
"Egemen" Arama Sonuçları

Bugün yaşadığımız coğrafyadaki yaygın “İslami çalışmalar”a baktığımızda, “merkezi dâvet”in, yani egemenlik mücadelesinin büyük oranda ihmal ve dahası terk edildiğini, İslami çalışmaların “sosyal faaliyet” düzleminde kaldığını görmekteyiz.

Cuma hutbesi: Zulüm Ancak Tevhidin Egemenliğiyle Son Bulur | Hasan Çelenk I Kur'an Nesli İlim Merkezi

Kur'an Nesli Mescidi'nde irad edilen bir hutbeden, Muharrem ayı ve Kerbela mesajı...

Müslümanlar, 'buyur Allah'ım buyur da emrini yerine getirelim' dedikleri halde, rablerine verdikleri sözü tutmuyorlar. Allahuekber nidalarıyla yeri göğü inlettiklerinde samimi değiller miydi ki, halen Allah'tan gayri her türlü tağut yeryüzüne egemen?

Asıl üzerinde durmamız gereken, Türkiye'deki ve İslam dünyasının diğer bölgelerindeki yöneticilerin, Kur'an'a yönelik bu tür saldırılar karşısında halkların tabir yerindeyse gazını almaya yönelik açıklamalarla Kur'an'a sahip çıkma görüntüsü verip meseleyi geçiştirmeleridir. Oysa Kur'an'a sahip çıkmak, onunla hükmetmek, onu hayatın her alanında egemen kılmaktır.

Aslında Yusuf (a.s.)'ın Mısır'ın başına geçmesiyle, Rasulullah (a.s.)'ın Yesrib'in (Medine'nin) başına geçmesi süreçleri ilkesel olarak aynıdır. Barışçıl bir süreçte toplum ve idarecilerin İslam'a tâbi olması ve İslam'ın kesin egemenliğinin kurulması.

Kur'an Nesli Mescidi'nde bu hafta irad edilen hutbeden, Muharrem ayı ve Kerbela mesajı...

Cuma hutbesi: Hak-Bâtıl Mücadelesinin Temeli Olarak Egemenlik Konusu - Şükrü Hüseyinoğlu - Kur'an Nesli İlim Merkezi - 7 Muharrem 1443 / 6 Ağustos 2022

Bizler, egemen cahiliyenin kavram, değer yargısı ve oluşturduğu gündemlerin paydaşı olmak yerine, İslam'ın bize öğrettiği özgün kavram ve değer yargılarıyla hareket etmekle mükellefiz.

Maalesef mevcut laik düzen ve onun tebaası olmayı kabullenmiş halk açısından ezana biçilen konum, ezan minarelerden günde beş defa okunsun, fakat onun şiarları bizim hayatımızı belirlemesin, ülkedeki egemen nizam haline gelmesin şeklindedir.

"Manevi alan"da ilah olarak Allah'a, kıble olarak Kâbe'ye itiraz edilmezken, egemenlik alanlarında farklı ilah ve kıblelerin ihdas edildiğini görmekteyiz.

Medya ise hakikatleri çarpışmada bir numaralıdır. Egemenlerle kanka gibidir. İnsanlar görülen ekrana inanırlar. Arka planda yapılanları pek düşünmezler. Medya iyiyi kötü gösterir, kötüyü iyi gösterir. Masum insanlara iftira ve çamur atmaktan çekinmezler. Yalanları ortaya çıktı mı ya kıvırlar, ya da görmezden gelirler. Algı ile yalanlarına insanlar zamanla alışırlar ve tepki bile göstermezler.

Bugün de, egemenlerin ve kitlelerin Allah’a dair algı ve inanışları ile, Kitab-ı Kerim’de bize isim ve sıfatlarıyla bizatihi kendisi tarafından tanıtılan Allah inancı arasında dağlar kadar fark vardır.

Bu ülkedeki düzen, Rabbimizin ölçü ve hükümlerini benimsemeyen, insan hevasına dayalı bâtıl batı kanunlarını esas alan bir tağut düzeni olduğu gibi, bu düzenin geçmişten bugüne tüm yöneticileri de tağut düzenin hamalı durumunda olan yöneticilerdir ve Allah'ın hükümleriyle hükmetmedikleri için de ülkede yaşanan tüm zulümlerden, fesaddan, fahşadan, münkerattan sorumludurlar. Dolayısıyla açık ve net olarak, Mâide sûresi 44, 45 ve 47. ayetlerin tanımlarına girmiş olmaktadırlar.

“Modern çağda tek bir din vardır o da devlet dini” diyen Hüseyin Alan, “Bu din, klasik çağdaki diğer dinleri bireye has olarak özelleştirdi, inançlara dönüştürdü, hukuken bütün inançları eşitledi, aynı statüye soktu ve böylece kategorize etti, onları inançlar çizgisinde bir yere oturttu, bir hükümranlık alanına sınırladı” dedi.

Cuma Hutbesi: Şükrü Hüseyinoğlu - Kur'an Nesli İlim ve Dâvet Merkezi - 10 Safer 1443 - 17 Eylül 2021

Bu şekilde "Ana din" (hayat nizamı) olarak Kemalizm, onun egemenliğine tabi "tali din" olarak İslam gibi bir anlayış ve işleyişle, Âlemlerin Rabbi'ni de râzı edemeyeceğiniz ortada. Kısacası, Kemalizme, onun anayasasına/egemenliğine tabi mahkum bir din temsiliyetiyle, hiçbir tarafa yaranamayacağınız aşikar.

Rabbimizin tüm isim ve sıfatları, O’nun kozmik, gayb ve şuhûd âlemi ile Hesap Günü’ndeki biricik egemenliğini bize ta’lim etmektedir. Rabbimizi, kendisinin bize tanıttığı isim ve sıfatlarıyla doğru tanıdığımızda ve bu isim ve sıfatların ifade ettiği vasıfları ancak O’na has kılma bilgi ve bilincine ulaştığımızda, tüm alanlarda hâkimiyetin/egemenliğin O’na has olduğunu, mulûkiyyetinde ortağı olmadığını kavramış oluruz.

Ulûhiyyet, Rubûbiyyet ve İsim-Sıfat tevhidi şeklindeki sınıflandırma, bir taraftan konunun daha kolay kavranmasına yönelik ilmi çabaların hâsılası olduğu gibi, aynı zamanda İslam’ın tevhid öğretisinin şümulüne, kapsayıcılığına ve zerreden kürreye tüm egemenlik alanlarındaki belirleyiciliğine de işaret etmektedir.
Makaleler
Hava Durumu