
"Ciddi" Arama Sonuçları

Kısacası, cahiliye döneminde Hicaz bölgesinde ciddi oranda bir "mülteci" kitlesi vardı, fakat "mülteci sorunu" yoktu. O insanalr, mülteci olarak kendiklerine sığınanlara düşmanlık değil,i ev sahipliği yapmışlardı. Tabi bu durum, İslam döneminde daha da yaygın ve örnek bir hale geldi.

Şükrü Hüseyinoğlu: Bugün yaygın bir istikamet krizi yaşandığı, maalesef acı bir gerçektir. Rabbimiz “Haktan sonra dalâletten başka ne vardır?” (Yunus 32) buyurarak, hak ile dalâlet arasında bir “ara form” olmadığını, bir anlayış ve işleyişin ya hak, ya dalâlet olduğunu bildirdiği halde, bugün maalesef İslami bağlamından koparılmış ve tamamen reel politik bir yaklaşıma indirgenmiş bir “maslahat” algı ve söylemiyle, bâtıl bir işleyişe destekçi ve taraftar durumuna düşen ciddi bir potansiyelin varlığına tanıklık ediyor ve gerçekten çok üzülüyoruz.

Vahdeti İttihat ve Terakki’ye karşı yüksek perdeden muhalefet sergilese de, ciddi bir meşrutiyet savunucusudur. Aynı zamanda dönemin popüler kavramlarından olan hürriyet, adalet, müsavat, uhuvvet, ittihad-ı İslam gibi kavramları sıkça ele almış, yorumlamıştır. Vahdeti’nin düşüncesinde meşruti idare eğer temin edilmek isteniyorsa, bu ancak hürriyetle mümkün olacaktır.

HAMAS'a çağrımız, "fabrika ayarlarına" dönmesi ve İslami direniş hareketi niteliğine ciddi şekilde halel getirecek bu adımdan vazgeçmesidir.

İzmir Büyükşehir belediyesi başkanının İzmir'in kurtuluş gününde savaşılan düşmanın ismini telaffuz bile etmeden şedit bir Osmanlı aleyhdarlığı yapması konuyu alevlendirdi. Abdülhamid üzerinden yürütülen düşmanlık bu defa Vahidettin üzerinden sürdürüldü. Kemal Tahir bu konuya kafa yormuş, ciddi şekilde araştırmış bir yazarımız. Onun bu konudaki tesbitlerinin yabana atılamıyacak değerde olduğunu düşünüyoruz.

Batı hayranlığının, neredeyse geri kalmış tüm dünya ülkelerinde korkunç bir etkiye sahip olduğunu görünce, batıya biat etmiş liderlerden daha tehlikeli olan bir şey var ise, şüphesiz o da silahsız işgal anlamına gelen kültür emperyalizmidir. Birincisinden kurtulmak kolay, ama ikincisi o kadar ciddi ve silinmez etkilere sahip ki…

Muhafazakâr dindarlık ile İslâmî yaşamsal olgular sıfır toplamlı ilişki üzere seyrediyor. Muhafazakâr dindarlığın talepleri dünyevîleşme ve bireyselleşmeyi aşamadığı gibi bilakis sekülarizmi besleme eşiğinde ilerliyor. Bu değerlendirmeyi, maalesef söylemlerinde ciddi İslâmî iddialara sahip niceleri için de yapmak mümkündür.

Ramazan ve oruçla yüzeysel ve formel boyutta kalmayan, özlü, derinlikli, kalbî boyutu ve tefekkürü, arınmayı öne çıkaran doğru bir ilişki kurabilmek için, Ramazan’a anlam ve değer kazandıran Kur’an’la samimi, ilkeli ve ciddi bir ilişki kurmak gerekir.

BM çatısı altındaki iki örgütün hazırladıkları ortak raporda, bu yıl Yemen’de 5 yaş altı 400 bin çocuğun açlıktan ölüm riski taşıdığı bildirildi. Raporda 2,3 milyon çocuğun ciddi düzeyde açlıkla yüzleştiği ve bunlardan 400 bininin “akut yetersiz beslenme” nedeniyle ölümle karşı karşıya olduğu belirtildi.

Uşak’ta geçen hafta "FETÖ" ithamıyla gözaltına alınan kız öğrencilerin Emniyet'te başlarının açtırıldığı ve çıplak arama işkencesine maruz bırakıldıkları iddiaları tepkilere yol açtı. Görüntülerde başörtülerinin açıldığı ve öğrencilerin başında sadece bonelerle kaldığı zaten açıkça görülürken, çıplak arama konusundaki ciddi iddialar da açığa kavuşmayı bekliyor.

Taha Abdulbaki Sürur’un Kur’an devleti adlı kitabı, Kur’an devlet önermez diyenlere bir cevap niteliği taşımaktadır. Yapılması gereken Müslümanların ciddi bir öze dönüş hareketi gerçekleştirmesi ve yakinen buna inanmasıdır.

