
<.
"Dayanma" Arama Sonuçları

Avrupa'da neşet eden ulus-devlet anlayışı, zamanla dünyanın geri kalanına yayılmış, teker teker bütün toplumlar bu yola bile isteye girmişlerdir. Çünkü uluslararası düzende bir devlet olarak kabul edilebilmek için başta BM'nin onayından geçmek, bunun için de ön şart olarak, bir ulusa dayanmak, laiklik ve demokrasiyi kabul etmek, insan hakları, eşitlik, uluslararası hukukun üstünlüğünü kabul etmek gibi ‘amentü’ye katılmak gerekmektedir. Yola çıkan veya çıkmayı düşünen her toplumun önderleri ya bunun farkında olarak işe başlamakta ya da bir şekilde kendilerine öğretilmektedir.

‘Doğru düşünme’nin temelinin ‘ilm’e dayanmak zorunda olduğunu belirten Kürşad Atalar, bir düşüncenin bir metoda ulaşmasının ise düşüncenin ilmi yönden yetkinlik derecesine ulaştığını gösterdiğini, bu metodun illa doğruluk anlamı taşımadığını ama yetkinlik derecesinden söz edilebileceğini vurguladı.

Dua eden ne isteyeceğini bilmeli, kimden isteyeceğini çok iyi anlamalı Allah'tan istemeli ve pazarlık yapmamalı. Beni şunla bunla imtihan etme demek doğru değildir! "Deki; Rabbim hakkımda hayırlısı neyse onu nasip et." İmtihanımı kolay eyle, dayanma ve sabır gücünü ver diye dua etmeli.

Kendi gündemini belirleyemeyen, akıl üstü olmayan, vahye dayanmayan bir hedef geleceğe de yürüyemez. Kültürler üstü olmayan bir gelecek günümüzde olduğu gibi iç çatışmalardan yakasını da kurtaramaz.

“Emaniyye” kavramı, “Ümniyye” kavramının çoğulu olup, Kur’an’da ilme, sahih bilgiye dayalı sahih inanç ve sâlih amel üzere bulunmanın zıddı olarak, sahih bilgiye / ilme dayanmayan, bir gerçekliği olmayan temenni ve inanışlar, kulaktan dolma bilgiler anlamına gelmektedir. Rabbimiz Kur’an’da, o dönemin Kitab Ehli olan Yahudi ve Hıristiyanlar özelinde bize, kendilerini nisbet ettikleri Kitab’ın bilgisine sahip olmayan ve dolayısıyla “ümmiliğe” mahkûm olan insanların, Kitab bilgisine sahip olmadıkları için bu boşluğu uydurma, kulaktan dolma bilgilerle doldurduklarını bildirmektedir

Kur’an’ın mutluluk ve mutsuzluk tanımı maddi bir temele dayanmaz; bedeni değil ruhu muhatap alır. Ruh için mutluluğu temin eden; hayvani gücün (nefsin) melekî güce (ruha) boyun eğmesi ve melekî gücün (ruhun) telkini doğrultusunda hareket etmesidir.

Prof.Dr. Şinasi Gündüz'ün sunumunda, "yaratıcı bir tanrı"nın varlığını kabul eden deistlere göre niçin din yoktur, ateizmden niçin uzak durmaktadırlar, inançları gerçekten sağlam temellere mi dayanmaktadır, sekülerizm ile ilgisi nedir, bu anlayışla nasıl bir mücadeleye ihtiyaç var soruları teker teker ele alındı.

Dine dayanmayan, seküler bir ahlâk anlayışı gerçekçi olmadığı içindir ki, felâha ermek ve maddî-manevî alanda kalkınmak isteyen bir toplumun tâbi olması gereken ahlâkî değerlerin ve kuralların dayanacağı yegâne nokta işte bu güçlü Allah ve âhiret inancıdır. İnsanlık tarihi, ahlâkın en güçlü destekçisinin daima dinler olduğuna şahidlik etmektedir ki, bu veri bile bu konuda seküler-lâik yaklaşımın bir çıkış yolu olamayacağını göstermek için yeterli bir delil teşkil etmektedir.

'...Örneğin, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, askeri başarıyı garantilemek için bütün ruhani güçler bizzat halife sultanın izniyle yardıma çağrılmıştı. Dervişler, Şumnu'da dokuz kez şehri tavaf edip dua ettiler ve düşman ordularının geçeceği yerleri 'hiyel-i metin-i takva' ile bağladılar. Sofya'da Aziz Bali'nin ruhani güçlerinden yararlanmak istediler ve hatta Osmanlı sarayında zikir törenleri yapılmaya başlandı. Tabii ki, tüm o hurafeler Osmanlı ordularını feci şekilde yenilmekten kurtaramadı ya da Rus ordularının adı geçen yerleri almasını ve İstanbul'a dayanmasını önleyemedi. Ancak ulema bildiğini okumaya devam etti ve bilmediğini de hurafeler yardımıyla uydurdu...'

