
"Rabbimize" Arama Sonuçları

Erdemlilik, bizi yaratan ve yaşatan Rabbimize nankör olmayı değil, O’na şükreden kullar olmayı gerektirir. Rabbine vefası olmayanın başka hiç kimseye gerçek anlamda vefasından söz edilemez. Ki vefalı olmak, erdemli olmanın çok mühim bir cüzüdür.

Kur'an'ın temel bazı konularına ters olan, sadece Rabbimize tahsis edilmesi gereken hususlarda, başkalarını araya koymak, başkalarıyla sürekli irtibat (rabıta) haline bulunmak, başkalarından manevi anlamda kurtuluş ve yardım isteneceği düşünce ve inancı "Tevhide" aykırı ve imanı bozacak fiil ve söylemlerdir...

Kur'an Nesli İlim Merkezi'nde Haftanın Sohbetinde Şürkü Hüseyinoğlu iki âyet çerçevesinde "Gündem Değerlendirmesi" yaptı. Hutbede ise Rıdvan Dinçer, "Rabbimize Kulluğun Güncel Gerekleri" başlıklı bir hutbe irad etti.

Mesele şayet İslam ise, rahmet duası ise, bu durumda ölçüyü ancak bu dinin sahibi Yüce Allah belirler. Nitekim bu din, baştan sona bir ölçü dinidir. Temenni ve varsayım dini değildir. Bu durumda Yüce Rabbimize, kimlere rahmet okunup kimlere okunamayacağını soralım ve cevabı Kitab-ı Kerim'den hep birlikte okuyalım...

Kur'an Nesli Tv youtube kanalında Ümmet coğrafyası için dua programı gerçekleştirildi. Osman Yıldız'ın takdimi ve Yalçın İçyer'in içten dualarıyla sahur vakti Rabbimize yakarış anlamında güzel bir atmosfer yaşandı.

Ümmet coğrafyasının emperyalistlerin, siyonistlerin ve yerel işbirlikçilerinin işgalinden kurtuluşu ve mazlum Müslümanların özgürlüğü için, 23 Nisan Cumartesiyi 24 Nisa Pazara bağlayan gece 03.30'da, sahur vakti Rabbimize hep birlikte niyaz ediyoruz. "Kur'an'daki Dualar ve Hayatımızdaki Yeri" kitabının yazarı Yalçın İçyer hocanın Almanya'dan canlı yayınla katılacağı dua programına ilginizi bekliyoruz.

Küfre, şirke ve ifsada karşı tevhid ve ıslah mücadelemizde, bizzat Müslümanların nefsanîyet konusunda, ilkesel eksende, birbirine ve çevreye güven veren eminlik ve Kur’an ahlakını temsil bağlamında içine düştükleri zaaflardan kaynaklanan engeller olmasaydı, Allah’ın rahmeti üzerimize yağar ve bugün çok daha iyi bir konumda olurduk.

Tüm bu kesimler, ölüm gelmeden önce hallerini, sorduğumuz sorular çerçevesinde sorgulayarak kendilerini hesaba çekmeli ve ıslah ederek Kur’an merkezli ve sünnet eksenli sahih İslam’a ulaşmalı ve tevhidi bir iman üzere hayatlarını salih amellerle ibadet kılarak Allah’ı razı etmek suretiyle, Müslim olarak yaşayıp Müslim olarak ölmeye çalışmalıdırlar.

Bun günleri, Rabbimize sadakat, istikametimizi pekiştirmek, imkânlarımızı fırsata dönüştürmek için bir eğitim/kamp/itikaf zamanı/zemini mahiyetinde bizlere verilmiş ilâhî bir lütuf/bağış/fırsat olarak değerlendiremez miyiz?

Rabbimize adanmışlığımızın bir nişanesi olması duası ile Kurban Bayramımızın mübârek olmasını diliyoruz.

