
"Orada" Arama Sonuçları

Hedefe vasıl olduğumuzda oradaki muhabbet ve fikri diyalog sırf bilgilenme, bilgi yükleme, tek taraflı dikteden ziyade göz göze, nefes nefese, ‘ru be ru’ görüşmelerin önemini ve yerini bir kez daha yakinen müşahede etmemize vesile oldu. ‘Bilgi ve görgü’ meselesi iç içe…

Cumhuriyetin fabrika ayarları, Çankaya’daki rakı sofralarında belirlendi ve oradan tüm topluma dayatılmaya çalışıldı. Cumhuriyet, İslam’a ve değerlerine açık bir cephe alınarak ve aleyhte propaganda ve kampanyalar eşliğinde, tam bir irtidat havası içinde ilan edildi ve baştan itibaren redd-i miras anlayışı gereği “kamusal alanda” İslam’a dair ne varsa üzerine gidildi, ortadan kaldırılmaya çalışıldı.

Yıllar bu şekilde geçip giderken sırat-ı müstakim olan yolumuzun üzerine hem küresel şeytanlar hem de yerel işbirlikçileri demokrat, liberal ve muhafazakâr müslüman adı altında revize edilmiş yeni bir tuzak kurdular. Müslümanların birçoğu sanki Kur’an’ı ve siyer-i nebiyi hiç okumamışlar gibi Lokman suresi otuz üçüncü ayete muhatap olmaktan kurtulamadılar. Yani aldatıcılar Allah’ın adını kullanarak müslümanları aldatmıştı.

Allah Teala müminler hayatlarına tatbik etsinler diye Kur’an ahkamını indirmiştir. Fakat Kur’an bizde sadece okuyup sevap kazanmak içindir. Mezarlığın iriş kapısında Allah’ın ayeti yazılır fakat okullarımız Allah’ın adıyla açılmaz ve kapanmaz. Öğrencilerimiz derslerine Allah’ın adıyla başlamazlar. Herhangi bir monarkın adı Allah’ın adıyla yer değiştirmiştir.

Gülsüm Halilova, işgal altındaki Kiev’den aktarıyor.

İLKAV online konferansının misafiri “Gazze Direnişinin Esasları” konulu sunumuyla Gazze’ye yerleşmiş ve orada evlenmiş Türkiyeli kardeşimiz Rukiye Demir Salhiya oldu.

Ahmed hoca gerçekten son derece hasbi, muhlis, muhsin, muttaki bir mü’mindi. Fedâkardı, Allah için yaşama bilinciyle hareket ediyordu. Onun hayatının özetini, tüm mü’minlerin hayatının özeti olması gerektiği üzere En’am sûresi 162. ayetin tefsiri olarak niteleyebilirim. 2012 yılında bir grup mü’minle birlikte yaptığımız umrede, Mekke ve Medine’de kendisiyle oda arkadaşlığı yapmıştık. Orada kendisini daha da yakından tanıma imkânım olmuştu.

Kitabın en önemli özelliği yazarının Sudanlı olması. Sudanlı bir yazarın gelip bu kitap özelinde düşünürsek Müslüman Türkler ve onların Bulgaristan’da yaşadığı eziyetleri kaleme alması son derece ilginç. Genelde böyle bir şeyi zulme uğrayan taraftan beklersiniz. Fakat yazar, kendisini de eziyete uğrayan topluluktan kabul ediyor. Zaten “Bütün Müslümanlar kardeştir” hadisinin gereği de budur. Olayları dinlerken gözyaşları içinde kaldığını, her şeyini toplayıp oradan uzaklaştığını ve tekrar geri dönmesinin uzun zaman aldığını belirtiyor. Bu arada kendi kendini de sorguluyor ve ne Türk ne de Bulgar olduğu halde kendisini bu meseleyle ilgilenmeye itenin ne olduğunu düşünüyor. Herhalde bu da Müslüman kardeşinin derdiyle dertlenmek ilkesinin gereği olsa gerek.

Bu hafta Gündem Özel programında, Türkiye'den Gazze'ye giderek orada yaşayan Rukiye Demir Salhiye misafir oldu.

AmeriKAN necisi D.Trump'ın geçtiğimiz dönemde duyurduğu sözde barış planı 'Yüzyılın Anlaşması' D.Trump ve B.Netanyahu tarafından büyük bir zafer edasıyla dünyaya ilan edildi. 'Barış' adı altında Kudüs ve Filistin'i siyonist işgal çetesinin avuçlarına bırakmaya yönelik olan bu adıma tepkiler çığ gibi yükseliyor.

Fıtrat bizi insan-ı kâmile ulaştırmak için yaslanacağımız bir ana kaynak olur. Esas mesele de oradan başlar. Çileler, imtihanlar, acılar ve sınanma süreçleri sabiteleri koruma konusundaki kararlılığımızı ölçmek içindir.

