
"hurafe" Arama Sonuçları

Türkiye'deki Kur'ani/Tevhidi bilinçlenme sürecinin öncülerinden Ercümend Özkan ağabey, 24 Ocak 1995'te İslami çalışmalar için gittiği Adana'da kalp krizi geçirerek vefat etmişti. Kısacası nasıl yaşamışsa öyle de vefat etmişti, Allah yolunda koştururken. Rabbimiz ona rahmet etsin, şahitliğini makbul kılsın.

Kur'an'ın temel bazı konularına ters olan, sadece Rabbimize tahsis edilmesi gereken hususlarda, başkalarını araya koymak, başkalarıyla sürekli irtibat (rabıta) haline bulunmak, başkalarından manevi anlamda kurtuluş ve yardım isteneceği düşünce ve inancı "Tevhide" aykırı ve imanı bozacak fiil ve söylemlerdir...

Ercümend Özkan, bugün ne yazık ki çok çok az Müslümanın sebat ettiği Nebevi metod çizgisinde ömrünün sonuna kadar sarsılmaz bir duruş sergilemiş, Nebevi sünnete tâbi olma konusunda mücadele yöntemi ile namazı aynı çerçevede değerlendirmiştir.

Akidemizin temel umdelerini, Kur’an’daki esmâ (isim ve sıfatlar) çerçevesinde öğrenip kavradığımızda, akidemizi her türlü geleneksel ve modern, post-modern hurafeden, bid’at ve sapmadan selâmete kavuşturma imkânı bulmuş oluruz.

Ercümend Özkan, bugün ne yazık ki çok çok az Müslümanın sebat ettiği Nebevi metod çizgisinde ömrünün sonuna kadar sarsılmaz bir duruş sergilemiş, Nebevi sünnete tâbi olma konusunda mücadele yöntemi ile namazı aynı çerçevede değerlendirmiştir.

Bu çevrelerin dil ve kaleminden sâdır olan “uydurulmuş din” tabiri salt, çeşitli hurafelerle mâlul olan geleneksel din anlayışlarını hedef almakta, laiklik, kemalizm, liberalizm, nasyonalizm, kapitalizm, sosyalizm gibi çağın egemen uydurulmuş dinleri hiç bu eleştirilerin kapsamına girememektedir.

Hurafe ve hurafeciliği küçümsememek gerekir. İslam’la hurafeler bir arada bulunamaz. İslam’ın hak inancı tertemizdir, şirkin hiçbir tonuna geçit vermez. İslam’da Allah’ın şanı belli, insanın -rasûl de olsa- mevkii bellidir. Allah’ın eşi-benzeri, ortağı, vekili yoktur. Hesabı sadece Allah görecektir, hesap görürken hiç kimseden yardım (şefaat) talebinde bulunmayacaktır. Batıl inanışlara ve hurafelere sahip çıkmak, kişinin imanını ve İslamı’nı malül hale getirir.

Kur’an’ı, furkan ve hakem olarak temel kaynak edinmek; bizi bir taraftan tarihsel sürecin hurafe ve bid’atlarından ve bu arada o süreçte Rasulullah (a.s.) adına üretilmiş olan Kur’an’a muhalif haberlerden sâlim kılarken, diğer taraftan da Rasulullah (a.s.)’ın yaşayan mütevatir Sünnet’i başta olmak üzere yine bizatihi Kur’an’ın refere ettiği, O’nun örneklik ve öğreticiliğine dair Kur’an’a mutabık sahih haberlerden ve Ümmetin 14 asırlık süreçte nice gayret ve çilelerle ürettiği zengin bilgi birikiminden mahrum kalmaktan da sâlim kılar.

Selefiliğin nass algısı, başka bir deyişle dini anlama usulü, bize göre onun “İslam’ı bid’at ve hurafelerden uzak olarak, Rasulullah’a (a.s.) bildirildiği saflığıyla anlayıp yaşamak” hedefiyle çakışmayan sonuçlar doğurmakta, özellikle de hadislerin tedvin dönemi öncesinde Rasulullah (a.s.) ve sahabeye atfen üretilen veya yine onlara atfen muharref kültürlerden taşınan bid’at ve hurafelerin benimsenmesine yol açmaktadır.

Vahyin belirlediği ve Rasûlün (s) sünnetinin güzel örneğini oluşturduğu sahih İslam anlayışıyla bağdaşmayan ve yüzyıllara sâri yozlaşma sürecinde üretilen birçok bid’at ve hurafelerle kuşatılmış geleneksel din anlayışında, yaşantısına bakılmaksızın lâfzen “kelime-i şahadet”i söyleyen ve “müslümanım” diyen herkesin Allah’ın rahmetine müstahak olduğu ve kurtuluşa ereceği zannedilir. Ve ölen herkese kolayca “rahmet ve mağfiret” duası yapılır. Hâlbuki Kur’an’daki birçok âyet, Allah’ın rahmetine ve kurtuluşa erebilmek için, kişinin Allah’ın azabından korkup sakınarak O’nun emir ve yasaklarına uyma sorumluluk bilinciyle Kur’an’a uygun takvalı bir hayat yaşaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Allah’ın, ancak böyle bir hayatı yaşayarak kurtuluşu hak edenlere rahmet edeceği bildirilmektedir.

