
"saray" Arama Sonuçları

Aslında Yusuf (a.s.)'ın Mısır'ın başına geçmesiyle, Rasulullah (a.s.)'ın Yesrib'in (Medine'nin) başına geçmesi süreçleri ilkesel olarak aynıdır. Barışçıl bir süreçte toplum ve idarecilerin İslam'a tâbi olması ve İslam'ın kesin egemenliğinin kurulması.

Beştepe sarayını eleştirelim evet, ki biz de o israfı eleştiriyoruz, ancak ondan önce bu memlekette ilki 1926 yılında İtalyan bir heykeltraşa bizzat M. Kemal tarafından halkın milyonlarca lirasıyla yaptırılıp dikilen Sarayburnu'ndaki heykel olmak üzere 95 yıllık asli israf kalemi olan heykel saltanatını eleştirelim, bu israf ve putperestliğe karşı sesimizi yükseltelim.

İzzeddin Kassam, 1935'te beraberindeki bazı mücahitlerle birlikte silah eğitimi için Cenin yakınlarındaki Ya'bed dağına çıktığı sırada İngiliz işgalcilere casusluk yapan biri tarafından yeri ihbar edildi. İngiliz işgalciler 500 kişilik bir mücehhez birlikle onu karadan ve havadan muhasaraya aldılar. Kendisine teslim olması çağrısında bulundular. Ancak Kassam ve beraberindekiler işgalcilere teslim olmayı değil karşı koymayı tercih ettiler. Bu kuşatma esnasında İzzeddin Kassam'ın beraberinde sadece 14 mücahit bulunuyordu.

Bir Müslümanın cahili bir siyasal yapının başında bulunmasındansa onun zindanlarında bulunması evladır. Çünkü cahiliye ile İslam ve cahiliye taraftarlarıyla Müslümanlar arasında asla telif edilemeyecek olan bir ayrılık, bir ayrışma vardır.

Aksaray Ortaköy'de 2016 yılında Bünyamin Tekgöz'ün organizesiyle gerçekleştirilen, Mehmed Durmuş ve Şükrü Hüseyinoğlu'nun jkonuşmacı olarak katıldığı konferansın video kaydını dikkatlerinize sunuyoruz:

Saraybosna'nın kuşatılmasıyla başlayan ve yakın tarihin en trajik olaylarının yaşanmasına neden olan Bosna savaşının üzerinden 22 geçmesine rağmen acılar hala tazeliğini koruyor

Kur'an Nesli İlim ve Davet Merkezi'nde Ayvansaray Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Enver Emre'nin sunumuyla 'Emperyalistler kimdir' adlı bir sunum gerçekleştirildi

Gerçektende bu sapık kavim, şimdiye kadar hiç bir toplumun yapmadığı sapıklığı kendilerine ilke olarak görmüşlerdi. Lut (as)’ da, lâ bilincini bu sapık kavme sürekli hatırlatıyordu. Maalesef kendileri bile pis bir toplum olduklarını kabul ediyor, Lut (as)’a “fazla temiz insan” diyorlardı. Allah’tan bu kadar uzak olan bu topluluk, illallah sarayını hiç mi hiç merak dahi etmiyorlardı ki, “Lâ” desinler. İşte bu kavme azap hak olmuştu.

Bâtılın zail ve hakkın hakim olmasının şartları oluşmadan iktidar olmaya çalışmak, hem muktedir olamamayı, hem de aralarının mutlak olarak ayrıştırılması gereken hakla bâtılın birbirine bulandırılması sonucunu doğurur, kaçınılmaz olarak... Netice olarak Mısırlı Müslümanlara, Firavun düzeninin zindanlarında olmaktan ötürü ye'se düşmemelerini, bu bâtıl düzenin makam koltuklarının değil, onlardansa zindanlarının kendilerine yakıştığını ifade etmek istiyoruz.

