
"yoksa" Arama Sonuçları

Oysa biz Müslümanlara bu yarışı sonlandırmamız ve yaradan Rabbe kulluk yarışı emredilmişti. Biz yaradan, tek olan Rabbin rızası için mi yarışıyoruz yoksa şeytanın güzel gösterdikleri için mi? Oysa okuduğumuz kitap bize yarışacağımız bir yol sunmuştu, takvada yarışın diyordu. Biz takvayı mı yanlış anladık acaba!

Müslümanlar açıklıkla insanları Allah’ın dinine çağırır, İslam’dan başka hiçbir düzen, sistem, ideoloji ve yaşama biçiminin yeryüzüne hayır, bereket, kardeşlik, saygı ve sevgi getiremeyeceğini, avazları çıktığı kadar söyleyebilirlerse, o zaman bir şahitlikten bahsedilebilir. Yoksa mevcut siyasi partilerden birine eklemlenip, rejimin ‘güvenlikli’ mekanlarını siper edinerek, sisteme göz kırpan aktivitelerle şahitlik yapmak pek sahici görünmemektedir.

Unutmayın ki Allah’ın Resulü mescitteyken ona ülke temsilcileri geliyor ve "Muhammed kim?" diyorlarç. Onun o mescitte olan her insan gibi sıradan bir yaşam standardı vardı. Bugün sizlere liderlik yapan hocalarınıza iyi bakın Hz. Peygambere mi benziyor yoksa saltanat sahiplerine mi?

Rasulullah'ın, üzerinde durulması, anılması gereken "doğumu", bir bebek olarak dünyaya geldiği tarih midir, yoksa vahye muhatap olarak Peygamberlikle görevlendirildiği tarih midir? Bunu da düşünmemiz gerekir.

Müslümanlar siyaset sahnesinde yoksa, bu bütün İslam ümmetinin -bir ferdi bile kalmamacasına- helak olduğu ya da İslam ümmetinin dünyanın bir yerine zindanlara tıkıldığı, hareket imkanlarının tamamen ellerinden alındığı gibi varsayımlarla izah edilebilir ancak. Bunun dışında Müslümanın siyasete bigane kalmasının izahı yoktur.

O okunarak mı, yoksa yaşanarak, hükmedilerek şifa olacak bir kitap mı? Kur’an’ın alfabesini/harflerini mi yoksa bununla beraber anlam, içerik, maksat ve hikmetini mi öğrenecektik?

Yaşayan ve manen yaşamayan insanı tanıyalım. Hani zombiler diye film yapmışlar, mezardan kalkan ölüler timsalı ne yaptığını bilmeden aylak aylak gezen etrafına zarar veren farkında olamayan serseri mayın gibi nerede patlıyacağı belli olmayan bir tipleme, ceset yürüyor ama ruh yok, yaşayan insan da farklı değil, bu tasfir ancak yaşayan insan için örnek verilebilir. Yoksa mahşerde dirilen insan ne olduğunun farkına varacak ve eyvah diyecek!..

Son dönemlerde ne kadar da arttı, Gülendam Haytaoğlu cinayeti benzeri olaylar... Âlemlerin Rabbi'nin bizler için belirlediği sınırlar (Hududullah) gözetilmediği, ictimai, siyasi, iktisadi olarak Allah'ın sınırlarının değil, insan hevasına dayalı bâtıl ideolojilerin egemenliği söz konusu olduğu için yaşanmakta tüm bu olaylar, acılar.

Hamd; ulûhiyet, ubûdiyet ve mulûkiyet vecheleriyle, ki Rabbimizin tüm isim ve sıfatları bu üç vechede toplanmaktadır, Âlemlerin Rabbi’ni birlemenin ifade ve ilanıdır. Yoksa bugün genelde anlaşıldığı gibi tevhidi bilinç ve yönelimden uzak kuru kuruya bir övgü değildir.

Hâsılı, ibadetlerimizle ilgili ‘niçin’, ‘kim için’ sorularını doğru cevaplandırdıktan sonra ‘nasıl’ sorusu bir anlam kazanacaktır! Yoksa; yok! ‘Norm’ yoksa form da önemli değildir, anlamını yitirir! Norm ile form’u ayırmak hiç de normal bir hal değildir!

"Kandil kültürü" İslam'dan neşvü nema eden bir "çiçeklenme" midir, yoksa İslam tarlasında biten yabani bir ot mudur...

