
"hukuku" Arama Sonuçları

Avrupa'da neşet eden ulus-devlet anlayışı, zamanla dünyanın geri kalanına yayılmış, teker teker bütün toplumlar bu yola bile isteye girmişlerdir. Çünkü uluslararası düzende bir devlet olarak kabul edilebilmek için başta BM'nin onayından geçmek, bunun için de ön şart olarak, bir ulusa dayanmak, laiklik ve demokrasiyi kabul etmek, insan hakları, eşitlik, uluslararası hukukun üstünlüğünü kabul etmek gibi ‘amentü’ye katılmak gerekmektedir. Yola çıkan veya çıkmayı düşünen her toplumun önderleri ya bunun farkında olarak işe başlamakta ya da bir şekilde kendilerine öğretilmektedir.

Cuma vaazı:Hukukullah Ve Hududullah Eksenli Hayat | İsmail Hakkı Güleç I Kur'an Nesli İlim Merkezi

Kolektif bilincin, akılların birleştirilmesinin, kısacası paylaşımın olmadığı bir yerde “iktidar ahlakı”ndan söz etmek beyhude olacaktır. İslam’ın asli ve asil değerlerini teşkil eden hakkaniyet ve ona dayalı adalet öğretisi, Hukukullah ve Hududullah temelinde “hukuku’l-ibad”ı (kulların hak ve hukuklarını) gözetmeyi ve yeryüzünde bu düzlemde bir işleyişi cari kılmayı öngörür.

Əslində İslami Şəriət, adil nizamın diger adıdır. Təəssüf ki, bu vəsfiylə insanlara heç tanidilmadi. Buraxın düşmənləri, dostları tərəfindən belə (bilincli və ya bilncsiz) üstü örtüldü. Elə bir adil nizam düşünün kı insan haqqlarına riayet edilən, zəngin kasıb arasında ədalətli bölgünün oldugu, cəmiyyətin bir-birini əzmədiyi bir sistem.

Klasik İslami ilimler arasında sayılan fıkhın, modern dönemde İslam hukukuna ‘dönüştüğünü’ belirten Prof. Dr. İhsan Toker bunun yapıştırma bir tabir olarak durduğunu, sanki fıkhın modern bir hukuk tarzına tabi olması gerekiyormuş gibi bir algı oluştuğunu söyledi.

Müslümanlarla birlikte olmak en büyük mutluluktu onun için. Allah ve Rasulünden sonra müminleri velî edinmek onu en fazla memnun eden bir işti, dininin bir parçasıydı. Sırf buradaki bir kısım Müslümanlarla bir hukuku olduğu için, emekli olduktan sonra kendi beldesine gitmeyip, Kayseri’de kalmayı tercih etmişti.

“Sudan’da iktidar paylaşımı kavgası” başlıklı yazısında Ahmet Varol, şer’i hukuku terk ederek laik hukuka geçtiğini ilan eden Sudan’da yaşanan iktidar kavgasını özetledi, asker sultasının ‘sürenin dolmasına karşın’, sivil geçiş aşamasını başlatmadığını vurguladı.

2017 yılında İstanbul’da yapılması planlanan ancak mülki idarenin izin vermemesi sebebiyle gerçekleşmeyen Hilafet Konferansı sebebiyle başlatılan yargılamanın bugün yapılan karar duruşmasında düzen kendi hukukunu da katletti. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi konferans konuşmacısı 4 kişi hakkında toplam 31 yıl 3 ay ceza verdi.

Yolunu ve yönünü kaybederek radardan kaybolan her insan, dibi görünmeyen sularda pusulasız bir şekilde rotasını çizemeyen gemi gibi varlık aleminde şapşal ve nankör bir şekilde çıkar karşımıza. Dik durduğunu sanarak diklenir hakkı ve hukuku olmayan konularda.

Dünkü şartlar tekrar tahakkuk eder, Yesrib’i Medine’ye dönüştüren irade kâbil-i kıyas sayı azlığına rağmen taraflarca mutlak bir itaat ve teveccühle nihaî hâkim karar kabul edilirse, şüphesiz bugün de Medine vesikası hukuku üzerinden toplumsal mutabakat vücûbiyet arz eder. Ancak bugün roller tamamen farklı iken, İslâmî bir ıstılahın paravan olarak kullanılması ve mağlubu galip sanma duygusal motivasyonuyla İslâm, küfrün hâkimiyetini meşrûlaştırma vasıtası kılınma riskiyle yüz yüzedir. İslâm namına tescil ve tahkimin söz konusu olmadığı bir vasatta, İslâm’ın, varlık-bilgi (ontolojik-episteme) bağı vahiyle kopuk ideoloji ve sistemler tarafından suni teneffüs için popülizme malzeme kılınması kaçınılmazdır.