Bütün bir güç, kuvvet ve kudretin sahibi, sayısız âlemlerin, sürüp gitmekte olan sonsuz olayların, hakikatine varamadığımız nice bilginin, nice hikmetin yaratıcısı olan Rabbimize hamd etmek, akıl ve irade sahibi olmanın, insan olmanın bir gereğidir.

Her şeyi erteleriz bu hayatta. En basit işlerimizden, en ağır sorumluluklarımıza kadar yapacağımız her işi, atacağımız her adımı o veya bu bahanelerle hep bekletiriz. Daha iyi bir kul olmak için Rabbimize uygun zamanı bir türlü yakalayamayız. O’nun dinine hizmet etmek isteriz ama hizmet için yeterli imkânları bir türlü bulamayız. Maddi destek vermek isteriz inandığımız davaya ama kendi önceliklerimizden sıra gelip de cebimize elimizi bir türlü atamayız. Daha çok çalışmak, daha çok işte ehil olmak isteriz ama çalışmak için gerekli motiveyi engelleyen nefsi kovalayamayız.

Peki, bizim bu hayatta Rabbimize verdiğimiz sözler yok mu? “Üniversiteyi bir kazanayım görürler nasıl başarılı olacağımı, şu okul bir bitsin o zaman gör sen beni, bir evleneyim görürsün, hele bir çocuğum olsun bak onu nasıl yetiştireceğim, para kazanmaya bir başlayayım bak nasıl infak edeceğim, şu hastalığım bir geçsin nasıl çalışacağım...” tarzında, kimini kalpten geçirerek kimini ise dilimizle de ikrar ederek sözler vermedik mi bizler de aslında?

Yüce Rabbimize sonsuzlarca kere hamd-ü senalar olsun ki bir Umre daha yapabilmemizi nasip eyledi. 28 Nisan – 13 Mayıs 2017 tarihleri arasında 15 günlük bir Umre ziyaretimiz oldu Rabbimizin lütf-u inayetiyle.

Geçtiğimiz Cumartesi günü Venhar Kur'an Evi'nde çok ilginç bir konu başlığı ele alındı..."BORÇ"... Oturumun konuşmacısı ise Metin Mavuşgil kardeşimiz idi. Müslümanların yaşadıkları dünyada artık kullanımı neredeyse terk edilmeye başlanan "karzı hasen" yerine, kapitalist dünyada yaygınlaşan zengin-fakir uçurumunu ele alan Mavuşgil kardeşimizin sunumunu sizlere sunuyoruz...

Ulusalcı-Ergenekoncu despotlara karşı oluşumuz, bizi bugüne kadar "ılımlı İslam - ılımlı laiklik" sentezcisi parti ve çevrelere taraftar olmaya sevk etmedi ve bugünden sonra da bu tür bir akidevi sapmadan Rabbimize sığındığımızı ifade ve ilan ediyoruz.

Mehmet Gündüz: Hicret bir kaçış değildir. Görevi bırakıp rahata kavuşmak değildir. Ümmete ve devlete giden yolun taşlarını döşeme çabasının bir parçasıdır. Nitekim Hz. Peygamber “biraz sizden, biraz bizden” diye taviz verip uzlaşarak Mekke’de kalabilirdi. Ancak bunu asla yapmadığını biliyoruz. Oysa bugün Müslümanlar Mekke şirk sistemiyle temelde aynı niteliklere sahip şirk sistemleriyle barışık yaşamaktadırlar. Bize düşen Rabbimize, onun hidayet yoluna hicret etmektir. Elimizde bizi yolda bırakmayacak yoldaki işaretler, yol haritası bulunmaktadır.

Kur'an Nesli Kültür Merkezi'nde Umre izlenimlerini anlatan Hikmet Ertürk, "Okçular Tepesi'ne çıktığımızda Rabbimize, yoluna sadakat göstereceğimize, tevhid mücadelesindeki nöbet yerlerimizi terk etmeyeceğimize dair söz verdik." diye konuştu.
Makaleler
Hava Durumu