
"Otorite" Arama Sonuçları

Çin’in Uygur Türklerine yönelik gayri insani politikalarında büyük veri, yapay zeka, kimlik tanıma ve elektronik gözetim teknolojilerini yaygın ölçüde kullanması; bilgi teknolojilerinin ve dijital kontrol araçlarının otoriter rejimler tarafından, kitleleri totaliter ideolojik amaçları doğrultusunda baskı altına alma, sindirme, kimliksizleştirme ve asimile etme aracı olarak nasıl kullanılabileceğini gösteren dramatik bir örnektir.

Hasan ve arkadaşları, ağaya karşı ilk başkaldırıyı gerçekleştirmiş, onun zalim otoritesini sarsmış olmanın sevinç ve gururunu yaşıyorlardı. Artık köyde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Dakalu, Hızlı Destek Kuvvetlerinin orduya tam entegre edilmesine karşı çıktığı için yaşanan anlaşmazlık tarafları bir çatışma ortamına sürükledi. Bölgesel ve küresel bazı aktörlerin de bu ayrışmada söz sahibi olduğu şüphesizdir.

Çünkü tüm Peygamberler; mevcut statükoyu red ile işe başladılar, hakimiyet ve otoritenin, tümüyle Allah’a ait bir hak olduğu gerçeğini daha ilk başta, ısrarla vurguladılar.

“İslam Topraklarında Otoriter Rejimler”de Türkiye, İran, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir, kısmen Afganistan gibi İslam topraklarının geçirdikleri modernleş(tiril)me azapları işleniyor. Makus talihli toprakların hikayesi birbirine o kadar yakın ki, neredeyse birbirinin aynısı.

Bazen vermediğimiz veya almadığımız bir selâmla, bazen saklayamadığımız bir küçümsemeyle, bazen müstehzi bir gülüşle, kimi zaman da sosyal medyada paylaştığımız ve birilerini ne kadar inciteceğini düşünmediğimiz bir espriyle hepimiz kutuplaşmaya katkıda bulunuyoruz.”

İktibas Dergisi 498. sayısı ile okurlarına ulaştı. Bu sayının yorumunda “Devlet neden otoriterleşme gereği duyar?” başlığı yer alırken, kavram bölümünde ise “İlimde rüsûh” üzerine bir inceleme bulunuyor.

İktibas lokalinde konuşan Arslan: “İnsan arzuları hakikati temsil ediyor, gerçekliği temsil ediyor bugün insan için. Dolayısıyla da insanın arzuları artık bugün hakikatin kaynağı durumunda, insanın gündelik hayatını düzenleyen otorite halindedir.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Çinli otoritelerin, Sincan Uygur Özerk bölgesinde Uygurlar ve diğer Müslüman azınlıklara yönelik yasa dışı gözetleme ve keyfi tutuklama faaliyetleri için mobil bir uygulama kullandığını öne sürdü.

Hayatının tamamına veya bir kısmına Kur’an yerine başka kuralların, hükümlerin, otoritelerin ya da heva ve arzuların yön verdiği kimseler, zamanla o yaşadıklarının doğruluğuna inanmaya başlarlar. Hatta o yaşadıklarını meşrulaştırmak, doğruluğunu ispat etmek için Hakkı tahrif edip, kendi batıl hâllerini ve tercihlerini Hakk’a tasdik ettirmeyi bile zorlamaya başlarlar.

Ahmed el-Kâtib, Şia’nın temel inançlarından olan “İmamet”, “On İki İmam”, “Velayeti Fakih”, “Takiyye”, “Beklenen İmam” gibi fikirleri reddetmekle, aslında Şii düşüncesinin bütün otoritelerini karşısına almış, bütün bir Şii tarihi ile çatışmaya girmiş, siyasi-toplumsal ve ideolojik temellere dayalı bu köklü geleneği sarsmış oluyordu.

M. Şükrü Hanioğlu, son dönemde muhafazakâr demokrat kadroların da yeni bir çeşidini üretmek üzere seyru suluk ettiği Kemalizm ve çeşitlerini değerlendirdi. Kemalizmin her çeşidiyle totaliter ve otoriter bir ideoloji olduğunu ve buna eklenecek yenilerinin de bu durumu değiştirmeyeceğini söylüyor. Makaleyi paylaşıyoruz:

Zayıf yaratılmış olan insanoğlu zorda kalınca birine sığınma ihtiyacı hisseder. Böyle durumlarda Allah dışındaki varlıklara sığınmak, büyük bir onursuzluktur. Hem dünyada hem de ahrette rezil olmaya yol açar. Görece bir başarısızlık durumunda bile mü’minler, tağûtî otoritelerin görece güçlerine değil, bâkî olan Allah’a sığınmalıdırlar. Çünkü tağûta sığınmak, karanlığa teslim olmaktır. Müslümanlar ise her rek’at namazda okudukları “Yalnız Senden yardım dileriz” (Fatiha: 4) ibaresiyle sadece Allah’tan yardım dilerler.

