
"dilim" Arama Sonuçları

İktibas Dergisi yazarlarından Mehmed Durmuş, 15 Şubat’ta İktibas Dergisi’ne konuk olacaktır inşallah. Sohbet programının konu başlığı ise “Dilimiz Dinimizdir”…

Dilimle Müslüman olduğumu söyler de yaşantımla kafirlere, müşriklere, münafıklara, modernistlere, laiklere, Hristiyanlara, Yahudilere, mala ve mülke kul olmuş kârunlara, firavunlara yaranmak için bin bir takla atan belamlara ve nefsinin uydusu olmuş zavallılara benzersem öbür dünyada halim nice olur? Bunu şimdiden düşünmem/düşünmeniz lazım gelmektedir.

Hepimiz biliyoruz ki bugün yaşadığımız hayat İslam'ın emrettiği ve nasıllığını detaylıca açıkladığı Müslüman hayatı değildir. Dilimizle tevhidi terennüm ediyoruz ama organlarımızla kapitalist dünyaya uyuyoruz.

Hayır aziz kardeşlerim, hiç iyi bir halde değiliz. Ölüm her an gelebilir, bunun farkındayız fakat inanın bu sadece dilimizde bir söylem olarak kalıyor, bizi korkutmuyor, ahirete kıyamete hazırlık içerisinde değiliz.

Siiyonist isimlerin yönetimindeki Okul Eğitiminde Barışı ve Kültürel Hoşgörüyü İzleme Enstitüsü (IMPACT-se) Suudi Arabistan’daki 301 ders kitabını inceleyerek bulduğu sonuçları raporladı. Enstitü’nün raporuna göre, Suudi ders kitaplarından “neredeyse tüm antisemitizm” ve "İsrail’i şeytanlaştıran" materyal kaldırıldı. Enstitü’nün CEO’su Sheff, “İsrail ile ilgili açık ılımlılık eğilimi oldukça dikkat çekici” ifadesini kullandı.

TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk dilimin gelirden aldığı pay son 7 yılda yaklaşık 2 puan artarak yüzde 28.9’dan yüzde 30.8’e çıktı. Orta gelire sahipler başta olmak üzere hemen hemen tüm gelir grupları kan kaybetti. Bu kesimlerin gelirini zenginler kaptı. İstanbullu zenginlerin gelirden aldığı pay tam 7.1 puan artarak yüzde 28.3’ten yüzde 35’e çıktı. İstanbullu orta sınıf resmen eridi.

"Umulur ki şükredersiniz." Teşekkür kelimesi ne güzelde dilimize yerleşmiş. Teşekkürler Allah’ım, teşekkür üzerimizde hakkı olan, bize iyiliği ve ilgisi yüksek olan, yaptığı iyiliği başa kakmayan diye bir çok kelime sıralayabiliriz, lakin bunlar daha büyüğünü görmemize engel olmasın.

Mehmet abi, seküler sisteme hiçbir zaman eğilim göstermedi. Birilerinin zamanla methiyeler dizdiği laiklik, demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi süslü kelimelere kanmadı. Allah’ın ayetlerine karşı savaş açan her düşünceden beri olduğunu yaşamıyla gösterdi. Sistem içi mücadele taraftarı olmadı. Geleneksel bir islamın da taraftarı olmadı. Tasavvuf gibi, çeşitli geleneksel cemaatler gibi ya da muhafazakarlık gibi temeli İslam akidesinden uzak İslam soslu hiçbir düşünceye de meyletmedi. Aksine onlara karşı Kur’ani bir bilinçle mücadele etti.

Hâlbuki bu kısacık dünya hayatının kendisi için bir imtihan alanı olduğunu ve yaşanan her anın hesabının verileceğini idrak eden müslim kişi, hesabı verilecek bir yılın daha geride kaldığının bilinciyle, geçmiş olan zaman diliminde ahireti için neler biriktirdiğinin sorgulamasını öne çıkarır.

Talut ve İsrailoğulları sefere çıktıkları bir zaman diliminde, bir ırmaktan geçmeleri gerekiyordu. Ancak Allah azze ve celle, Talut ve askerlerine ırmağı geçerken bir avuç dışında, fazla su içmemeleri konusunda emir buyurdu. Çok susayan ordu için bu imtihan büyük bir imtihandı. Allah azze ve celle ordunun içerisinden, en ufak bir imtihanda bile orduyu yarı yolda bırakacak, “La bilincinden” uzak, iradesi zayıf halkaları temizlemek istiyordu.