'...Örneğin, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında, askeri başarıyı garantilemek için bütün ruhani güçler bizzat halife sultanın izniyle yardıma çağrılmıştı. Dervişler, Şumnu'da dokuz kez şehri tavaf edip dua ettiler ve düşman ordularının geçeceği yerleri 'hiyel-i metin-i takva' ile bağladılar. Sofya'da Aziz Bali'nin ruhani güçlerinden yararlanmak istediler ve hatta Osmanlı sarayında zikir törenleri yapılmaya başlandı. Tabii ki, tüm o hurafeler Osmanlı ordularını feci şekilde yenilmekten kurtaramadı ya da Rus ordularının adı geçen yerleri almasını ve İstanbul'a dayanmasını önleyemedi. Ancak ulema bildiğini okumaya devam etti ve bilmediğini de hurafeler yardımıyla uydurdu...'

Cezayirli bir Müslüman, "Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah'a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar" diyen Kabe imamı Sudeysi'ye, İsviçre'de konferans verdiği sırada tepki gösterdi. Cezayirli bu Müslüman, "Cezayir, Mısır ve Türkiye'deki darbeleri nasıl desteklediniz? Ey sarayın alimleri, siz ahiret gününde bu duruşunuzdan sorumlu tutuklanacaksınız. Amerika'nın kölesi" şeklinde tepki gösterdi.

Suud kraliyet yönetiminde bulunanlar, saray ulamasının da dolaylı ya da dolaysız onayı ile İslâm adına ürettikleri muharref "statüko dini"ni ve Vehhâbîliği, bir yandan kapitalist emperyalizmin emrinde komünizme karşı "Yeşil Kuşak" projesi için bir araç olarak seferber ettiler. İranda ise, Şahlık statükosundan sonra İslâmi ölçülerin belirleyici olması gerekirken bu sefer de mezhebî ölçülerin ve ulusal çıkarın belirleyici olduğu yeni bir Şii-Farisî ulus devlet statükosuna sürüklenilmiştir.

İran’ın üç şehrinde hükümet karşıtı gösteriler başladı. Hayat pahalılığı ve işsizlik protesto ediliyor. ABD’den peşpeşe protestolara destek açıklamaları geldi. 2 Aralık’ta Beyaz Saray’da bir İran toplantısı yapılmıştı.

Hedef ve istikametimiz iktidarlar, saraylar veya zengin sofraları değildi, sokaklardı, fakirlerin ve fakihlerin meclisleriydi oysa. Öyle değil mi?

Aksaray Cumhuriyet Başsavcılığı Fetö davalarında adli kontrolle denetimli serbestlik müessesesinden yararlanarak serbest kalan şüphelilere kitap okuma yükümlülüğüne karar veriyor ve bu kitaplardan biri de M.Kemal'in resmi yakın tarih tezinin temellerini attığı "Nutuk"u.

Burak Derneği'nin düzenlediği sempozyum 23-24 Eylül günlerinde Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayında gerçekleşecektir.

Şimdi iktidarın tüm vasıtaları, yönetimdeki kısa süresinde pervazsız bir savunma bakanı olarak ün yapmış; genç, deneyimsiz ve risk almayı seven bir adamın elinde.

Akçaabat’ta Trabzonspor'un Galatasaray deplasmanında aldığı galibiyeti kutlamak isteyen imam Mustafa Algan 6 yaşındaki kızını vurdu.

Siyonist işgal rejimiyle yapılan anlaşmanın ardından, "İsrail'le örtünen çıplak kalır" şeklinde açıklama yapan İHH İnsani Yardım Vakfı, trollerin baskısına boyun eğip saraydan özür diledi.

Aksaray Ortaköy'de Bünyamin Tekgöz öncülüğünde Müslümanların organize ettiği ve Mehmed Durmuş ile Şükrü Hüseyinoğlu'nun konuşmacı olarak katıldığı 'İslâm'ı Kaynağından Öğrenmek' konu başlıklı konferans, geçtiğimiz Cumartesi günü (14.05.2016) gerçekleştirildi. Güzel bir katılım olduğu konferansta, Hüseyinoğlu kısaca 'Kur'an'ın herkesi fert fert muhatap alarak indiğini ve Kur'an'ı anlşayıp yaşamanın her fert için bir farziyet olduğunu" ifade ederken, Durmuş da, Allah'ın Kitabı ile aramızdaki bağın nasıl koparıldığını anlattı ve Kur'an'dan uzaklaşılmasının sonucu olarak "paralel din anlayışları" oluştuğunu kaydetti. Programın videolarını dikkatlerinize sunuyoruz:
Makaleler
Hava Durumu