
"lse" Arama Sonuçları

ne zaman “Kürt sorunu” gündeme gelse, az önce tepişen fillerden sonra ezilen, gövdesi kırılan çimlerin hüzün verici doğrulma çabası, çırpınışı ya da boylu boyunca yere serilişi canlanır gözlerimde. Olaylara “insan” odaklı bakmayı kendime şiar edinmişim o nedenle. Konuya ilişkin olarak yazdığım ilk kitabımın adının “Kürdinsan” olması da bundan dolayıdır.

İslam devletsiz olmaz. Müslümanlar da başsız/lidersiz olmaz. Eğer olursa tıpkı Filistin gibi, Irak gibi, Suriye gibi, Lübnan gibi olur. Hatta sözüm ona tüm İslam ülkelerini buna dahil edebiliriz. Çünkü hiç birisi ne İslam’ın ne de Müslümanların temsilciliğini yapamadığı gibi menfaatini, özgürlüğünü ve maişetini de düşünmüyor. Eğer bugün İslam devlet olsaydı Müslüman’ım diyen bizler de bu devlete sahip çıkabilseydik bu böyle olmayacaktı.

"İdeolojik-ırkçı-sömürgeci inşa ürünü olan bilgi’nin, fikirlerin, felsefe’nin kavram ve kurumların, bir toplumun dünya görüşüne, hayat tarzına uygun olup olmadığı düşünülmeden, hazır-paketlenmiş halde ithal edilmesi, ilgili toplumların/toplumun ontolojik/epistemolojik yok oluşuna işaret eder…"

Kerkük yine gündemde. Lakin İslam kardeşliği ile değil, Türkmenlik, Kürtlük, Araplık tartışmasıyla maalesef. "Kerkük bir İslam şehridir" denilse anında bitecek olan bir tartışma, ortaya ırklar ve ırkçılıklar girince uzayıp gidiyor, çatışma sebebi oluyor. Peki Kerkük'ün dili olsaydı bu tartışmalara dair ne derdi?

İnsanı gülümseten ve tabi düşündüren bir cevap. E tabi, iyi yazabilseydi Murat marka bir “külüstür” yerine, son model bir arabaya binerdi! “İyi yazanlar”, lüks araba ve evlerin yanında özel korumalarla da gezmekteydi nitekim.

Sözün özü şu ki, eğitim kurumlarıyla, basın-yayın, iletişim ve eğlence dünyasıyla, insan anlayışı, hayat felsefesi ve dünya görüşüyle bir bütün halinde bizzat toplum ve devlet eliyle bütün çocuklarımız düzenli bir istismara tabi tutulmaktadır. Kara mizaha bakar mısınız, bütün neslimizi bizzat devletin imkanlarıyla, kurumsal olarak planlı-projeli istismara tabi tutanlar da çocukların istismarından yakınmaktadırlar.

Teoman Duralı, Bilge Kağan'ın söz konusu tercihini ve gerekçesini söylediğinde, aklıma doğrudan 1920'li yıllar, M.Kemal, etrafındaki kadro ve batılılaşma/bâtıllaşma tercihleri geldi. "Keşke o gün M.Kemal'e hayır diyecek, onu bu ilhad ve irtidattan vazgeçirmek, değilse engellemek için tavrını koyacak bir "Tonyukuk Kağan" bulunsaydı Ankara'da" diye düşündüm.

Oy hesabıyla panelde övgü ve sitayişle bahsettikleri Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın, parti kurucularını ve onun açtığı bâtıl yolda yürüyen kendilerini açık şekilde tağut olarak tavsif ettiklerini bilmiyorlar tabi. Gerçi bilseler de, bilmezden gelip, oy hesabıyla onun adını istismar etmekten geri durmazlardı.

AKP dönemiyle birlikte çeşitli "İslami çevrelerin", cahiliye düzeni ve düzenin aktörleri karşısındaki duruş ve tutum konusunda sapma ve savrulmalar yaşadığına tanıklık ettik. Söz konusu savrulma sürecini, İktibas Dergisi'nin dosya konusu bağlamında Kürşad Atalar’la konuştuk. Yaşanan dönüşümün köksüzlükle açıklanabileceğini belirten Atalar, “Köksüzlük ise, esasen ‘bilmemekle’ ilgili bir şeydir. Biliyorsunuz ‘keşke bilselerdi’ ayetine ben biraz da bu açıdan bakıyorum. Kullar, Peygamberler gibi ‘bilebilseydi’, savrulmazlar, dönüşmezlerdi. Tarihte savrulan, dönüşen bir Peygamber olmamıştır” diyor. Söyleşimizi ilgiyle ve beğeniyle okuyup istifade edeceğinizi düşünüyoruz.

İngiltere'deki Sussex Üniversitesi'nin felsefe profesörü Kathleen Stock, "biyolojik cinsiyet sabittir, değiştirilemez" dediği için LGBTQ+ destekçileri tarafından hedef alındı. Baskılara dayanamayan Stock, üniversiteden istifa etti.

Müftüoğlu, “Eğer, büyük ve derin farkındalıklara sahip değilsek, hem zamana ve hem de tarihe nüfuz etmemiz, tarihi ve zamanı etkilememiz, zaman ve tarih içerisinde bir mevcudiyet sahibi olmamız asla ve kat’a mümkün olamaz” dedi.