"Müslüman" kelimesi "Müslim"in Farsçadaki karşılığı olup Türkçeleşmiş bir kelimedir. Kur'anî ölçülere uygun biçimde içi doldurulmak kaydıyla "Müslim" kavramının Türkçe karşılığı gibi kullanılmasında bir mahzur olmayacağı kanaatindeyim. Ancak maalesef pratikteki "Müslüman" kavramının içeriği Kur'an'daki Müslim kavramıyla asla uyumlu değildir. Ülke halklarının Kur'an eksenli olmaktan ziyade bir kültürel aidiyet ifade eden Müslümanlaşma sürecinde kitleler, iyi niyetle kendilerini "Müslüman" olarak nitelemelerine rağmen, Kur'an'da zikredilen ölçülerde Müslim olmanın ne olduğundan bile habersiz bir hâli yaşamaktadırlar. Böyle olunca, Kitabî olmayan ve geleneksel ya da modern bid'at ve hurafelere dayalı "Müslümanlık" Kur'an'daki "Müslimlikle" örtüşememiştir. Özellikle son on yılda, söz konusu yozlaşma, zihinsel karmaşa, istikamet ve kimlik krizi tevhidî uyanış süreci bakıyesi kesimleri bile kuşatmış bulunmaktadır.

'...Örneğin, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, askeri başarıyı garantilemek için bütün ruhani güçler bizzat halife sultanın izniyle yardıma çağrılmıştı. Dervişler, Şumnu'da dokuz kez şehri tavaf edip dua ettiler ve düşman ordularının geçeceği yerleri 'hiyel-i metin-i takva' ile bağladılar. Sofya'da Aziz Bali'nin ruhani güçlerinden yararlanmak istediler ve hatta Osmanlı sarayında zikir törenleri yapılmaya başlandı. Tabii ki, tüm o hurafeler Osmanlı ordularını feci şekilde yenilmekten kurtaramadı ya da Rus ordularının adı geçen yerleri almasını ve İstanbul'a dayanmasını önleyemedi. Ancak ulema bildiğini okumaya devam etti ve bilmediğini de hurafeler yardımıyla uydurdu...'

Ercümend Özkan, bugün ne yazık ki çok çok az Müslümanın sebat ettiği Nebevi metod çizgisinde ömrünün sonuna kadar sarsılmaz bir duruş sergilemiş, Nebevi sünnete tâbi olma konusunda mücadele yöntemi ile namazı aynı çerçevede değerlendirmiştir.

Kemalist “akıl” ve “bilimin” 1975 yılında keşfedip o yıldan bu yana kutlamalarla dünyaya, dosta-düşmana ezberlettiği bilimsel (!) icadı olan Ardahan’ın Damal ilçesindeki “Atatürk silueti” kabulü, işbu Kemalist putlaştırma ameliyesinin nasıl bir akıl dışılık ve hurafeciliğin temsilcisi olduğunu çok somut bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Özkan'ın başta sözünü ettiğimiz bütüncül İslami kavrayışı ve mücadele anlayışı ile Nebevi metod konusundaki esaslı duruşu, bugün Müslümanlar olarak üzerinde çokça durmamız, sürekli gündemde tutmamız gereken temel İslami yaklaşımlardır.

Ercümend Özkan, bu her iki alanda da açık, net ve belirgin bir duruş ve söylemi olan, duruş ve söylemin ötesinde her iki alanda da etkili bir çaba sahibi olan bir mücadele adamı idi. Özkan'ı bugün, dünya istikbarı ve yerel şirk düzenleri ile, aynı zamanda asırlardır nesilden nesile taklit zinciriyle aktarıla gelen muharref din anlayışları karşısındaki net duruşu ve mücadelesiyle hatırlamaktayız.

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı-İLKAV’ın düzenlemiş olduğu “Kur´an´da Rasul´un (SAV) Konumu, Vahiy-Sünnet-Hadis İlişkisi ve Rasul Üzerinden Üretilen Hurafeler" konulu panelin video kaydını paylaşıyoruz.

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı-İLKAV’ın düzenlemiş olduğu “Kur´an´da Rasul´un (SAV) Konumu, Vahiy-Sünnet-Hadis İlişkisi ve Rasul Üzerinden Üretilen Hurafeler" konulu panel Ankara, Mamak Necmettin Erbakan Kültür Merkezinde gerçekleştirildi.

Bir Müslüman, Allah'tan başka hiç kimsenin bir insan üzerinde gaybi olarak tasarrufta bulunamayacağını bilir ve bunun aksi bir iddianın doğrudan doğrauya şirk olduğuna iman eder. Müslüman kişi, akidesini büyü ve nazar gibi psikolojik illüzyon ve obsesyonlar üzerine halk arasında anlatılagelen hikayelere değil, vahyin ölçüleri üzerine bina eder.

Seçim meydanlarında Fethullah Gülen'in çeşitli hurafe sözlerini diline dolayan Erdoğan, hurafe konusunda F. Gülen'i de aratacak düzeyde bir uydurulmuş din anlayışına sahip olan, rabıta şirkinin odak ismi Mahmut Osmanoğlu'nu ziyaret etmiş ve kendisi himmete muhtaç bu kişiden himmet istemiş.
Makaleler
Hava Durumu