
"ncelikle" Arama Sonuçları

Siyonist İsrail’in Gazze’ye yönelik yaptığı son saldırılarda onlarca kardeşimiz şehid edildi, yüzlercesi de yaralandı. Öncelikle şehid olan kardeşlerimiz için Rabbimizden rahmet ve mağfiret, yaralı kardeşlerimiz için de âcil şifâlar diliyoruz.

Öncelikle samimi bir tevbe gereklidir. Tevbe: günahlarımızdan, isyan, yanlış ve suçlarımızdan pişman olup onları yapmaktan vazgeçip o yoldan doğruya, Allâh’a dönmemizdir. Hiçbir zaman murakabeden (kulun, sürekli biçimde Allah'ın gözetimi altında bulunduğunun şuur ve idrakinde olması) geri durmamalıyız.

Habertürk’ten Nagehan Alçı’yı kabul eden Taliban komutanı Kari Selahaddin el-Eyyubi, kendilerinin de Türk olduğunu belirtti, Biz “öncelikle Türk olduğumuz için, Ne Mutlu Türküm diyene diyorum” dedi.

Hicret, öncelikle muhatap olunan bütün cahilî inanç ve düşüncelerden uzaklaşma ile başlar. Rasûlullah’ın (s) hicreti, bu anlamda mücadele ve dâvetin bütün aşamalarına renk ve yön veren mesajları muhtevîdir. Hicret, Mekke’nin darlığından Medînet’ül-İslâm’a yol alıştır.

Rabbimizi, Rasulünü, Kitabını, Âhireti (ve kapsamındaki Hesap Gününü) doğru anlayıp doğru tanımak da, öncelikle onlarla ilgili tarihsel süreçte ve bugün insanlar tarafından birer ümniyye (kuruntu), zan ve vehim ürünü olarak ortaya atılmış olan, geleneksel, modern ve post-modern tüm çeşitleriyle yanlış/bâtıl yaklaşım ve tanımları (üretilmiş, uydurulmuş isim ve sıfatları) tekzip etmek ve bu tekzip hafriyatıyla ortaya çıkan temiz, berrak zeminde, inzal edilmiş isim ve sıfatlar ile bu iman esaslarını kavrama cehdine yönelmek…

Belki de Filistin ve Kudüs’ün iki yüz yıllık bir süreç içinde yavaş yavaş elden çıkışının son sahneleri ortaya konuyor İsrail tarafından. Öncelikle 19. yüzyıl boyunca demografi meselesi halledilmişti. Şimdi aynı oyun Kudüs’te oynanıyor.

Bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmekte örneklik ve öncülük edecek “vasat ümmet” birlikteliğinin oluşup sürdürülebilmesi ve yozlaşmalara kapının kapatılabilmesi için en önemli görevimiz, diğer kesimlere yapmakla yükümlü kılındığımız “emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker” vazifemizi öncelikle birbirimize karşı kendi içimizde gerçekleştirmemizdir.

Çabanın başlangıcı eve; zevceye, anaya, çocuklara ve bundan sonra da tüm aileye yönelik olmalıdır. Müslüman kadın yetiştirmeye fazlasıyla önem verilmelidir. Çünkü bu, “Müslüman bir yuva” oluşturmanın vazgeçilmez bir gereğidir. “Müslüman bir yuva” kurmak isteyen kimse, öncelikle Müslüman bir hanım bulmak zorundadır. Aksi takdirde Müslüman cemaatin kuruluşu gecikip uzayacaktır. Çünkü Müslüman hanımı olmayan bir evin, pek çok boşluk ve gediği olacaktır.

Allah (cc), maslahatın gerçek mânâda ne olduğunu, nerede olduğunu en iyi bilendir. Şerîat, kulun dünya-âhiret maslahatını temin içindir. Mefsedetin maslahat addedilmesi, hevânın ‘akletme’ye galip gelmesindendir.

Süleyman’ın mülkü çerçevesinde Bakara, 102. ayetin gündeme getirdiği, karı ile kocanın arasını ayıracak işler (sihir), sihir denilen oyunun kendi başına müstakilen hiçbir gücünün olmadığının tipik örneğidir. Günümüzde karı ile kocanın arasının ayrılması yani ailenin dinamitlenmesi, boşanmaların çoğalması ve normalleştirilmesi herkesin gözü önünde cereyan etmektedir. İşte bu, öncelikle şeytandan öğrenilen bir iştir.

“Bak gurban olmadığım sofi” dedim. Öncelikle Hud suresinin 11/123. Ayetini senin bir kez daha okumanı tavsiye ederim “Göklerin ve yerin gaybı sadece ALLAH’A (CC) AİTTİR. Ve tüm iş/oluş yalnızca O’na döndürülür. O halde O’na kulluk et, O’na dayanıp güven. Rabbin, yapmakta olduklarınızdan gafil (habersiz, duyarsız) değildir.”