Düşün Yayıncılık, Mevdûdî’nin üç kitabını yayımladı: Hicab, Kurana Göre Dört Terim ve Gelin Müslüman Olalım. Kitapların kapağındaki “tüm eserleri” şeklindeki ifade, bundan sonra Mevdûdî’nin eserlerinin bu yayınevi tarafından yayımlanacağının bir işareti olarak görülebilir. Fakat bahsettiğimiz tercüme girişiminin zanaat kısmında bir takım ciddi sorunların bulunduğu da göz ardı edilemez.

14 yıldır Gazze’yi kasıp kavuran Siyonist işgal ablukası üzerine, Kovid-19 salgınının getirdiği zorluklar da eklenince Gazze'de ekonomik kriz iyice büyüdü. Virüs salgını dünyadaki birçok gelişmiş ülkenin ekonomilerini bile ciddi şekilde yaralamışken siyonist işgalcinin Gazze’ye tıbbi ekipmanların dahi girişini engellemesi büyük tepkilere neden oldu.

Japoncada “yalnızlık” anlamına gelen “kodoku (孤独)” ve “ölüm” anlamına gelen “şi (死)” kelimelerinin birleşiminden oluşan “kodokuşi (孤独死)” yani “yalnız ölüm” terimi, Japonya’da yalnız yaşadıkları evlerinde vefat eden insanların ölüm biçimini anlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Japonya’da evlerinde yalnız başlarına ölen insanların sayısı günümüzde o kadar artmıştır ki bu ölüm biçimi günümüzde Japonya’da ciddi bir sosyal sorun hâline gelmiştir.

Türkiye’nin en ciddi meselesi okumak veya okuma alanındaki eksiklik değildir. Türkiye’deki en ciddi mesele, entelektüel eksiğimiz ve yazı yazma alışkanlığımızın hiç olmamasıdır. Okuma hayatımızın temelinde yazı yazma faaliyetinin bulunmamasıdır. Yazı yazmak doğru okumanın anahtarıdır. Yazı yazabilirseniz veya okuma sürecinizi yazıyla sağlama alabilirseniz, okuma sürecinizde hızlı ilerler.

Asker öncülüğündeki oligarşik Kemalist vesayetin darbe süreçleri ve baskıya, zora dayalı sekülerleştirme dönemleri, tevhidî uyanışın son derece diri ve zinde, İslami duyarlıkların yüksek ve laik Kemalist sisteme karşı direnişin güçlü olduğu dönemlerdi.Bu baskıcı sekülerleştirme sürecinden sonraki 16 yılda ise, kimi yasaklarda geri adım atılarak görece özgür bir ortam oluşturulmak suretiyle gönüllü sekülerleşme süreci başlatıldı. Bu süreç devam etmekte olup tevhidi uyanış süreci bu dönemde büyük yara almış, çok ciddi bir kan kaybı yaşamış bulunmaktadır. Kur’an halkaları, daha baskıcı dönemlerdeki yaygınlığını, diriliğini ve ruhunu kaybetmiş, birçokları dağılıp yok olmuştur. Hâlâ devam edenler ise ruhsuz rutinler haline dönüşmüştür. Tevhidî davet çalışmaları çok azalmış, bu çabayı göstermeye devam edenlere ise, “siz hâlâ orada mısınız?” küçümsemesi ile bakılır olmuştur.

Ahmed Kalkan’la, Kur’an’da Rabbimizin Müslümanlara yüklediği temel bir yükümlülük olmakla birlikte, tarihsel süreçte unutulmaya terk edilen, öyle ki “İslam’ın şartları” arasında bile kedisine yer bulamayan emri bil maruf ve nehyi anil münker ilkesi üzerine konuştuk. Kalkan “Gayrı İslâmî düzene ve câhiliye kültürüne entegre olmayan Müslümanlar bile, çoğunluk itibarıyla emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l münker adlı can simidine sarılmadılar. Böylece zilleti ve mağlûbiyeti kabullenmiş oldular. Başta İslâm âlimleri, cemaat ve kanaat önderleri, yazarlar ve hatipler olmak üzere, Mü’min olan herkes, bildiği ve gücü yettiği oranda bu görevi yapması gerektiği halde, ciddi anlamda bunun yerine getirildiği iddia edilemez. Bu görev, şer odaklarının şerre davet ettikleri kadar bile yapılmıyor” tesbitinde bulunuyor.

WhatsApp deyip, yazıp geçmeyin. Klavye üzerinden iletişimi mümkün mertebe azaltmalı. Asıl değerli olan iletişim göz göze, yüz yüze olandır. Her gün belki de on binlerce insanın en basit iletişim kurallarını bilmediğinden ya da dikkate almadığından dolayı yaşadığı kalp kırgınlıklarına, küslüklere, tartışmalara engel olmak çok da zor değil. WhatsApp’ı fazla ciddiye almamalı, insan ilişkilerine ve bunun temel kanalı olan iletişime, iletişimin de en değerlisi olan yüz yüze iletişime ağırlık vermeliyiz. İletişimin en güzeli yüz yüze çay ve kahve eşliğinde olanıdır.
Makaleler
Hava Durumu