
"pratikte" Arama Sonuçları

Danıştay "İstanbul Sözleşmesi"nin iptalini onayladı. Peki pratikte değişen bir şey var mı? Yok. Zira bu me'şum sözleşmenin yasal uzantısı 6284 sayılı kanun halen yürürlükte.

Fransa’da yaşayan ve İslamofobi ile mücadelenin öncü ismi Muhammed, ülkedeki İslamofobinin birçok kurum tarafından da gözlemlendiğini ve kınandığını belirterek, “Şu anda Müslümanlara karşı küresel mücrimleştirme mekanizması iş başında ve aşırı sağcıların kafasındaki Müslüman algısına uyan Müslümanlar, ‘Müslüman olmayan’ Müslümanlar.” dedi.

Temelsiz ve devşirme değer yargılarıyla şekillenen düşünce dünyamız ve edimlerimiz ve en önemlisi bunların tetkikinin yapılmayıp Hakk’a uygunluğunun gözetilmemesi ile insanlık kendine en büyük zulmü yapıyor, irâdesini ve dolayısıyla onur ve haysiyetini kendi elleriyle sömürgeci zâlim uluslara çiğnetiyor ve böylece kendine yabancılaşıyor.

Burada bizi ifrat ve tefritten koruyacak yaklaşım, Kur’an’ın tek deği temel kaynak olduğu gerçeğinde ittifak etmek ve bir taraftan “tek kaynak” yaklaşımının getirdiği kaçınılmaz sığlık ve sapmalardan uzak dururken, diğer taraftan “temel kaynak” vurgusunun da pratikte karşılıksız kalmayacağı şekilde, Kur’an’la tüm kaynaklar, haberler, yorumlar üstü, asılların aslı, nihai hüküm mercii olarak olması gerektiği konumda irtibat kurmak gerekmektedir.

Rabbimizin Kitab-ı Kerimine pratikte maalesef, “Sen tahtında otur, kalbimizde ve dilimizde en üst değer yargısı, kaynak olmaya devam et ve fakat bizim din algımızı ve ona dayalı dünya görüşümüzü belirlemeye, bu konuda temel belirleyici, her şeyin kendisine irca edildiği değerler üstü değer, hakem ve furkan olma gibi bir misyona kalkışma” denmiş olmaktadır.

"Müslüman" kelimesi "Müslim"in Farsçadaki karşılığı olup Türkçeleşmiş bir kelimedir. Kur'anî ölçülere uygun biçimde içi doldurulmak kaydıyla "Müslim" kavramının Türkçe karşılığı gibi kullanılmasında bir mahzur olmayacağı kanaatindeyim. Ancak maalesef pratikteki "Müslüman" kavramının içeriği Kur'an'daki Müslim kavramıyla asla uyumlu değildir. Ülke halklarının Kur'an eksenli olmaktan ziyade bir kültürel aidiyet ifade eden Müslümanlaşma sürecinde kitleler, iyi niyetle kendilerini "Müslüman" olarak nitelemelerine rağmen, Kur'an'da zikredilen ölçülerde Müslim olmanın ne olduğundan bile habersiz bir hâli yaşamaktadırlar. Böyle olunca, Kitabî olmayan ve geleneksel ya da modern bid'at ve hurafelere dayalı "Müslümanlık" Kur'an'daki "Müslimlikle" örtüşememiştir. Özellikle son on yılda, söz konusu yozlaşma, zihinsel karmaşa, istikamet ve kimlik krizi tevhidî uyanış süreci bakıyesi kesimleri bile kuşatmış bulunmaktadır.

Demek ki Kur’an’a göre insan için hayat, iki “İkra/Oku” emri arası bir süreçtir. İlk “Oku” emrine ittiba ederek teori ve pratikte onun gereklerini yerine getirenler, Hesap Günü yüzlerini ak edecek bir amel defteriyle/kitapla karşılaşarak Rabbimizin Kur’an’da onca ayet-i kerimede müjdelediği bir akibetle sevineceklerdir.

“Din(i)darlaşma”; Allah’ın dininin alanını, insan hevâsı ve dünyevi ihtiraslar uğruna daraltmayı, Allah’ın dininin çizdiği sınırlara tâbi olmak yerine, dünyevi hırslar lehine pratikte ona dar sınırlar çizmeyi ifade etmektedir.

"Allah'tan başka rab kabul etmemenin pratikteki uygulanışı ve başkasının kulluğunu kabul etmemenin zarûrî gereklerinden biri, eğitim prensipleri konusunda Allah'ın koyduğu hükümlere ters düşülmemesidir. Başkasının eğitimle ilgili ilkelerini Allah'ın hükümlerine tercih etme, o kimse veya görüşü rab kabul etme anlamına gelecektir."

Siyasal anlamda ister elitist sağ muhafazakarlık, ister toplumla barışık muhafazakar kadrolar olsun her iki muhafazakar renk de ilerlemeci, kalkınmacı, modernleştirici ve seküler karakterlerde buluşurlar. Özellikle sekülerleşme konusunda pratikte uygulama farklılıkları olsa da toplumun modernleştirilmesi ve kalkınmacı siyaset konusunda sol-Kemalist siyasetten çok daha başarılı oldukları kesindir.

Kur’an’ın anlam dünyasında iman/mü'min, küfür/kafir, şirk/müşrik, nifak/münafık, fısk/fasık gibi kavramlar yalnızca inançla ilgili soyut nitelemeler olarak karşımıza çıkmaz. Bu nitelemelerin her biri, insanların inançlarının yanı sıra pratikte yapıp ettiklerini, fiil ve amellerini tanımlayan ve bu tanımlamaya göre insanların tarafını belirten kavramlardır.

Anlaşılan o ki, Seyfuşşeytan El-Kaddafi ümitsiz bir halde hareket ediyor. Libya halkı ona ve eli kanlı ailesine "hayır" dedikten sonra katliamlar işliyor. Ayrıca kendisinin ve babasının Mübarek veya Bin Ali olmadığını, her ikisinden de daha cani ve daha eli kanlı olduklarını pratikte gösterdi. Çünkü münafık Batı'nın kendisine ve babasına desteği ile cezadan kurtulacağına inanıyor. Fakat Allah'ın kaza ve kaderini, tarihin hareketini kimse engelleyemez. Vakit geldi.

"Allah'tan başka rab kabul etmemenin pratikteki uygulanışı ve başkasının kulluğunu kabul etmemenin zarûrî gereklerinden biri, eğitim prensipleri konusunda Allah'ın koyduğu hükümlere ters düşülmemesidir. Başkasının eğitimle ilgili ilkelerini Allah'ın hükümlerine tercih etme, o kimse veya görüşü rab kabul etme anlamına gelecektir."
Makaleler
Hava Durumu