Ramazan, oruç ve az yeme ayıdır.Tıka basa yeme ayı, oburluk ayı değil; açlık ve mideyi dinlendirme, ruhu gıdalandırma ayıdır. Ramazan, zenginle fakiri en azından gündüzleri eşit yapar. Oruç, hayatın yalnız yeme-içme, bencil duyguları ve hayvanî arzuları tatmin etme anlayışına dayanmadığını öğreten bir ibâdettir. Oruç, fiil olarak fakirlik halini yaşamaktır. Sosyal adâlet fikrini, yardımlaşma duygusunu; açlık halini yaşatarak öğreten bir ibâdettir. Oruç sâyesinde zengin mü'minler de beden ve ruh yönünden fakirliğin sınırları içinde yaşarlar. Tok insanın açın halinden anlamasını kolaylaştırır oruç.

Ya Rahman bizi siyahı veya Araf'ı hak edenlerden değil, Kar gibi bir yüzle beyaza adananlardan eyle bizleri. Biz canı sana zorla verenlerden değil, Gönüllüce hediye edenlerden olmak istiyoruz.

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı’nın bu yılki Alternatif Eğitim Konferanslarının sonuncusu Eğitimci Yaşar ÜSTÜNTAŞ’ın sunmuş olduğu “Hilafetten saltanata geçiş ve İslam Dünyasına Etkileri “ konusu ile İLKAV salonunda gerçekleştirildi.

Cahiliye, kesinlikle aynı cahiliyedir. Tüm dünya insanlarını kaplamış olsa bile aynı cahiliyyedir. insanların yaşantısı, Allah'ın hak dinine dayanmadıkça anmaya değer hiç bir şey ifade etmeyecektir. İslam davetçisinin görevi, gene aynı görevdir. Dalaletin çoğalması veya batılın şişkinleşmesi bu görevi değiştirmez.

Modernlik ayrıştırıcı (analitik) ve doğrusal (lineer) bir keskinlikte; mahremîyet ve alenîyet arasındaki diyalektiği yok etti. Bunu da özel-kamusal ayırımını ikâme ederek yaptı. Bir kere mahremîyet yok edildi. Kamusallık yüceltildi. Modernlik aslında bir alenîyet fetişizmidir. Kamusallık bu fetişi anlatıyor. Modernlik her şeyi kamusallaştırıyor. Kapitalist mübâdele tarzı için bu çok hayâtîdir. Her şeyin önceden hesap edilebilir olması için kamusal bir değer kazanması; alenîyete kavuşturulması ve kayda geçirilmesi gerekiyor. Bu baskıya mahremîyet dayanmaz tabii ki.

Adalet, insanlığın ortak özlemi olsa bile ortak paydası değildir. Zira adaletin kaynağı ancak ve ancak yüce Allah, imkânı ve güvencesi de insanlar için bildirilmiş olan hayat kaynağı Rabbani hükümlerdir. Adaletin önkoşulu tevhid akidesidir. “Hüküm yalnız Allah’ındır” akidesine dayanmayan her türlü adalet söylem ve arayışı neticede bir aldanıştan başka bir şey değildir.

Filistin İslami Cihad Hareketi Tahran Temsilcisi, Siyonist Rejim’in 10 yıllık ömrünün kaldığını, Siyonist Rejim’in iç cephesinin çok zayıfladığını, kırılgan hale geldiğini ve savaşın hiç bir türlüsüne 33 günden fazla dayanma kapasitesinin kalmadığını söyledi.

Osmanlı devletinin, egemenliği altındaki toplulukları, din ya da mezhep esasına göre örgütleyerek yönetmesine “millet sistemi” denir. Osmanlıda bu sistem İslam hukukuna dayanmaktadır. Osmanlı bu kavramı Müslümanlar ile Gayr-ı Müslimleri tanımlamak için kullanmıştır. İslam’da millet kavramı din, mezhep; bir din ve mezhebe bağlı topluluk manalarına gelir. Bu kavram Kur'an'da din ve şeriat anlamında 15 yerde geçmektedir.

Kur'an Nesli Kültür Merkezi'nde Ahmed Kalkan'ın sunumuyla iki haftada bir Çarşamba akşamları gerçekleştirilen "Kavram Dersleri"nde dün "İman ve Akide" kavramları işlendi. Akîde'nin kendisinde şüphe bulunmayan yegâne kaynak olan Kur'an'a dayanması gerektiğini vurgulayan Ahmed Kalkan, şunları söyledi: "İslâm Akîdesi, beşerî görüşlere ve şahsî anlayışlara değil; vahye dayanır. Kimsenin hevâ ve hevesleri akaidde bağlayıcı olamaz. İtikadı belirleyen ölçülerin tek kaynağı vahydir.

Seyyid Kutub, vahye dayanmayan toplumları "cahiliye toplumu" olarak nitelendirmiştir, oysa Müslüman olduğunu söyleyen fertleri tek tek tekfir etmek gibi bir anlayışı olmamıştır"

AKP'nin oy oranının yüzde 47'ye dayanması CHP'nin ise yüzde 20'de kalması bazı köşe yazarlarını ve siyasileri kötü etkiledi. Kimisi seçmenin aklının ipotekli olduğunu söyleyecek kadar ileri giderken kimisi de halkın yalan söylediğini ve yardım olarak dağıtılan yiyeceklerle kandırılıp satın alındığını ileri sürdü.
Makaleler
Hava Durumu