
"etmemiz" Arama Sonuçları

Bu ayette müminlere duâ adabı öğretilmektedir. Allah’ın öğrettiği birinci adap kul olarak O’na duâ etmemizin zaruretidir. Ayet “üd’û rabbekum” diye başlamaktadır. “De ki, duânız olmasa Rabbim size ne diye değer versin ki!” (Furkan, 77) ayeti de bu zarurete işaret buyurmaktadır. Allah’a duâ etmek kulluğun gereğidir. Duâdan kaçınmak ya cehaletten ya da tekebbürden kaynaklanır ki, her iki halde de tevhide aykırıdır.

Hedefe vasıl olduğumuzda oradaki muhabbet ve fikri diyalog sırf bilgilenme, bilgi yükleme, tek taraflı dikteden ziyade göz göze, nefes nefese, ‘ru be ru’ görüşmelerin önemini ve yerini bir kez daha yakinen müşahede etmemize vesile oldu. ‘Bilgi ve görgü’ meselesi iç içe…

Filistin halkı tarafından Nekbe yani Büyük Felaket olarak isimlendirilen olayın bugün (14 Mayıs), 75. yıl dönümü. Bu olay sadece Filistin açısından değil tüm İslam âlemi açısından gerçekten büyük bir felaket olduğundan yıl dönümünde bu olaydan söz etmemiz ve siyonist işgale karşı sürdürülen mücadelenin yanında durmamız gerekiyor.

Kendimizi beri görsek, Kur’ani ölçüler içinde bunun tamamen yanlış bir itaat ilişkisi olduğunu dillendirsek de, şeyh-mürit ilişkisi düzleminde bir tarikat yapılanma biçiminin kendisini “tevhidi” olarak niteleyen çevrelerde de yaygın/baskın olduğunu ifade etmemiz gerekir.

Müftüoğlu, “Eğer, büyük ve derin farkındalıklara sahip değilsek, hem zamana ve hem de tarihe nüfuz etmemiz, tarihi ve zamanı etkilememiz, zaman ve tarih içerisinde bir mevcudiyet sahibi olmamız asla ve kat’a mümkün olamaz” dedi.

Dinimizin emretmiş olduğu hükümlerin gerçekleşmesi için kolektif irade ve aklı üretmemiz ve güç birliği yapmamız gerekmektedir. Buna rağmen, tevhidî uyanış süreci olan 40 yıllık önemli bir birikimimiz olduğu halde, neden tevhidde vahdet oluşturup insanlığa vahyin şahidliğini yapacak kolektif bir iradeyi, ülke çapında kuşatıcı örnek bir İslam cemaatini, ümmeti yeniden inşa edecek Kur’an neslini oluşturamadık?

Yüce Yaratıcının bizlerden istemiş olduğu ibadetlerde aramamız gereken iki önemli soru var. Biri niçin, diğeri de nasıl sorusudur. İbadetlerde olması gereken bu iki sorunun cevabı vücuttaki beden ve ruh gibi hayati öneme sahiptir.

Bu kıssa bizden; eski yaşam tarzımızı değiştirmemizi, hayatımızı İlahi Emirler ışığında yeniden düzenlememizi, ruhumuzu bu minvalde terbiye etmemizi, Peygambere gösterilmesi gereken ittibanın hem fikirsel hem sözel hem de davranışsal olarak gösterilmesi gerektiğini, Firavuni sistemlerle barışık olmaktan uzak durmayı, evvela fikirsel olarak uzaklaşmayı istemiyor mu?

Koronadan kurtulmak için Allah’a yönelip tevbe etmemiz, kendimizi hesaba çekmemiz gerektiği unutuluyor, unutturuluyor. Korona insanın en fazla dünyasını mahveder, öldürür. Şirk virüsü ise, dünyada rezil bir hayata sebep olduğu gibi âhiretini tümüyle mahveder.

İtidal ve denge üzere olmamız... İfrat ve tefrite girmememiz… İstişare, murakabe ve muhasebeyi gözetip kardeşliği tesis etmemiz… Gözyaşı pişmanlık ve tevbeyle beraber secdelerde arınmamız… Kul hakkını Allah’ın hakkıyla karıştırmamamız, Allah(cc)’ın hatırını her hatırdan üstün/öncelikli bilip, tercih etmemiz… Rızık kaygısı taşımayıp sadece ilâhi rızayı kazanma endişesiyle yaşamamız… Duasıyla

Kalem-Der'de bu hafta Cuma Hutbesinde Ahmet Kalkan; ''İslamî Dâvette Dikkat Etmemiz Gerekenler'' konusunu gündem ederken, Hasan Taştekin ise; ''Zalimlerin Sonu Çok Kötü Olacak'' adlı vaaz gerçekleştirdi.

Kur’an’ı baş tacı ettiklerini söyleyip Kur’an’ın hükümlerini, hayatlarına ve ekonomiden, siyâsete bütün alanlara hâkim kılmayanların bu bildiri sahiplerine sert tepkiler vermelerinin hiç deanlamlı ve değerli olmadığını ve büyük bir çelişki arz ettiğini ifade etmemiz gerekir. Çünkü, kâfirler, Kur’an’ın tek bir harfini bile çıkaramazlar ama Müslümanım diyenler Kur’ân’ı kamusal alandan, ekonomiden ve siyasetten çıkarıp hayat dışına kovuyorlar.

