
"olmakl" Arama Sonuçları

Kıbleye yöneliş, sadece bedeni bir yönelişin çok ötesinde mahiyete sahiptir. Zira kıble, tâbi olduğun dini, izmi, ideolojiyi, ibadet ettiğin taptığın ilahı temsil eder. Kıbleye yöneliş, bir uhrevi hareket olmakla birlikte, dünyevi eylemlerini “neden”, “nasıl” ve “hangi değere” göre yapacağını belirler.

Siyonistlerin bazıları da “aşırı siyonist” olarak nitelendiriliyor. Bu biraz normal olmakla birlikte, bundan siyonistin mutedilinin de olabileceği sonucu çıkarmak doğru olmaz. Çünkü siyonizmin bir tür ırkçılık olduğu tescillenmiştir. Irkçılık ise insanlık açısından bir ayıp ve ideolojik yönden de bir aşırılıktır.

Eli kanlı kafir bir örgüte, tek müslüman üye olmakla övünmek nasıl bir ruhtur. Bu durumdan ancak utanç duyulması gerekirken aksine bunu fırsata çevirip 'bizde sizdeniz' demek 70 yıldır kıblenin değişmediğini gösteriyor.

O halde Allah’a iman etmek demek, O’nun varlığını ve noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla mücehhez oluşunu şeksiz-şüphesiz tasdik etmek ve O’na ve vahiyle bildirdiği ölçülere mutlak bir güven duyup, o ölçülere tâbi olmakla dünya ve âhiret saadetinin temin edileceğine dair kesin bir inanış ile Allah’ın hükümlerine itaat ve ittiba etmek demektir.

Dünya genelinde Müslümanların kutsal şehri Kudüs'te ve Filistin'de uygulanan zulmü ve katliamı telin eden kitlelerin çeşitli çevrelerce antisemit olmakla itham edilmesi, antisemitizm kavramının bu çevrelerin zihnindeki anlamını açıkça ortaya koyuyor.

İnsan Hakları İzleme Örgütü, "2020 Olayları 2021 Dünya Raporu"nda Çin'in Doğu Türkistan'daki Uygur Türklerine, İç Moğolistan ve Tibet özerk bölgelerindeki etnik gruplara yönelik tutumunun gittikçe kötüleştiğini belirterek, Çin'i "1989'da gerçekleşen Tienanmın olaylarından bu yana insan hakları konusunda en karanlık dönemin ortasında olmakla" eleştirdi.

Bugüne kadar yapılmış ve nasslar çerçevesinde yapılacak tüm bu ve benzeri tanımların her biri üzerinde durulmaya değer olmakla birlikte, iz bırakmış lügat âlimlerimizden İbn Fâris’in tanımının, ilim kavramı ve dolayısıyla âlim vasfını anlayıp anlamlandırmada daha özel bir yeri olduğu kanısındayım.

İstisnaları olmakla birlikte Yeşilçam filmlerinde işlenen dindar karakterler ahlaksız, hilekâr, menfaatçi ve düzenbaz tipler olmuştur ve bu kişiler üzerinden bütün Müslümanlar, İslam kötülenmiştir.

Ahmed Kalkan’la, Kur’an’da Rabbimizin Müslümanlara yüklediği temel bir yükümlülük olmakla birlikte, tarihsel süreçte unutulmaya terk edilen, öyle ki “İslam’ın şartları” arasında bile kedisine yer bulamayan emri bil maruf ve nehyi anil münker ilkesi üzerine konuştuk. Kalkan “Gayrı İslâmî düzene ve câhiliye kültürüne entegre olmayan Müslümanlar bile, çoğunluk itibarıyla emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l münker adlı can simidine sarılmadılar. Böylece zilleti ve mağlûbiyeti kabullenmiş oldular. Başta İslâm âlimleri, cemaat ve kanaat önderleri, yazarlar ve hatipler olmak üzere, Mü’min olan herkes, bildiği ve gücü yettiği oranda bu görevi yapması gerektiği halde, ciddi anlamda bunun yerine getirildiği iddia edilemez. Bu görev, şer odaklarının şerre davet ettikleri kadar bile yapılmıyor” tesbitinde bulunuyor.

Yüce Rabbimize sonsuzlarca kere hamd-ü senalar olsun ki bir Umre daha yapabilmemizi nasip eyledi. 28 Nisan – 13 Mayıs 2017 tarihleri arasında 15 günlük bir Umre ziyaretimiz oldu Rabbimizin lütf-u inayetiyle.

