onlara karşı tavrının ne olacağını açıklamıyorsunuz?
Makaleler
Hava Durumu