Bizim seçip getirdiğimiz ulu-l emr'e (Allah'ın emriyle hükmeden adil yöneticiye) itaat etmemiz farz iken, Allah'ın seçtiğine mi itaat etmeyeceğiz!

Gazze katliamı ile ilgili rapor hazırlayan siyonist işgal yönetimi, hedefinin meşru olduğunu iddia etti ve sivillerin ölmesini talihsizlik olarak nitelendirdi

İlkav'da "Cemaatleşme sorumluluğu" ile ilgili konuşan Ahmed Kalkan: Güzel insan olmamız ve mesajımızın güzel olması için, insanları başka şeye, tartışmalı teferrruata değil; sadece Allah’a, Allah'ın mutlak doğrularına, yani hakka dâvet etmemiz ve bunu herhangi bir hizip adına değil, “müslüman” isim ve sıfatımızla, İslâm’ın hizipler üstü temel prensipleri adına yapmamız gerekmektedir: “(İnsanları) Allah’a çağıran, sâlih amel işleyen ve ‘ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim vardır.” (41/Fussılet, 33). Müslüman dâvâ adamı, âyetlerdeki bütüncül çağrıya rağmen; parçacı, hizipçi, cemaatlerinin yorumunu öne çıkaran bir yaklaşım sergileyerek kınanacak bir tavra düşebiliyor: “Onlardan dinlerini parçalayanlar ve kendileri de bölük bölük olanlar vardır. (Bunlardan) her fırka, kendi yanındakiyle sevinmektedir.” (30/Rûm, 32).

Konak, bu şekilde dünya görüşümüzü edinmek, rengimizi almak, Kur’an'la konuşmak, Kur’an'ı konuşmak, onu hayat rehberimiz kılmak için okumak zorunda olduğumuzu, bunun rastgele olmadığını, çaba ve gayret istediğini, onun aynı zamanda bir hitap oluşunu (Allah bizimle konuşuyor, muhatap alıyor diyerek..) düşünerek okuma biçimi edinmek gerektiğini ve imanın bir bilinç, istek ve kararlılık işi olduğunu, gayesi dışında okuduğumuzda ‘mehcur’ bırakmış olacağımızı, bizim kitabı kabul etmemizin yanında, asıl onun bizi (Müslüman) kabul etmesinin önemli olduğunu söyleyerek sunumunu tamamladı.

Sanmayalım ki, yakıştırma yalnızca laiklik kavramındadır! Nitekim ben yukarıda sözünü ettiğim toplantıda laiklik, milliyetçilik gibi kavramların Batı dünyasından iktibas edildiğini, bu kavramların Batı dünyasında reel karşılıkları olduğunu, oysa aynı kavramların ülkemizde ideolojik bir muhteva ihraz ettiğini söylediğimde, toplantı yöneticisi bana itirazla: "İyi ama, demokrasi ve hürriyet kavramlarını da Batı'dan aldık, onları da mı reddetmemiz gerekecek?" sorusunu yöneltmişti. Ben de: "Evet, bu kavramların da kendi asli kültürümüz içinde irdelenmesi gerekiyor" demiştim.

“Suriyeli kardeşimiz, başını dik tutmaya çalışsa da başaramıyor; yaşadığı utanç ve acıyı iliklerine kadar hissediyor. Oysa onun değil bizim hissetmemiz gerekirdi bu duyguları. ‘Neredeyse kabilemdeki tüm kızlara tecavüz ettiler, insanlığın öldüğünü kendi gözlerimle gördüm’ diye söze başlıyor utana, sıkıla.

Ankara İnanç Özgürlüğü Platformu'nun 248. açıklamasında "Otoriter ve buyurgan bir cumhuriyetin toplumdaki değişimi görmezden gelen ve zulüm ile abad olunmayacağını bir türlü anlayamayan “derin aklı” bizleri yıldırabileceğini taleplerimizden vazgeçirebileceğini düşünmekte. Hayır! bizler bu ülkede İslam’ın aydınlık yüzünü temsil eden Başörtüsünün aşağılanmasını ve içinin boşaltılmasını,ucuz pazarlıkların malzemesi yapılmasını asla kabul etmeyeceğiz. Yasağa karşı bizleri; “müslüman izzeti”ni kaybetmemize götürecek pazarlıklar içine çekmeye çalışan hiçbir söylem ve siyasetin parçası olmayacağız." denildi.

Sakarya’daki 256. başörtüsü eyleminde "Evet, sivilleşme projesinin aslında toplumu liberalleştirme projesi olduğunu fark etmemiz gerekmektedir. Proje, İslami değerlerle çatışma yerine içini boşaltarak değerleri etkisiz kılmayı hedeflemektedir. Bu proje mi Müslümanların desteğini hak eden?" denildi
Makaleler
Hava Durumu