Bangladeş’in önce Hindistan tarafından işgali, sonrasında 1973’te bağımsız devlet olarak tanınma sürecini başlatacak olan 1971’deki Pakistan iç savaşı sırasında savaş karşıtı bir tavır alan Cemaat-i İslami Partisi’nin birçok mensubu vatana ihanet suçu işlemiş olmakla itham edilerek idamla yargılanıyor. Bu kapsamda son idam geçen hafta gerçekleştirildi.

Şimdi bizim Tih Çölümüzün ne olduğunu bulmalı ve oradan çıkmak için ne yapmamız gerektiğini düşünmeliyiz. Hem bireysel hem cemaatsel hem de ümmet olarak bu çöllerden kurtulmalıyız. Çölden kurtulmanın işaretleri Resullerin yolunu takip etmek ve hâdi olan/yol gösterici olan vahyin işaretlerine tabi olmakla mümkündür.

Günümüzde imanın ve İslam’ın iktidarı için çalışan Müslümanların birey ve cemaat olarak, yıkmaya çalıştıkları cahiliyeyi aynı zamanda yaşama istekleri en büyük felaketleri olacaktır. Özellikle cahiliyenin vitrini olan kadın – erkek ilişkileri, ekonomisi, siyaseti, sporu, eğlence sektörü (tv, internet, sinema vs.) bürokrasisi mücadele alanlarımız olmakla birlikte, aynı zamanda kendimizi uzak tutamadığımız, arındıramadığımız konulardır. İkame etmeye çalıştığımız İslam için devrilmesi gereken bu cahili yapılanmalarda faydalanmayı sürdürdüğümüz müddetçe imanın iktidarı gecikecek, samimiyetimiz zarar görecektir.

AKP'ye karşı İslami muhalefete evet, CHP-Ergenekon-Cemaat ittifakıyla birlikte AKP'ye düşmanlık yapmaya hayır diyoruz.

Halbuki, gerçek manada cahiliyeden Hakka hicret, ancak cahiliyeyi bütün versiyonlarıyla ve bütün unsurlarıyla reddedip, vahye teslim olmakla ve “verrucze fehcur” emri gereğince başta akıdevi ve ahlaki olmak üzere bütün cahiliye kirliliklerinden hicret etmeyi, uzaklaşmayı, arınmayı gerçekleştirmekle ve bu hicrete hayat boyu süreklilik kazandırmakla mümkündür.Nerede, ne zaman ve ne şartlarda olursa olsun küfür ve şirki terk eden, uzaklaşan kimse muhacirdir. Fıskı, küfrü, şirki olduğu gibi modern tüketim kültürünü, kapitalist yaşam tarzını, seküler hayatı, yozlaşmış ahlakı terk etmek de müminler için zor olsa bile kesinlikle bir zarurettir, farzdır ve hayatı kuşatıcı hicretin kaçınılmaz bir gereğidir.Ahlaki ve ameli olarak nefsimizde, ailemizde ve çevremizdeki her bir ıslah (düzeltme) çabası bizim takva yolunda, hicret yolunda atılmış bir adımımız olarak algılanmalı ve bu ıslah bilinci hayatımızı kuşatmalıdır.

1990-2006 Yılları arasında dünya üzerinde yetersiz beslenmiş insanların sayısı düşmüş olmakla birlikte, son yıllarda aç insanların sayısında artış gözleniyor.

Bizim için küresel ve yerel toplum mühendisliği merkezlerinde biçilen iki tür gömlekten birini seçmek gibi bir dayatmayla karşı karşıyayız. Küresel ve yerel ölçekte önümüze iki şık konuluyor: Ya tedhiş taraftarı olacaksın, ya da uzlaşma yandaşı! "Hoşkörü" olmakla şiddet körü olmak arasına sıkıştırılmak isteniyoruz.

Toyota Boshoku Türkiye’nin eski genel müdürü, dini vecibelerini yerine getirdiği için işten çıkarıldığını anlatarak “Cuma’ya gitmem yasaklandı. Namaz kıldığım için İslami Terör Örgütü üyesi olmakla suçlandım” dedi.

Başörtüsünden dolayı okul idaresi tarafından derse alınmayıp okul kütüphanesinde bekletilmesi sebebiyle hastalanan ve doktor raporu alan Sariye Yalın’ın evine gelen polisler önce ikna etmeye çalıştılar, ardından kendisine destek veren kuruluşları provokatör olmakla suçladılar.
Makaleler
Hava Durumu