
"itaat" Arama Sonuçları

Evet, hak asıl bâtıl arızidir. Âlemlerin Rabbi’ne itaat, emirlerine ittiba asıl, tuğyan arızidir. Namazın ikamesi asıl, namazsızlık arızidir. İffet asıl, iffetsizlik arızidir. Tesettür asıl, tesettürsüzlük arizidir. İnsanların asıldan ziyade arızi olana rağbet etmeleri, asıl olanı arızi, arızi olanı asıl yapmaz.

Kendimizi beri görsek, Kur’ani ölçüler içinde bunun tamamen yanlış bir itaat ilişkisi olduğunu dillendirsek de, şeyh-mürit ilişkisi düzleminde bir tarikat yapılanma biçiminin kendisini “tevhidi” olarak niteleyen çevrelerde de yaygın/baskın olduğunu ifade etmemiz gerekir.

Mâbedlerin, oralarda ancak Allah’ın adının yüceltildiği, O’nun ölçülerinin gündem edildiği, O’na secde üzere yaşama bilincinin öğretilip talim edildiği tevhid merkezlerine dönüştürmek çabası ile, yeryüzünü yalnızca Allah’ın ölçülerinin geçerli olduğu, yalnızca O’na itaat edilen bir kainat mescidi kılmak çabasının kendisinde bütünleştiği bir kulluk bilinç ve pratiğidir dâvet dili.

Kur'an, kadim cahiliye kültürlerinin ortak özelliği olan "mübarek gün ve geceler dini" anlayışını ortadan kaldırıp, tüm gün ve gecelerin Allah'a ibadet/itaat üzere yaşanması, dolayısıyla tüm gün ve gecelerin mübarek kılınması için inzal edilmiştir.

O halde Allah’a iman etmek demek, O’nun varlığını ve noksan sıfatlardan münezzeh, kemal sıfatlarla mücehhez oluşunu şeksiz-şüphesiz tasdik etmek ve O’na ve vahiyle bildirdiği ölçülere mutlak bir güven duyup, o ölçülere tâbi olmakla dünya ve âhiret saadetinin temin edileceğine dair kesin bir inanış ile Allah’ın hükümlerine itaat ve ittiba etmek demektir.

Sisi rejimine yakınlığı ve rejimin politikalarını savunmasıyla tanınan Ahmed Kerime, ‘Hadis el-Yevm’ televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “yöneticilerin bu gibi kararlarına itaat edip karşı gelmemenin dini bir zorunluluk olduğunu, bu nedenle bu zammı eleştirmenin günah olduğunu” iddia etti.

İnsan şeytanlar, insanların fıtri haklarını gasp ederler, modayla aldatırlar, filmlerle kandırırlar, ekini ve nesli ifsad ederler, itaat etmezlerse öldürürler, hapsederler, işkence ederler, aç bırakırlar, ambargo uygularlar, devlet törörü uygularlar.

Dünkü şartlar tekrar tahakkuk eder, Yesrib’i Medine’ye dönüştüren irade kâbil-i kıyas sayı azlığına rağmen taraflarca mutlak bir itaat ve teveccühle nihaî hâkim karar kabul edilirse, şüphesiz bugün de Medine vesikası hukuku üzerinden toplumsal mutabakat vücûbiyet arz eder. Ancak bugün roller tamamen farklı iken, İslâmî bir ıstılahın paravan olarak kullanılması ve mağlubu galip sanma duygusal motivasyonuyla İslâm, küfrün hâkimiyetini meşrûlaştırma vasıtası kılınma riskiyle yüz yüzedir. İslâm namına tescil ve tahkimin söz konusu olmadığı bir vasatta, İslâm’ın, varlık-bilgi (ontolojik-episteme) bağı vahiyle kopuk ideoloji ve sistemler tarafından suni teneffüs için popülizme malzeme kılınması kaçınılmazdır.

Şimdi de okulun Sahibini tanıyalım: Rahman, Rahim olan Âlemlerin Rabbi Allah (cc) Kâinatın yegâne sahibi ve yetkilisidir. Büyüklükte eşi ve benzeri yoktur. Kâinattaki her varlık onunudur ve O’nun tasavvurundadır. Hiç kimse O’na hesap soramaz. O her an yaratma halindedir. Asla çocuk edinmemiştir. Öncesi ve sonu yoktur. Doğmamış ve doğurulamamıştır. Kâinatta ki her bir varlık O’na itaat ve tesbih eder. O hüküm ve hikmet sahibidir.