Rasulullah'ın, üzerinde durulması, anılması gereken "doğumu", bir bebek olarak dünyaya geldiği tarih midir, yoksa vahye muhatap olarak Peygamberlikle görevlendirildiği tarih midir? Bunu da düşünmemiz gerekir.

Dünya hayatında iniş ve çıkışlarımız olacak. Önemli olan her durumda, hem inerken hem de çıkarken, Rabbimizle beraber miyiz? Rabbimizi sadece iniş zamanlarında, yani zor zamanlarda mı hatırlıyoruz? Çıkış günlerinde, rahatımızın gıcır, işimizin tıkır olduğu zamanlarda unutuyor muyuz? Yoksa bir mümine yakışır şekilde, her inişte tövbe, her çıkışta hamd mı ediyoruz? Bizim için asıl ve sormamız gereken mesele bu.

Bir Müslümanın cahili bir siyasal yapının başında bulunmasındansa onun zindanlarında bulunması evladır. Çünkü cahiliye ile İslam ve cahiliye taraftarlarıyla Müslümanlar arasında asla telif edilemeyecek olan bir ayrılık, bir ayrışma vardır.

Hâsılı, ibadetlerimizle ilgili ‘niçin’, ‘kim için’ sorularını doğru cevaplandırdıktan sonra ‘nasıl’ sorusu bir anlam kazanacaktır! Yoksa; yok! ‘Norm’ yoksa form da önemli değildir, anlamını yitirir! Norm ile form’u ayırmak hiç de normal bir hal değildir!

Kimisi oyuncağını yarıştırıyor, kimi evini, arabasını, bankadaki parası, koltuklar, eşyalar, ne varsa hayata dair bir yarış içinde. Herkesin bitmeyen bir hedefi var, neden bitmiyor? Çünkü kim bir hedefe ulaşsa hemen önüne yeni bir hedef geliyor, sahip olunan ne varsa sahip olduğumuz anda değerini yitirmeye başlıyor, herkes maddi-manevi ne düzeyde olursa olsun bir üsttekine bakıyor.

İstanbul'da bir hayat nizamı, fert ve toplum hayatında belirleyici olacak bir yön/kıble seçimi yapılmadı. Sadece, neo-liberal kapitalist sosyo-ekonomik işleyişin sağ-muhafazakârlar tarafından mı, yoksa sol-kemalistler tarafından mı yönetileceğine dair bir seçim yapıldı. AKP kazansaydı AVM'leri sağ-muhafazakârlar dikmeye devam edecekti, CHP kazandı ve Beylikdüzü'nde olduğu gibi AVM'leri onlar dikecek, rantına onlar ortak olacak. Gerisi işin esasına dair olmayan ayrıntılardır.

Bâtılın zail ve hakkın hakim olmasının şartları oluşmadan iktidar olmaya çalışmak, hem muktedir olamamayı, hem de aralarının mutlak olarak ayrıştırılması gereken hakla bâtılın birbirine bulandırılması sonucunu doğurur, kaçınılmaz olarak... Netice olarak Mısırlı Müslümanlara, Firavun düzeninin zindanlarında olmaktan ötürü ye'se düşmemelerini, bu bâtıl düzenin makam koltuklarının değil, onlardansa zindanlarının kendilerine yakıştığını ifade etmek istiyoruz.

Sisi, diktatör değil miydi yahu! Ülkemizi yönetenler Rabia işareti yapmıyorlar mıydı! Yoksa dört parmak işaretiyle dört sene sonra sizden acı ithal edeceğiz demek istiyorlardı da biz mi anlamadık! Her şey seçim yatırımı mıydı! Her seçim döneminde bir acıyla korkutmak mı lazımdı! Halkı acıyla terbiye etmek mi gerek! Hani halkın huzuru! Nerede halkların huzuru!

Hz. Yusuf bir peygamberdir. Hiç şüphe yok ki onun risâleti de, gönderilen bütün peygamberlerin risâletlerinin aynısıydı ki, o risâletler Allah’ın dinini diğer bütün din ve düzenlere gâlip kılma ve yüceltme risâletidir. Yoksa biz Yusuf’un (a.s.) hükümette bulunduğu süre içerisinde, bir kâfir yöneticinin emrine ve hizmetine girerek, onun yardımcılığını yaparak, Allah’ın dinine göre değil de, hükümdarın/tâğutun kanunlarına göre hükmettiğini kabul edecek olursak, o takdirde Hz. Yusuf’un Süleyman Demirel’den, Bülent Ecevit ve benzerlerinden ne farkı kalır?
Makaleler
Hava Durumu