
"Putlar" Arama Sonuçları

Gazze tam anlamıyla bir cihad ve şehadet mektebi durumundadır. Dünyevileşme ve vehn (dünya hayatını sevip ölümü kötü görmek) hastalığının Müslümanlar arasında dahi yaygınlaştığı bir dönemde, “Hayat iman ve cihaddır” şiarını bizlere yeniden hatırlatan, bu şiarın bir topluma nasıl bir izzet kazandırdığını öğreten bir mekteb.

İşte bu laik sistem ve kesimler, Müslümanlara belli alanlarda, birtakım haklar vererek! sistemin genel gidişatına, özüne, putlarına, batıl hükümlerine "dokunmadan" yaşayabilecekleri, bireysel birtakım ibadetlerini yapabilecekleri, özgürlük alanları belirlemişler ve bunun dışına asla çıkılmaması gerektiği savını ileri sürmüşlerdir...

Şayet kişisel saltanat ve zevkü sefadan söz edilecekse, Kemalistler aynaya bakmalıdırlar. O saltanat ve zevkü sefa aynasında ulusal putlarını göreceklerdir.

Putlar iki çeşittir. Dıştaki putlar; taş, tunç, tahtadır, kâğıtlara yazılan kanunlardır. İçteki putlar; hevâ ve heves, haz ve hızdır. İçteki putu kırmadan dıştaki putu kıramazsınız. Kır içindeki putunu, putperestler seni öldürmesin. Vesveseler kalbinde, imanı söndürmesin!

Bu putlar öyle bir şey olmalı ki hâlâ yaşıyor, nefislerin hevasından kaynaklanıyor ve “isimlerinin” hâlâ bir anlam ifade ediyor olması ve tapınç nesnesi haline getirilmiş olması lazım. Hem de ne anlam ifade ediyor! Hem de ne tapınç! Bakın nasıl…

Öte yandan Yahudilik ve Hıristiyanlık dışındaki bazı dinlerin kutsal kitaplarında da beşâir mahiyetinde açıklamalar bulunmaktadır. Kur’an-ı Kerîm’deki “eskilerin kitapları” (Şuarâ 26/196) ifadesiyle bu kitapların kastedildiği düşünülebilir. Meselâ Zerdüşt dininin kutsal kitabı Zend-Avesta’da, “Saoşyant” (âlemlere rahmet) isimli bir kurtarıcının geleceği ve onun bütün insanlara rehberlik yapıp onları ıslah edeceği, putları kıracağı haber verilmiştir

İnsanlık bir kez daha haddi aşmış, azgınlaşmış, kendi elleriyle taştan tahtadan yaptıkları putlara tapmaya başlamıştı. İnsanlar biz kez daha kendilerini bir damla meniden yaratan, kendilerine sayısız nimetler bahşeden rablerini unutmuş ve büyük bir çıkmazın içerisine girmişti...

Mekke putlar ile doluydu. Mekke’de fahşa vardı, fucur vardı. İçki su gibi tüketilirdi. Faizsiz ticaret neredeyse yoktu. Sermaye, az sayıda bir azınlığın elindeydi ve geriye kalan kim varsa köleydi. O gün Mekke’de ne varsa, bugün dünyamızda fazlası ile var. Değil mi?

Yegâne önderimiz Rasûlullah (s.a.s.), put kıran bir peygamber babanın, put kıran bir peygamber oğludur.

Hz. İbrahim’ın Allah’a olan teslimiyeti, ihlâsı, tevhid mücadelesi, tefekkürü, cesareti, kararlılığı, sabırı, şükrü, tevekkülü, teblihi, putları kırması, hicreti, itaatı, adayışı, Kâbe ve Hac, kurban, misafirperverliği ve duâsı…

Venhar Cumartesi seminerlerinin geçtiğimiz haftaki konuşmacısı Erciyes Üniversitesi'nden M.İkbal Durmuş idi. Durmuş, Peygamber (a.s.)'ın, müşriklerin sadece putlarına değil ekonomik iktidarlarına da karşı çıkmak için görevlendirildiğini vurguladı.