28 Şubat darbe sürecinde cezaevinde yatan Habil Mert bu sefer de Suriyelilere yardım etmekten yargılanıyor. Hakkında El Kaide bağlantılı örgütlere üye olmaktan hapis cezası istenen Mert'in dava dosyası Türkiye'de hukukun ne hale geldiğini açık bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bir ilahiyat fakültesinin yaz okulu İslam Hukuku online sınavında İstanbul sözleşmesi ile ilgili bir soruda TBMM milletvekillerine “müçtehid” muamelesi yapılırken, sözleşmenin Meclis’te kabul edilmesi ise “icma” sayıldı.

İslâm hukukunda hiç kimsenin bir ayrıcalığı yoktur. Onun için İslâm barış, esenlik, mutluluk getiren bir dindir. İslâm’ın olduğu yerde adâlet vardır. İslâm’ın olmadığı yerde ise zulüm vardır.

“Benim dinimin hükümleri, insan fıtratını oluşturan hükümlerdir. İnsan kendi fıtratına uygun yaşarsa; en dingin, huzurlu, üretken, güçlü, adil, etkili, istikrarlı, umutlu, başarılı, bütüncül sonuçlar üretir; bu da bütün varlığın hukukunu muhafaza eder desem!” O’da; “Müslümanlar’ın bu söylediğin çerçevede tasarlayıp, ürettiği, hayata geçirdiği bir kaç örnek gösterirmisin?” Dese, ne yaparım?

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır'daki idamları kınamadığı açıklamasında "uluslararası hukukun idam cezasına izin verdiğine" vurgu yaparak, söz konusu cezanın "meşru" olduğunu savundu. Açıklamada; "Bir ülkedeki iç hukuka ve uluslararası yükümlülüklere uygun yapıldığı sürece uluslararası hukuk idam cezasına izin vermektedir" ifadeleri kullanıldı.

İlk bölümde kısa ve özet şeklinde geçtiğimiz seçim süreci ve sürecte yaşananlara bakış açımzı, bu bölümde biraz daha esas çevçeve içerisinde değerlendirmek isterim. Nedir bu esas çerçeve ? Meselenin temeline oturtumaya çalışılan ve Müslüman toplumlara yavaş yavaş sevdirilen demokrasi-özgürlük ikilemi toplum tarafından ne sorguya tutuldu vede bunun İslam hukuku açısından durumu değerlendirildi. Bu batıl yaşam biçimleri ve modelleri İslam toplumlarına sevidirilirken elbette yerel güçlerdende destek alındı, zaten toplumsal yaşam biçimleri o toplumun değer verdiği kişiler eliyle gerçekleşirse toplumun ona itibar etmesi daha kolay ve hızlı olur.

Çözüm İslâm’dır. Sadece ahlâkıyla değil; hukukuyla, insana ve hayata bakışıyla, evliliği kolaylaştıran özellikleriyle, inanç ve ibadet sistemiyle, hanımların yüzünde haramların isi, erkeklerin gözünde haramların izi bulunmayacak şekilde yetiştiren takvâ bilinciyle İSLÂM.

Kur’an meali okuyunuz ama asla mealci olmayınız. Dikkat edildiğinde görülen şey şudur. Meal okuyanlar değil, mealcilik yapanlar, yani itibar edilecek şeyin yalnızca meal olduğunu söyleyerek Kur’an’a da aykırı bir tutum sahibi olanlar, Allah’ın o Kitapta peygamberi için “Onda sizler için güzel bir örnek vardır” (Ahzab 33/21, Mümtehine 60/4-6) âyetini görmüyorlar mı? Kitap, yani Allah, elçisine hukukî bir deyimle atıfta bulunmaktadır. Bu atfa itibar etmemek, atıf yapana itibar etmemektir ve hukuk mantığına, hukukun esaslarına aykırıdır.

Venhar Cumartesi Seminerlerinin geçtiğimiz haftaki konuşmacısı İstanbul'dan Ahmet Babur idi. 'AİHM Kararları Çerçevesinde Avrupa Hukuku ve İslam' başlıklı oturumda konuşan Babur, özellikle AİHM'de görülen davaların, Güneydoğudaki kürtler ve özellikle de kadın ve cinsiyet hakları üzerinden Müslümanların zihinsel kodlarını nasıl değiştirdiğini ve İslam'ın prensiplerinin nasıl iğdiş edildiğini anlattı.Müslümanların davranışlarında birtakım değişikliklerin topluma yavaş yavaş sinsice AİHM tarafından nasıl benimsetildiğini Ahmet Babur'un aşağıdaki sunumundan dinleyebilirsiniz.

Toplumdaki zalimler gücü ellerine geçirdikleri zaman da zulümler artar. Kitab’ın yanında indirilen ‹demir' güç anlamında alınırsa, şöyle demek mümkündür: Güç ve iktidar adâletin emrinde olmalıdır. Bunu sağlayacak olan da insanların Kitab'a ve O'nun hükümlerine uyup, mizan'ı yani ölçüyü korumalarıdır. O zaman hukukun üstünlüğü sağlanır ve insanlar haklarına kolaylıkla ulaşırlar. Kendini hukukun üstünde gören güçler, adâlet anlayışını çiğner geçerler.
Makaleler
Hava Durumu