
"maslahat" Arama Sonuçları

Şükrü Hüseyinoğlu: Bugün yaygın bir istikamet krizi yaşandığı, maalesef acı bir gerçektir. Rabbimiz “Haktan sonra dalâletten başka ne vardır?” (Yunus 32) buyurarak, hak ile dalâlet arasında bir “ara form” olmadığını, bir anlayış ve işleyişin ya hak, ya dalâlet olduğunu bildirdiği halde, bugün maalesef İslami bağlamından koparılmış ve tamamen reel politik bir yaklaşıma indirgenmiş bir “maslahat” algı ve söylemiyle, bâtıl bir işleyişe destekçi ve taraftar durumuna düşen ciddi bir potansiyelin varlığına tanıklık ediyor ve gerçekten çok üzülüyoruz.

Hilal'i gözetleme konusunda yerel insiyatifler yerine, Hicaz'ın esas alınarak, Ramazan'a ve Bayramlara başlangıç konusunda bir eşzamanlılık imkânının, maslahatının gözetilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kimi İslami çevreler, o günlere kadar istikrarlı bir şekilde, sebat üzere sürdürdükleri söz konusu akidevi/ilkesel tutumu, 28 Şubat döneminde uygulamaya konulan zulümlere son verilmeye başlanmasıyla birlikte, akidevi7ilkesel tutumu arka plana atarak yaşanan sürecin cazibesine kapıldı ve o güne kadar savunulan Kur’ani/Nebevi ilkelerle bağı koparılmış, reel politik bir düzleme oturan “maslahat”, “merhale fıkhı” gibi söylemlerle giderek Ak Parti’nin aktif destekçisi haline geldi. 2009 yılında Davos’ta yaşanan “van minut” olayı, İslami çevrelerin o güne kadar haklı olarak câhiliye kavramı çerçevesinde değerlendirdikleri mevcut sistem içi politik süreçler ve aktörlere “İslami anlamlar” yükleme noktasında etkili bir olay oldu.

28 Şubat döneminin ardından gelen Ak Parti dönemiyle birlikte öne çıkan “maslahat”, “merhale fıkhı” gibi söylemlerin bugün gelinen nokta itibariyle ne kadar etkili olduğu konusu, derginin bu ay ana konusunu oluşturdu.

Türkiye'de, Pakistan'da, Filistin'de Müslümanlar Hilal'i gözetmesin demiyorum. Lakin, bu konuda Hicaz'ın esas alınarak, Ramazan'a ve Bayramlara başlangıç konusunda bir eşzamanlılık imkânının, maslahatının gözetilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Allah (cc), maslahatın gerçek mânâda ne olduğunu, nerede olduğunu en iyi bilendir. Şerîat, kulun dünya-âhiret maslahatını temin içindir. Mefsedetin maslahat addedilmesi, hevânın ‘akletme’ye galip gelmesindendir.

Yüzyıllara yayılan yozlaşma serüveninde ve günümüz dönüşüm sürecinde gerçekleşen bozulma ve değişim, zaman içinde verilen tavizlerle ya da pragmatik “maslahat” hesapları ve “çıkar” amaçlı ilkesiz davranışlarla adım adım yaşanmıştır. Her seferinde bir önceki taviz ya da ilkesiz davranış kanıksanarak daha fazlası yapılmış ve bir süre sonra da artık yaşandığı gibi inanılmaya başlanmıştır. İşte bugün “müslümanım” diyenlerle müslüman olmayanlar arasındaki temel farklılıkların yok olduğu benzeşme böyle bir dönüşüm süreci sonucunda gerçekleşmiştir.

“Kur’an’ın getirmiş olduğu hükümler üç ana temel üzerinde durur: Bunların ilki, adalettir ki bu; hükümlerin temeli, düzeni ve tamamına erme aracıdır. İkincisi, maslahatın gözetilmesidir. Üçüncüsü ise Müslümanlar arasında istişare etmektir.

Seçim sürecinde algı operasyonlarıyla insanlardan "Ümmetin maslahatı" adına oy devşirip, sonrasında siyonist maslahatgüzarı iftara davet ederek İslami değerleri de tahrife yönelen bir ilkesizlik, AKP'nin reel politika tanrısını esas alan politikaları açısından şaşırtıcı değil aslında.. Şaşırtıcı olan, onca yıl Kur'ani-Tevhidi değerleri savunmuş insanların AKP'nin bu illüzyonlarına nasıl aldanabildiği...

İşte Türkiye’de 80’li yılların sonu ile 90’lı yılların ortalarına kadar her alanda akidevi netliğe ulaşıp ciddi bir güç haline gelen tevhidi mücadele hattının, Kur’ani-Nebevi ilkelerden ziyade “maslahatlar”a vurgu yapmaya başlaması ve imha ve inşa edici, bağımsız, özgün bir mücadele hattı olmaktan uzaklaşıp, mevcut sistem içi muhafazakâr demokrat değişim sürecine eklemlenme yoluna girmesi bu “ikna odaları”nın eseri olmuştur.

Faruk Beşer'in, sözümona maslahatları, Allah'ın indirdikleriyle hükmetmeyenlerin durumunu açık olarak ifade eden Kur'ani nassların (Mâide 44, 45, 47; Nisâ 60 vb) beyanlarını iptal edecek şekilde öne çıkarmasında ve bu anlayış üzere bir fıkıh ortaya atmasında şaşılacak bir şey yok. Zira tevhidi bilinç ve duruşa maalesef ulaşabilmiş değil. Şaşılacak olan, Haksöz gibi yıllarca cahiliyeden ilkesel ayrışma söylemiyle öne çıkmış, tevhidi çizgiyi savunmuş bir yayın organının Faruk Beşer'in bu büyük yanlışına çanak tutması.

Suriye meselesinde İran hâlâ Esed rejimini korumaktan öte bir formül üzerinde ittifaka yanaşmıyor. Hem bölgenin hem de İran’ın maslahatlarını gözetecek ara formüller elbette vardır. Böyle bir formül teklifi üzerine çalışsaydı İran, hem bu kadar kan akmazdı, hem de Türkiye ve Müslüman dünyayı yanında bulurdu.
Makaleler
Hava Durumu