Atasoy Müftüoğlu, yeni kitabı 'Putlarını Kıramayan Kabileler'de başta ırkçılık, mezhepçilik, cemaatçilik, vatancılık, bayrakçılık gibi kavramlar olmak üzere, İslâm toplumlarını esir almış putları ele alıyor. İsmail Kaplan yazdı.

İnsanlık tarihi boyunca, kesintisiz bir şekilde varlığını sürdürmüş olan putların bir kısmı çok eskilere kadar uzanmakta olup nesilden nesile miras kalmakta, diğer bir kısmı ise konjonktür icabı ortaya çıkarılmaktadır. Bunlardan bazılarına hemen hemen bütün insanlık kulluk ederken, bazılarına ise yalnızca bir grup insan kulluk etmektedir. Putların, parçalanıp darmadağın edildikleri ve tozlarının havaya savrulduğu dönemlerde putperestlik düşüncesinin de yıkılıp yok edildiğini zannedenler büyük bir yanılgı içindedirler.

Geçtiğimiz Cumartesi günü (10 Ocak 2015) Venhar Kur'an Evi'nin konuğu Mehmet Kantar idi. Kantar "Demokrasi, tıpkı Hubel gibi diğer putları bünyesinde barındıran en büyük puttur" diyerek, Tevhid-Şirk mücadelesinin geçmişten günümüze hiç değişmediğinden bahsetti.

Şükrü Hüseyinoğlu: Hz. Peygamber çok büyük sıkıntılara maruz kalmıştı, ambargoya maruz bırakılmıştı, tam olarak açlığa ve ölüme mahkûm edilmişti. O dönemde bile Önderimiz aleyhisselam onlara; “Ben belli bir süre sizin putlarınızla uğraşmayacağım, kendi ibadetimle meşgul olacağım” dememişti. Pekâlâ, böyle diyebilir ve “bir arada yaşama kültürü”, “tahammül” gibi birtakım kavramları kullanarak bu boykotları üzerinden atabilirdi. İslam dışı bir ara dönemi asla düşünmedi. Kimi Müslümanın ilk başta araçsal olarak düşündüğü demokratikleşme ve liberalleşme gibi kavramlar, diline ve zihnine girdi. Ve sonrasında bunlar araç olmaktan da çıkıp bir hedef haline geldi. Neticede biz buradan şunu anlıyoruz: İslami çizgide sebat etmek zordur. Müslümanların önü açılsın, buna biz de seviniriz ama biz Müslümanlara alan açılsın diye kendi fikri duruşumuzu bozamayız. Müslümanlara alan açılsın diye kendi hedeflerimizi terk edemeyiz. Nöbet yerlerimizi, durmamız gereken yeri terk edemeyiz. Müslümanca düşünmek işte böyle bir şeydir.

Programa konuk olan Mustafa İslamoğlu'nun, müşrik düzene ait bir tapınakta o düzenin ritüeline katılmakla, Hz. Peygamber'in "Yeryüzünde Yüce Allah'a ibâdet için yapılan ilk mescid"de, bu mescidin putlarla işgaline de karşı çıkarak namaz kılmasını kıyaslaması, ilgisiz bir karşılaştırma, İslami literatürdeki karşılığıyla "bâtıl bir kıyas" olarak değerlendirildi.

İnsanlara statü sağlayan markaları ‘cahiliye devrinin Kâbesi’ndeki putlara’ benzeten Özel “Kendisine sahip olmadığınız zaman ‘adam olamayacağınız’ duygusu veren ürünlerin Lat ve Uzza’dan ne farkı var?” dedi.

Tasfiye’nin bu sayısında sosyal adalet temalı öyküler öne çıkıyor. Mustafa Başpınar’ın “Ürperti ve Umut”, Mustafa Kıyak’ın “Büyük Yazarlar, Küçük Dünyalar Azalan Umutlar, Biten Ömürler Unutulan İnsanlıklar” ile Ahmet Örs’ün “Kömürü Olmayan Şu Rüzgârlı Bahçe” adlı hikâyeleri yoksulluk ve çaresizliğin fotoğraflarını çekiyor.
Makaleler
Hava Durumu