Rachel Corrie’nin Gazze'deki yıkımlara karşı mücadele ederken siyonist işgal ordusu tarafından Gazze’de katledilişinin üzerinden 18 yıl geçti.

Egemenliğin, yani hükmün kaynağının insana ait olmadığı, kula kulluğun dayatılmadığı Allah’ın emir ve nehiylerinin hayatı şekillendirdiği bir düzen ve zaman diliminde muhakkak ki adalet bir güneş gibi tüm insanlığın üzerine doğacaktır!

Şapkaya direnişin giderek yayılma eğilimi göstermesi üzerine, Rize, Erzurum, Kayseri, Maraş, Konya, Giresun gibi şehirlerde "GEZİCİ İSTİKLAL MAHKEMELERİ” kuruldu. İnönü, İstiklâl Mahkemesi’ne meclisin tasdiki olmadan idam cezalarını infaz etme yetkisi tanıyan kararı meclise kabul ettirdi. “Üç Aliler” diye bildiğimiz istiklal mahkemesi hâkim ve savcıları Kel Ali, Necip Ali, Kılıç Ali (Altemur Kılıç’ın babası) üçlü emir kulu! rejim adına ellerine geçen fırsatı değerlendirerek, şapka kanununa karşı çıkan muhalifleri şapka kanununa aykırı davrandıkları gerekçesiyle teker teker cezalandırmaya başladı.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, İstanbul Sözleşmesi'yle ilgili açıklamalarda bulundu. Şentop, "Sözleşmeden çıkmayı zorunlu kılan bir durum olduğu kanaatinde değilim" dedi.

"Haberiniz olsun ki ben kötü bir amaç için yola çıkmadım; zalim de değilim, bozguncu da... Kötü bir azgınlık ya da haksız bir isyan çıkarma amacında da değilim. Aksine Hz. Muhammed s.a.v. ümmetinin kötüye giden durumlarını düzeltmek için yola çıktım. Emri bil- mâruf ve nehyi ani'l- münker istemekten başka bir amacım yoktur."

Batının son yüzyıllık bir zaman dilimi içerisinde İslam’a ve Müslümanlara yönelik kuşatmacı ve kıskaca alıcı hedeflerine giden yolda kullanmış olduğu silahlardan biri de modernizm, modernite, seküler, laik ve çağdaş medeniyet başlıkları altında Müslümanları Kur’an’dan olabildiğince uzaklaştırmak olmuştur.

HaberTürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı, "İnanç vergisi getirilsin, 'Ben inançlı değilim' diyenler ya da camileri kullanmayanlar bu vergiyi ödemesin" önerisinde bulunmasının ardından Onk Dr Mehmet Arsan bir video yayınladı

‘Dindar nesil’ yetiştirme uğraşı, 17 yıllık AKP iktidarının üzerinde en yoğun çalıştığı konulardan biri oldu. Araştırmalar, AKP’nin yoğun çabalarının aksine gençler arasında dindarlaşma eğiliminin düştüğünü gösterdi. KONDA Genel Müdürü Ağırdır, “Dindar nesil yetiştirme çabaları siyasi mühendislik olarak kaldı” dedi

Rabbimizin Kitab-ı Kerimine pratikte maalesef, “Sen tahtında otur, kalbimizde ve dilimizde en üst değer yargısı, kaynak olmaya devam et ve fakat bizim din algımızı ve ona dayalı dünya görüşümüzü belirlemeye, bu konuda temel belirleyici, her şeyin kendisine irca edildiği değerler üstü değer, hakem ve furkan olma gibi bir misyona kalkışma” denmiş olmaktadır.

“Kıssa” kelimesi esas olarak “izlemek”, “izi tâkip etmek” anlamına gelmektedir. Istılah olarak kıssa: “Âdeta olaylara yeniden bir canlılık verilerek, tarihin derinliklerinde kaybolup unutulmuş veya bazı izleri insanlığın hafızalarında varlığını koruyabilmiş hâdiselerin, muhataplara, yalan ihtimali veya hayalin karışması mümkün olmayacak bir tarzda anlatılmasıdır.” Kıssa dilimize de girmiş bir kelimedir; “Kıssadan hisse” ve “bir kıssa bin hisse” gibi tabirler Türkçede sıkça kullanılır. “Kıssa”, edebiyatta “hikâye” anlamında kullanılır.
Makaleler
Hava Durumu