KALEM-DER Cuma vaazı: Dini otoriteyi tesis için siyasi güce ihtiyaç vardır. 27 Mayıs 2016 Asım ŞENSALTIK

Bir siyasi otorite veya yöneticinin “Ulu’l Emr” vasfı taşıyabilmesi için şu iki temel vasfa sahip olması gerekir: Kişi ise Müslüman olması (iman ve amel bütünlüğünde Allah'a teslimiyet üzere bulunması), tüzel kişilik ise İslami olması (Allah’a itaat üzere bulunması) ve bu özel veya tüzel kişiliğin Allah’ın hükmüyle hükmetmesi. Bu iki sacayağından birinin eksik olması durumunda, Müslümanların itaat etmesi gereken bir “Ulu’l emr”den söz etmek imkansız hale gelir. Bu bağlamda, kendisini İslam’a nisbet etmekle, “kişisel referansım İslam’dır” demekle birlikte, Allah’ın indirdikleriyle değil, bâtıl sistemlerin bâtıl yasalarıyla hükmeden yöneticilerin, kendilerine itaat edilmesi gereken “Ulu’l emr” vasfı taşımadığı, taşıyamayacağı açıktır. Çünkü itaatin temel şartı olan Allah’a ve Rasulüne itaat burada söz konusu değildir. İbadeti ve siyasetiyle bir bütün olan ed-Din’in bu bütünlüğünü parçalayıp, onu “kişisel referansa” indirgeyen bir zihniyet, itaat mercii değil, ancak davetin muhatapları konumundadır, böyle görülmelidir.

Bir Arap atasözü şöyledir: “İzâ kânel-vadi hâliyen yekûnüs-sa'lebu vâliyen”/”Vadi boş kaldığında tilki valiliğini ilan eder” El-hak doğrudur… Böylesi bir otorite boşluğunun olduğu yıllarda, ümmet fakirlikten toprağa düşmüşken bir takım ecnebilerin ön ayak olmasıyla Veliyyüddin Efendi'nin vakıf arazisi üzerinde at yarışları oynanmaya başlanır.

Kunaybi: Fakat bu ne İslami ne de İslamîye benzer bir durumdur. Aksine bu; otoritenin tamamını Allah’a ait kılmaktan sapmanın şekillerinden bir şekil olarak tamamen laik bir durumdur. Erdoğan, askeri yönetimden daha az baskı içeren şer’î olmayan bu durumu sağlamlaştırıyor, onu benimsiyor, yayıyor ve ideal ve nihai bir hedef gibi halkları ona teşvik ediyor.

İslam’ın araçsallaştırıldığı, “İslami rant” üzerinden pasta ve paylaşım kavgalarının yaşandığı, güç, iktidar, mevki, makam uğruna her türden İslami ve insani ilke ve değerlerin bizzat Müslümanların bir kısmı tarafından alaşağı edildiği, “Allah rızası” adı altında büyük emek, zaman ve zihin sömürülerinin yapıldığı, devletin bütünlüğü ya da toplumsal birlik tehlikeye düşecek travması adı altında kişi kültüne yol açan otoriterleşmenin savunulduğu ve devletin kutsallaştırıldığı bir siyasi iklim yaratan “beyaz Müslümanlık”, ikiyüzlü özel alan kamusal alan ayırımı yaratan Protestan etik çerçevesinde her geçen gün Müslümanların ahlaksızlaşmasına “hizmet” etmektedir ve duvara toslaması “an” meselesidir.

Bir siyasi otorite veya yöneticinin “Ulu’l Emr” vasfı taşıyabilmesi için bu iki temel vasfa sahip olması gerekir. Kişi ise Müslüman, tüzel kişilik ise İslami olması (Allah’a itaat üzere bulunması) ve Allah’ın hükmüyle hükmetmesi. Bu iki sacayağından birinin eksik olması durumunda, Müslümanların itaat etmesi gereken bir “Ulu’l emr”den söz etmek imkansız hale gelir.
Makaleler
Hava Durumu