
"siyaseti" Arama Sonuçları

“Siyaseti dinin dışında görmek” demek, siyasetle dinin –İslam’ın- arasını açmak, siyasete dini, dinin sahibi Allah’ı, Allah’ın Resulünü, dinin hükümlerini, dinin kabullerini, haram ve helallerini karıştırmamaktır.

İktibas Dergisine konuk olan Kürşad Atalar, siyasetin ve seçimin özellikleri ile Müslümanların bu kavramların pratik durumları karşısındaki pozisyonunu tartıştı. Atalar yaklaşık iki saat süren konuşmasında, Türkiye’deki seçimleri anlamak için hangi noktalara dikkat edilmesi gerektiğine ilişkin de görüşlerini paylaştı. Kürşad Atalar’ın konuşmasının kaydınız paylaşıyoruz:

Kudüs’e her gelişimde dikkatimi çeken bir husus var: Yahudilere ait (olduğu iddia edilen) kabirler yıldırım hızıyla çoğalıyor. Şehir surlarının özellikle güney ve doğu yakasında, pıtrak gibi kabristan inşa ediliyor. Üçerli-beşerli sıralar halinde, toprağa uzatılmış yatan ağır mermer ve krem rengi taş bloklar…

Mısır’da darbeci yönetim tarafından ‘terörist oluşum’ kabul edilen Müslüman Kardeşler adına bugün Reuters’e röportaj veren İbrahim Munir, “Mısır’da güç için herhangi bir biçimde mücadeleyi reddediyoruz” dedi.

BBC, siyasetin malzeme konusu haline gelen ve özellikle de ırkçı kişi-kesimlerin kışkırtmasıyla kamuoyunun belirli kesimlerinde hedef haline getirtilmeye çalışılan Suriyeli muhacirler gerçeğiyle ilgili olarak dikkate değer bir dosya derledi.

Batı tuğyanizminin elebaşı durumundaki İngiltere 19. asır itibariyle İslam dünyasına yönelik olarak yürüttüğü şeytani siyasetini bugün de sürdürüyor. Bunun son örneği, İngiltere’nin Sudan’a atadığı "Müslüman Büyükelçi" İrfan Sıddık. İftar davetleri veren Sıddık, imam olarak misafirlerine namaz kıldırmasıyla ülke gündemine oturmuştu.

Tüm ibadetlerimizi, bir üst bilinçten kaynaklanan ve birbirleriyle irtibatı kesilip kompartımanlara ayrılamayacak olan bir bütünlük içinde İslam davasının olmazsa olmazları nev’inden, kullun Mabuduna, ubudiyetin bir karşılığı olarak yönelişi tarzında, İslamî siyasetin doğal bileşenleri bilip bu bilinç içinde, samimiyetle ifa etmek zorunluluğumuz vardır.

Katar'ın izole edilmesinin ikinci nedeni diğer Körfez ülkelerinin Müslüman Kardeşler ve benzeri hareketlerden korkusu. Katar öteden beri Müslüman Kardeşler örgütüne hem siyasi hem de finansal destek veriyor. Katar merkezli büyük Arap yayın kuruluşları bu örgütlerin yanında yer alıyor ve bu, Arap dünyasını, Arap siyasetini etkiliyor.

“Atatürk yaşasaydı Refah Partili olurdu” sözü Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan’a ait bir sözdür bilirsiniz. 90’lı yıllarda bu tür mugalatalı söylem ve üsluplar kullanarak siyaset yapmayı Erbakan öğretti sonraki talebelerine. Bu üslup Müslümanlardan alkış aldı, beğenildi ve taklit edildi. Genelde bu üslup ile Erbakan insanları güldürdü. Gerçeklikten uzak, hayatta pratiği olmayan bu mugalata üslubunun vecihlerinden biri de şimdi darbecilikten aranan Fethullah Gülen’e aitti. O güldürmüyor ağlatıyordu. 60 küsur yıllık İslam davası mücadele siyasetinde Müslümanlar bu mugalatalar ile ya uyutuldu ya kandırıldı ya da ihanete uğratıldılar.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, El-Cezire televizyonuna verdiği mülakatta, dünyaya ve hadiselere İslami bütünlük içinde bakmaya gayret eden biz Müslümanlar açısından göz atıp geçilemeyecek ciddiyette iddialı sözler sarf etti.