Dikkat ederseniz Ehad’in bir ikincisi yoktur. Bu da ikincisiz olarak Allah’a (cc) kulluk etmek demektir. Zaten “Ehad” kelimesinin öncelikle ilk ayette gelmesi, kanaatimce şirkin en öncelikli bir sorun olduğunu bizlere hatırlatır.

İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı-İLKAV’ın Alternatif Eğitim konferanslarının Kasım ayı konuğu Mehmet Pamak’tı. Pamak, 24 Kasım 2019 Pazar günü “Kulluk Eksenli Hayat Tasavvurunda Öncelikli Sorumluluklarımız” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.

Her şeyi erteleriz bu hayatta. En basit işlerimizden, en ağır sorumluluklarımıza kadar yapacağımız her işi, atacağımız her adımı o veya bu bahanelerle hep bekletiriz. Daha iyi bir kul olmak için Rabbimize uygun zamanı bir türlü yakalayamayız. O’nun dinine hizmet etmek isteriz ama hizmet için yeterli imkânları bir türlü bulamayız. Maddi destek vermek isteriz inandığımız davaya ama kendi önceliklerimizden sıra gelip de cebimize elimizi bir türlü atamayız. Daha çok çalışmak, daha çok işte ehil olmak isteriz ama çalışmak için gerekli motiveyi engelleyen nefsi kovalayamayız.

Ruh’ul Kudüs olan sıdk sahibi Cebrail’in ve Âlemlere rahmet olarak gönderilen Rasûlullah’ın ağzından çıktığı gibi günümüze kadar bir harfi dahi değişmeden gelen, şaşmaz ve şaşırtmaz, kendisine gönülden iyi niyetle geleni doğru yola ileten kerim ve hayat kitabımız Kur’an-ı Kerim'e baktığımızda öncelikle şunu görüyor ve öğreniyoruz ki, yüce Allah c.c bazı kullarına ceza, bazılarınaysa mükafat veriyor.

Kur’an ile her türlü şiddet önlenir. Öncelikle buna, şiddetten kurtulmak isteyenlerin inanmaları gerekir. İnanmak da yeterli değildir. İmanın etkili olması için yeteri ölçüde bilgi birikimi olmalıdır. İlim sahibi olmayanın dindarlığı eksik kalır. Çünkü “cahilin sofusu şeytanın maskarası olur. ” Şiddetten kurtulmak isteyenlerin imanlı, ilim ehli, ihlas ve sadakat sahibi olmaları gerekmektedir. Bunlarla beraber iyi niyet, güçlü irade ve kişilik gerekir.

Öncelikle ifade etmek gerekir ki, ilk “Kur’an toplumu”nu oluşturan mü’minlerin hepsi Kur’an’ı anlamak, öğüt almak ve yaşamak amacıyla okuyorlardı. İslami şahsiyeti ve hayatın bütün alanlarını vahiyle inşa etmek amacıyla tertil üzere Kur’an okuyor (Müzzemmil, 73/4; Ahzab, 33/34), Rasûlullah’tan (s) kitabın ve hikmetin eğitimini alıyorlardı. (Cuma Suresi, 62/2; Bakara, 2/129, 151; Âl-i İmran, 3/164). Bütün mü’minler okuyup eğitimini aldıkları Kur’an’dan anladıklarını, fıkhettiklerini hayatlarına taşımaya çalışıyor, birbirleriyle de fikir teatisinde bulunuyorlardı.

Yazacağım bu zulüm kanunlarını öncelikle Cumhurbaşkanı olduğunuzu unutup “ben herhangi bir vatandaş olsaydım ve bu kanunlar bana uygulansaydı ne hissederdim” diye okumanızı ve ardından “bu kanunlar onun döneminde çıkmış ve imzası olan bir lider bunun hesabını Allah’a nasıl verir” diye muhasebe yapmazınız istirham ediyorum.

Öncelikle, mevcut gayri İslami sistemi yönetmeye talip olan muhafazakâr çevrelerce yıllardır dillere pelesenk edilen Hz. Yusuf konusunda doğru bilgiye sahip olmadığınız anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yanlış bilgi beraberinde yanlış kanaati getirmekte ve Rabbimizin bu güzide elçisinin katiyetle beri olduğu batıl bir konumu ona yakıştırabilmekte ve onun üzerinden bugünkü batıl yönelimleri meşrulaştırmaya çalışmaktasınız.
Makaleler
Hava Durumu