Yazar Şükrü Hüseyinoğlu, STK anlayışının, mevcut toplumsal ve siyasal işleyişi, iktidar-itaat ilişkilerini reddetmeyen, akidevi temelde bir reddiye getirmeyen, ancak toplumsal sorunlarla ilgilenen yapı anlamına geldiğini söyledi.

Mısır’da halk bıkkın ve hayata umutsuzca bakıyor. Ancak bu bıkkınlık zannedildiğinin aksine özgürlüklerinin kısıtlanmasından veya Trump’ın sevimli, Körfez’in de itaatkâr diktatörünün baskısından değildir. Zira Mısır halkı diktatörler ile yaşamaya alışkındır. Hatta bunu bir hayat tarzı haline getirmiştir. Halkın bugünkü şikayeti, 2013’ten beri giderek artan ekonomik sıkıntılardandır.

İblis’in insanlar içinden devşirdiği işbirlikçileri; bazen aileden birisi; anne, baba ya da evlat olur ve bu tuzağa düşüp şeytanın işbirlikçisi hâline dönüşerek ailenin ifsadına sebep olur ya da ailenin huzurunu ve birliğini sarsar. Bazen anne ya da baba olur; evladını Allah’a itaatten alıkoyup şeytana itaate yönlendirir ve hatta zorlar.

Şeytana nasıl ibadet edilir? Hâlbuki, yeryüzünde hiç kimse şeklî olarak şeytana ibadet etmez. Üstelik bütün insanlar fıtraten ondan nefret ederler. Burada kastedilen ibadet, kulluk, çok açıktır ki şeytana itaat etmek demektir.

Harran Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Taşaltın katıldığı televizyon programında tartışma yaratan ifadeler kullandı. Taşaltın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a itaat etmenin dinen farz, karşı çıkmanın ise haram olduğunu söyledi.

“Müslüman olduğunu” söylediği hâlde, bazı hayat alanlarında Allah’a ibadet/itaat ederken bazı alanlarda da hevaya ya da tağutlara uyanlar, hayat tarzı ve ameller alanında müslüman olmayanlardan ayırt edilmez bir hâle gelmişlerdir. Hâlbuki Rasûlün (s) önderliğindeki ilk Kur’an neslinin örnekliğinde, tevhidî imanın, İslami şahsiyetin ve İslamî toplumun inşası sürecinde, imanî, amelî ve toplumsal/yapısal planda üç hicret gerçekleştirilmişti

Kur’an’ın belirlediği mü’min ve müslimliğin en temel şartı; hayatın bütün alanlarında hükmüne tabi olunması, kendisine itaat ve ibadet edilmesi gereken tek İlah ve Rab olarak Allah’ı kabul etmek, Allah’tan başka ilahlık ve Rablik taslayan şeytan, heva ya da tağutların arzularına ve hükümlerine itaat etmeyi reddetmektir. (Enbiya, 21/25, Yasin, 36/60, Casiye, 45/18, Nahl, 16/36). Bu imanın ve teslimiyetin gereği olarak, hayatın (kamusal-özel, bireysel-toplumsal) hiçbir alanında Allah unutulmayacak ve Allah yokmuş gibi davranılmayacaktır

Hac Suresi 77, 78. Ayetlerde ve Asr Suresinde Allah’a samimi bir teslimiyetle, tevhidî bir imanla bağlanmanın hemen ardından itaatin, inandığı Kitabın hükümlerini hayata hâkim kılıp yaşamanın gereği vurgulanıyor.

İslam; Rabbimizin insanın dünya imtihanı için seçip belirlediği nizamın adıdır. İnsanoğlunun dünyada huzur ve mutlu bir şekilde imtihanını gerçekleştirmesi ancak ve ancak bu nizama olduğu gibi itaat etmesiyle mümkündür.

“Onların dolarları varsa bizim de Allah'ımız var” sözü mikro bir bakışla bakıldığında çok güzel, fakat makro bir bakışla ele aldığımızda, sözün sahibi Erdoğan’ın şahsında İslam coğrafyasındaki mevcut iktidarlar ve yöneticilere şunları söylemek ne yazık ki haksızlık değil: Keşke dediğiniz gibi olsaydı, yani sizin iman düzeyinde bir Allah inancınız ve dolayısıyla da O’na itaat ve ittibanız olsaydı, o takdirde onların asla doları (kapitalist tahakküm güçleri) olmazdı.
Makaleler
Hava Durumu