Bir siyasi otorite veya yöneticinin “Ulu’l Emr” vasfı taşıyabilmesi için şu iki temel vasfa sahip olması gerekir: Kişi ise Müslüman olması (iman ve amel bütünlüğünde Allah'a teslimiyet üzere bulunması), tüzel kişilik ise İslami olması (Allah’a itaat üzere bulunması) ve bu özel veya tüzel kişiliğin Allah’ın hükmüyle hükmetmesi. Bu iki sacayağından birinin eksik olması durumunda, Müslümanların itaat etmesi gereken bir “Ulu’l emr”den söz etmek imkansız hale gelir. Bu bağlamda, kendisini İslam’a nisbet etmekle, “kişisel referansım İslam’dır” demekle birlikte, Allah’ın indirdikleriyle değil, bâtıl sistemlerin bâtıl yasalarıyla hükmeden yöneticilerin, kendilerine itaat edilmesi gereken “Ulu’l emr” vasfı taşımadığı, taşıyamayacağı açıktır. Çünkü itaatin temel şartı olan Allah’a ve Rasulüne itaat burada söz konusu değildir. İbadeti ve siyasetiyle bir bütün olan ed-Din’in bu bütünlüğünü parçalayıp, onu “kişisel referansa” indirgeyen bir zihniyet, itaat mercii değil, ancak davetin muhatapları konumundadır, böyle görülmelidir.

Günümüzde imanın ve İslam’ın iktidarı için çalışan Müslümanların birey ve cemaat olarak, yıkmaya çalıştıkları cahiliyeyi aynı zamanda yaşama istekleri en büyük felaketleri olacaktır. Özellikle cahiliyenin vitrini olan kadın – erkek ilişkileri, ekonomisi, siyaseti, sporu, eğlence sektörü (tv, internet, sinema vs.) bürokrasisi mücadele alanlarımız olmakla birlikte, aynı zamanda kendimizi uzak tutamadığımız, arındıramadığımız konulardır. İkame etmeye çalıştığımız İslam için devrilmesi gereken bu cahili yapılanmalarda faydalanmayı sürdürdüğümüz müddetçe imanın iktidarı gecikecek, samimiyetimiz zarar görecektir.

Siyonist işgal rejimi ile Türkiye arasında ticari hareketliliğin son beş yıl içinde iki kat arttığı gözlemlendi

Özgün-Der'de 1 Kasım Cumartesi günü Arş. Yazar Kürşad Atalar "Üç Tarzı Siyasetin Sonu mu?" konusu ile konuk oldu.

Bugün Mısır memleketinde İslam’ın menfaatlarını müdafaa eden ne kadar hamiyetli kalem varsa hepsi Cemaleddin’in terbiyesi sayesinde yetişmiştir. Tevhid dünyasına binlerce muharrir el, binlerce mütefekkir dimağ hediye eden Cemaleddin Vehhabi olabilir mi? Merhumu ne Afganistan’da, ne Hindistan’da, ne Avrupa’da, ne Osmanlı toprağında rahat bırakmadılar, hiçbir yerde oturtmadılar. Cemaleddin Müslüman aleminde hakiki, sermedi (sürekli, uzun soluklu) bir uyanış başlatmak gayesine matuf olan çalışmasında kısıtlama yapsaydı, bu siyasetine azıcık fasıla verseydi, dünyanın her yerinde şerefiyle mütenasip bir debdebe içinde yaşayabilirdi.

Lübnan Hizbullahının ilk sözcüsü ve eski genel sekreteri Tufeyli'nin, Hizbullah'ın Suriye siyasetini değerlendirdiği açıklamasını 2 yıl sonunda tekrar incelemek üzere okurlarımıza sunuyoruz..

Ercümend Özkan'ın İktibas Dergisi için 1983'te kaleme aldığı BİRLEŞMEK (BİR’LEŞMEK) Kavramından bir bölümü, İlyas Metin İslam ve Hayat için derledi...

Mısır ordusu siyasete dönmedi, çünkü zaten siyaseti terk etmemişti. Mübarek'in devrilmesi, yeni nesil subayların sivil hükümet perdesi arkasında yeni bir tarzda siyasete girmelerine izin veren askeri bir hükümet darbesiydi.

Ulusalcı-Ergenekoncu despotlara karşı oluşumuz, bizi bugüne kadar "ılımlı İslam - ılımlı laiklik" sentezcisi parti ve çevrelere taraftar olmaya sevk etmedi ve bugünden sonra da bu tür bir akidevi sapmadan Rabbimize sığındığımızı ifade ve ilan ediyoruz.
Makaleler
Hava Durumu