
"olsayd" Arama Sonuçları

İslam devletsiz olmaz. Müslümanlar da başsız/lidersiz olmaz. Eğer olursa tıpkı Filistin gibi, Irak gibi, Suriye gibi, Lübnan gibi olur. Hatta sözüm ona tüm İslam ülkelerini buna dahil edebiliriz. Çünkü hiç birisi ne İslam’ın ne de Müslümanların temsilciliğini yapamadığı gibi menfaatini, özgürlüğünü ve maişetini de düşünmüyor. Eğer bugün İslam devlet olsaydı Müslüman’ım diyen bizler de bu devlete sahip çıkabilseydik bu böyle olmayacaktı.

Kerkük yine gündemde. Lakin İslam kardeşliği ile değil, Türkmenlik, Kürtlük, Araplık tartışmasıyla maalesef. "Kerkük bir İslam şehridir" denilse anında bitecek olan bir tartışma, ortaya ırklar ve ırkçılıklar girince uzayıp gidiyor, çatışma sebebi oluyor. Peki Kerkük'ün dili olsaydı bu tartışmalara dair ne derdi?

Aslında fakirlerin ihtiyaçlı olmasından ziyade, zenginlerin "açlığı" söz konusu. Doymuyorlar, bu gidişle hiç doymayacaklar. Kibirlilik, doyamama, bencillik cimrilik yaşam tarzlarıdır. Bizden ya köle, ya da ölü olmamızı istiyorlar. Soluduğumuz hava onların elinde olsaydı ücrete tabi tutarlardı.

Anlam belirsizliği bir cümle ya da ifade ile sınırlı olsaydı tercüme hatası diyerek bir açıklama yapabilirdim fakat okuduğum kitapta başından sonuna kadar aynı tercüme hatası yapılmış. Üstelik bu durum bir kitap ve bir mütercim ile sınırlı değil. Kolonyalizme dair neredeyse bütün kitap ve makalelerde sömürgecilik kavramının ısrarlı bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. “Sömürgeci olmayan emperyalizm” ile kast edilen “kolonyalist olmayan emperyalizm”dir. Emperyalizmin sömürgeci olmayan bir türünden bahsetmek herhalde Türkçe’ye özgü bir garabettir. Bu garabetin sistemli bir şekilde oluşturulduğu açıktır.

İslâm, sadece vicdanların huzura erdirileceği bir yol ya da bir inanç sistemi değildir. Bu vicdani vazifeyi, sadece ibadete sığdırmak da doğru değildir. Seyyid Kutub, herkesten davayı sahiplenmesini, bunun için de aksiyon bekliyor. Kendi üzerinde taşıdığı özellikleri tüm Müslümanlar’dan beklemesi elbette tartışılır. Çünkü Seyyid Kutub, geçtiğimiz yüzyılın en bilge kişilerinden biri idi. Onun acılara katlanma, güçlüklere göğüs germe ve gerektiğinde davası uğruna ölme şuuru herkeste olsaydı herhalde yaşadığımız sorunları yaşıyor olmazdık.

“Onların dolarları varsa bizim de Allah'ımız var” sözü mikro bir bakışla bakıldığında çok güzel, fakat makro bir bakışla ele aldığımızda, sözün sahibi Erdoğan’ın şahsında İslam coğrafyasındaki mevcut iktidarlar ve yöneticilere şunları söylemek ne yazık ki haksızlık değil: Keşke dediğiniz gibi olsaydı, yani sizin iman düzeyinde bir Allah inancınız ve dolayısıyla da O’na itaat ve ittibanız olsaydı, o takdirde onların asla doları (kapitalist tahakküm güçleri) olmazdı.

Yazacağım bu zulüm kanunlarını öncelikle Cumhurbaşkanı olduğunuzu unutup “ben herhangi bir vatandaş olsaydım ve bu kanunlar bana uygulansaydı ne hissederdim” diye okumanızı ve ardından “bu kanunlar onun döneminde çıkmış ve imzası olan bir lider bunun hesabını Allah’a nasıl verir” diye muhasebe yapmazınız istirham ediyorum.

Hani ne idi onun ülkeye gösterdiği hedef: Muâsır medeniyet seviyesi. Günümüz Türkçesi ile çağdaş uygarlık seviyesi. Avrupa Birliğine kabul etmeseler de, Avrupa ve Amerika’daki cinsel suçlara hayli yaklaştı bu ülke. Tâciz ve tecavüzde, kadına karşı şiddet uygulamada Batı standartlarını yakaladı sayılır. İşte, çağdaş uygarlık hedefine ulaşıldı. Bir başlık da bu konuda açılmış olsaydı, Avrupa Kirliliğine hemen alırlardı.

26 yıl onkoloji bölümünde çalışmış bir doktor isyan ediyor, “ben bu ülkeyi yönetiyor olsaydım, her birinize bir hafta gasilhanede, bir hafta da onkoloji servisinde mecburi hizmet yaptırırdım”, diye. “Çok uzak görüyorsunuz ölümü kendinize, her gün sizin gibi kaç kişinin geldiğini görmeniz gerek, akciğer kanseri nasıl oluyormuş, gırtlak kanseri, dudak kanseri, hattâ mide kanseri, mesane kanseri, kangren vs. Bu kişiler nasıl tarifsiz ağrılar, zor durumlar, büyük acılar yaşıyormuş, görün, ben de sizi göreyim…” diyor.

Gazze'deki Şifa Hastanesinde çalışan Norveçli doktor Gilbert, hayatında bu kadar kan görmediğini belirterek, "ABD ve AB'li liderlere soruyorum?" dedi.

Şayet bu yapı bir cemaat olsaydı, bildiği bir yolsuzluk varsa bunu elinde bir iktidar çatışması aracı olarak saklamaz, kamuoyuyla paylaşma sorumluluğunu yerine getirirdi. Oysa burada yapılan çok açıktır: Yapılan iş yolsuzluğun üzerine gitmek değil, yolsuzluk iddiasını bir iktidar çatışması aracı olarak kullanmak, bunun için dosyalar tutmak, "yeri geldiğinde" demoklesin kılıcı olarak kullanmaktır.

Bu darbeyi hazmedemeyen Andımız’ın mucidi, Atıf Hoca’nın tekzip metnini kendisini kurtarmak için yayımladığını söylemek zorunda kalır. Hoca, “Öyle olsaydı onlarla beraber olurdum.” der, yollarının ayrıldığından bahseder. Demek ki, tekzip metni kuvvetli belgedir. İşte Reşit Galip’in evlere şenlik cevabı: “Sus! Bizi çileden çıkarma! Biz budala olmalıyız ki, bu sözlere inanalım. Bol bol atıyorsun. Çıkarın!”

Aşağılık Siyonist işgal rejimini böyle bir davetle taltif eden AK Parti Kadın Kolları Başkanı (Gaziantep Milletvekili) Fatma Şahin ve arkadaşlarına soruyorum: "Apartheid" rejimi devam ediyor olsaydı, Güney Afrika'dan da bir belediye başkanı davet edecek miydiniz?
Makaleler
Hava Durumu