Asker öncülüğündeki oligarşik Kemalist vesayetin darbe süreçleri ve baskıya, zora dayalı sekülerleştirme dönemleri, tevhidî uyanışın son derece diri ve zinde, İslami duyarlıkların yüksek ve laik Kemalist sisteme karşı direnişin güçlü olduğu dönemlerdi.Bu baskıcı sekülerleştirme sürecinden sonraki 16 yılda ise, kimi yasaklarda geri adım atılarak görece özgür bir ortam oluşturulmak suretiyle gönüllü sekülerleşme süreci başlatıldı. Bu süreç devam etmekte olup tevhidi uyanış süreci bu dönemde büyük yara almış, çok ciddi bir kan kaybı yaşamış bulunmaktadır. Kur’an halkaları, daha baskıcı dönemlerdeki yaygınlığını, diriliğini ve ruhunu kaybetmiş, birçokları dağılıp yok olmuştur. Hâlâ devam edenler ise ruhsuz rutinler haline dönüşmüştür. Tevhidî davet çalışmaları çok azalmış, bu çabayı göstermeye devam edenlere ise, “siz hâlâ orada mısınız?” küçümsemesi ile bakılır olmuştur.

Arz, insan için halifeliği deruhte edeceği yerdir. Onun için, Kur’an’da insan, arzın halifesi olarak isimlendirilmiş-görevlendirilmiştir. Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu. Arzda esma şuuru ile görev yapmak gerekir. Sonraki ayette Adem’e Esma’nın öğretilmesinden bu sonuca ulaşabiliriz. Yani Esma’yı bilmeyen arza halifelik yapamaz.

"İman edip salih amellerde bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızık olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızıklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır." (Bakara, 25)

Geçenki “Halep Sınavı ve Hal-i Pürmelalimiz” başlıklı yazımızda da ifade etmeye çalışmıştık. Kısa sürede bütün Arap coğrafyasını etkisi altına “Arap Baharı”ndan hasıl olan ateş Suriye’ye de sıçramış/sıçratılmıştı.

İsrail’le “normalleşme”den sadece Mavi Marmara öncesine dönmeyi -kesilen diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı ve uluslararası kuruluşlardaki karşılıklı blokajı kaldırmayı- anlıyorduk, meğer askerî işbirliğini bitiren “One Minute”ın da öncesine dönmek ve oradan yürümekmiş niyet.

Şimdi bizim Tih Çölümüzün ne olduğunu bulmalı ve oradan çıkmak için ne yapmamız gerektiğini düşünmeliyiz. Hem bireysel hem cemaatsel hem de ümmet olarak bu çöllerden kurtulmalıyız. Çölden kurtulmanın işaretleri Resullerin yolunu takip etmek ve hâdi olan/yol gösterici olan vahyin işaretlerine tabi olmakla mümkündür.

Kimine göre şehit yatıyor, kimine göre evliya…Kimine göre ermiş yatıyor, kimine göre erecek, kimine göre Ermeni mezarı, kimine göre yatır, kimine göre katır…! Anlayacağımız kimse ne olduğunu bilmiyor. Köyümüzdeki yaşlı bir hoca ‘’bana keşif ve rüya yolu ile bildirildi! Orada yatanlar şehit,’’ dese de ufak bir araştırmaya girdiğinizde orada mezar olmama ihtimali bile çok yüksek…

Evet, burada bir günâh, çok büyük bir günâh bulunmaktadır; kimsenin sahip çıkmadığı, ortada, sahipsiz kalmış bir günâh… Daha doğrusu bu günâhın faturası bir tek kişiye kesilmektedir, olayın katil canavarına. Bu zavallı yaratık, ileriki günlerde bir cezaevine konduğunda çok büyük ihtimalle oradaki hükümlüler tarafından infaz edilecek ve toplumun da vicdanı rahatlamış olacaktır… Peki, Allah Teâlâ, mev’ûde’nin günahını kime soracaktır? Bu gözü dönmüş katile mi? Sanırım, zikri geçen katil, bu olayda sorgulanacak en son kişi olacaktır.

“Bizim çocuklarımızın oyunu savaş” dedi bir refakatçi. Kendisi de psikolojik tedavi görüyormuş. Uçak seslerinden dahi çok korkuyorlar. Çocuklar da hakeza, gece uçak sesi duyduklarında ağlayarak uyanıyorlarmış. Ahmed diye bir delikanlı, sağ bacağı kopmuş, sağ gözünü de kaybetmiş. Yüzünün her yeri yara içinde. Biz oradayken bağırışlarını duyduk. Meğer uyandığında bacağını göremediğinde hep krize giriyormuş.
Makaleler
Hava Durumu