İşte hayatın hülasası budur. Hayatımızın bütün inişlerini-çıkışlarını, bütün çalışma, yorulma, koşturmalarımızı, bütün terlemelerimizi, tükettiğimiz fırınlarca ekmeği, akademik, iş, ev, mahalle v.b. kariyerimizi, harcadığımız paraları, eskittiğimiz teknoloji, araç-gereç, araba, mesken ve elbiselerimizi, eşlerimizle olan geçimimizi, çocuklarımızla ilişkilerimizi v.d. toplasak, çıkarsak, çarpsak, bölsek sonuçta biz yukarıdaki altı (ya da yedi) başlıktan birine kayıt yaptırmak zorundayız. Biz yapmasak da kaydımız kendiliğinden listenin birinde yer alacaktır.

Ne yazık ki insanların kalbine Allah korkusu girmedi. Şayet insanlarımıza sadece Allah'tan korkma öğretebilseydik hem gündüz hem de gece kendisini günahlardan alıkoymaya, Allah'ın yasaklamış olduğu şen'iyetleri işlememeye büyük bir özen gösterirlerdi.

Cuma Hutbesi: Kurban, Değer Verdiğimiz Şeylere Bedelse Anlamlıdır - Kur'an Nesli İlim ve Dâvet Merkezi - Şükrü Hüseyinoğlu - 3 Zilhicce 1441 / 24 Temmuz 2020

Süleyman S. Öğün, "Virüs Tarihi Değiştirir mi?" başlıklı yazısında kapitalizme dair önemli çözümlemelerde bulunuyor. "Lâikleşmenin ve sekülerleşmenin feriştahı evvel emirde ekonomidir. Ekonominin lâikleşmesi, yâni dinlerin icaplarından kopması mutaddır ve bu hudutsuz bir eksende cereyan eder" ifadelerini kullanan Öğün, "Dindarlık ile kapitalizmin harmanlanması, kapitalizmin gerekleriyle uyumlu dinsel sekteryen yorumların tutkallarıyla yapıştırılmıştır. Hâsılı, elyevm baskın olan, dinlerle uyumlu kapitalizm değil; kapitalizm ile uyumlu, değilse uyumlulaştırılmış dinlerdir" diyor.

Altın minareli değilse de altı minareli olarak inşa edilen 121 bin metrekare toplam inşa alanı olan proje, 131 milyon liraya mal olmuş. Bu parayla cami ihtiyacı olan varoşlara veya Anadolu köylerine kaç tane cami yapılır, vakti olan hesabını yapsın. Ama onlar gösteriş için uygun olmaz ki… Açık alanla birlikte63 bin kişi cemaatle namaz kılabilecekmiş. İyi de yerleşim yeri değil ki Çamlıca. Vakit namazlarına 100 kişi gelirse iyi bir sayı olur. 3 bin 435 metrekare sanat galerisi, 10 bin 950 metrekarelik müze kapasitesi olan yer… O zaman iş değişir. Müzesi de varmış, kendisi de müze olarak turistler tarafından ziyaretgâh olur. Namaz kılmak için değil ama müze diye gelen olur. Sanat Galerisi, konferans salonu, kütüphanesi. Müzesi, atölyeleri, otoparkı var, ama bir şey unutulmuş; önemli bir şey. Sultan Tayyip Han için türbe, ya da anıtkabir. İmzacı kuruluşlara duyurulur. Bir imza kampanyası daha açsınlar.

Kalemder her Cumartesi yapılan tefsir derlserinde Bakara süresi 176 - 199 ayetlerin tefsiri yapıldı. bu ayetlerin açılımında hac ve ümre konuları detaylı bir şekilde işlendi ve öğüt ve nasiyatlar alındı.

Haklı olarak “ Ey bana iman ettiğini söyleyenler neden benim getirdiğim şeriati tatbik etmiyorsunuz” dediğinde acaba O’na iman ettiğini, O’nun canlarından çok sevdiğini söyleyen insanların bir kısmı, meclisin sıralarına vurarak onun protesto mu ederlerdi? Kimileri de; “çıkarın bunu buradan burası devlete meydan okunacak yer değil” der ve O’nu meclisten mi kovarlardı? Kimileri de; “efendim konjonktür böyle biz sizin getirdiğiniz şeriati tatbik edemeyiz, sizin getirdiğini şeriat çağımızın gereksimlerine uygun değil” mi derlerdi? “Biz devletin nasıl yönetileceğini sizden ve Allah’tan daha iyi biliriz” mi derlerdi?

Müslümanlar kendi paradigmalarından uzaklaştırılarak Batı’nın seküler ideolojilerine bağlanma ve teslim olma durumuyla yüz yüze kaldı ve bu durum bir duruş kaybına sebebiyet verdi. Ötekilerin güdümünde hareket eden Müslümanların kendi düşüncelerini ileri sürme ve ”biz buyuz” deme cesareti kalmayacaktı ve nitekim öyle de oldu. Ne acıdır ki bu durum bizleri kültürel, felsefi ve siyasi anlamda hiçbir sorgulama yapmaksızın seküler kültürün hamiliğini yapmaya itti.
Makaleler
Hava Durumu