
"dirili" Arama Sonuçları

Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya gibi ülkeler bütün güçleriyle bir avuç Hamas mücahidi üzerine abanmış bulunsalar da gerçekte İslam ile savaşmaktadırlar. Filistin’i çevrelemiş Arap rejimleri de batının hizmetkarlarıdır. Yaşadığımız, tam anlamıyla 2023 model bir haçlı seferidir.

Siyonist işgal rejiminin, Mescid-i Aksa'yı fiilen bölmek ve bir kısmını Yahudilere tahsis etmek için girişimlere başladığı bildiriliyor. Filistinli gazeteci Muhammed Ebu Takiyya, “İşgalci İsrail gerçek ve fiili planlamaya girmiş diyebiliriz. Mescid-i Aksa'yı mekansal olarak taksim etmek adına bu planlama artık meclise sunuldu ve onun üzerinden çalışmalar başlatıldı" diyor.

Ademoğlunun tarihi boyunca “vahy”; Allah tarafından hak ile batılı ayırması için Rasuller aracılığı ile inananlara şifa ve rahmet olsun diye yeryüzüne indirilirken, muhakkak ki bu durum müşrik, münafık ve kafirlerin tadını kaçırıyor, düzenlerini bozuyor ve planlarını altüst ediyordu. Bu durum Nuh (as)’da da böyleydi, Salih (as)’da da, Şuayb (as), Musa (as), İsa (as)’da da böyleydi.

Kur'an Nesli İlim Merkezi'nde bu hafta Şükrü Hüseyinoğlu "Kıyametin Provası ve Hazırlamamız Gereken "Deprem Çantası" başlıklı bir Cuma sohbeti gerçekleştirdi. Kur'an Nesli Minberinde ise Rıdvan Dinçer, "Hesap Bilinci Ve Yeniden Dirilişe Yolculuk" başlıklı bir hutbe irad etti.

Siyonistlerin bazıları da “aşırı siyonist” olarak nitelendiriliyor. Bu biraz normal olmakla birlikte, bundan siyonistin mutedilinin de olabileceği sonucu çıkarmak doğru olmaz. Çünkü siyonizmin bir tür ırkçılık olduğu tescillenmiştir. Irkçılık ise insanlık açısından bir ayıp ve ideolojik yönden de bir aşırılıktır.

42 yıldır yayınını sözünü değiştirmeden sürdürmekte olan İktibas Dergisi’nin 527. sayısı “Alevilik Devlet Eliyle Ehlileştirilmek mi İsteniyor?” manşeti ile çıktı. Derginin ‘Yorum’unda, geçtiğimiz ay yapılan cemevi açılışları ve Kültür Bakanlığı bünyesinde aleviler için bir daire başkanlığı oluşturulması konu edilirken, ‘başörtüsü’ konusunun da bir anda gündeme sokulması değerlendiriliyor.

İktibas’ın 526. sayısı “İran Yolun Neresinde?” manşetini taşıyan bir kapak resmi ile çıktı. Mahsa Amini’nin ölümü ile başlayan ve başörtüsüne tepki olarak yayılan olaylar sistemsel bütünlük içinde derginin yorum sayfalarında değerlendiriliyor.

İktibas’ın yeni sayısı, “Büyük Şeytan ABD İslam Beldelerinde Yeni Oyun Kuruyor” manşeti ile çıktı. Dergide, ABD Başkanının son ‘Ortadoğu’ gezisinde, bölge devletlerinin yetkilileri ile görüşmelerinin stratejik arka planı değerlendiriliyor.

İslam’ın anlaşılıp yaşanmasında Usulün/Yöntemin önemi konusundaki makale ve kitap çalışmalarıyla tanıdığımız yazar Ahmed Kılıçkaya, Kur’an’ın düşüncenin kaynağı olmak yerine konusu haline getirilmesi sorununa değinerek “Yöntemsizlik ya da Kur'an’ın anlama yöntemine riayetsizlik, Kur'an’ı düşüncenin konusu yapar. Halbuki Kur'an, çeşitli bakış açılarına göre ele alınıp değerlendirilen, anlamlandırılan, yorumlanan bir kitap değildir. Bilâkis her şey, Kur'an’a göre ele alınıp değerlendirilir, tanımlanır, yorumlanır” vurgusu yaptı.

Şeytanın insanı etkilemesi için en etkili silahı, vesvesesi, sesi ve dilidir. O, insanın sinesine konuşur, sine de onun konuşmasını anlar, insan eğer arzu, ihtiras ve hevasına uyarsa şeytanın bu iğvâsından etkilenir ve onunla yönlendirilir. Bu sebeple Rabbimiz, şeytanın vesvesesini hissettiğimizde ne yapmamız gerektiğini âyetlerinde bize bildirmektedir:

Asker öncülüğündeki oligarşik Kemalist vesayetin darbe süreçleri ve baskıya, zora dayalı sekülerleştirme dönemleri, tevhidî uyanışın son derece diri ve zinde, İslami duyarlıkların yüksek ve laik Kemalist sisteme karşı direnişin güçlü olduğu dönemlerdi.Bu baskıcı sekülerleştirme sürecinden sonraki 16 yılda ise, kimi yasaklarda geri adım atılarak görece özgür bir ortam oluşturulmak suretiyle gönüllü sekülerleşme süreci başlatıldı. Bu süreç devam etmekte olup tevhidi uyanış süreci bu dönemde büyük yara almış, çok ciddi bir kan kaybı yaşamış bulunmaktadır. Kur’an halkaları, daha baskıcı dönemlerdeki yaygınlığını, diriliğini ve ruhunu kaybetmiş, birçokları dağılıp yok olmuştur. Hâlâ devam edenler ise ruhsuz rutinler haline dönüşmüştür. Tevhidî davet çalışmaları çok azalmış, bu çabayı göstermeye devam edenlere ise, “siz hâlâ orada mısınız?” küçümsemesi ile bakılır olmuştur.

İktibas'ın Eylül sayısında, Batı dünyasının yaşadığı açmazlara karşılık Müslüman dünyanın sahip olduğu potansiyel değerlendirilirken, gidişatın neler getirebileceği üzerine de dikkat çeken tespitler yapılıyor.

İlk bölümde kısa ve özet şeklinde geçtiğimiz seçim süreci ve sürecte yaşananlara bakış açımzı, bu bölümde biraz daha esas çevçeve içerisinde değerlendirmek isterim. Nedir bu esas çerçeve ? Meselenin temeline oturtumaya çalışılan ve Müslüman toplumlara yavaş yavaş sevdirilen demokrasi-özgürlük ikilemi toplum tarafından ne sorguya tutuldu vede bunun İslam hukuku açısından durumu değerlendirildi. Bu batıl yaşam biçimleri ve modelleri İslam toplumlarına sevidirilirken elbette yerel güçlerdende destek alındı, zaten toplumsal yaşam biçimleri o toplumun değer verdiği kişiler eliyle gerçekleşirse toplumun ona itibar etmesi daha kolay ve hızlı olur.

İktibas Dergisi'nde bu ay hangi konular ele alındı? Yeni yayın döneminin bu ilk sayısında kapak konusu, İslam dünyası için önemi tartışılmaz değerlerinden biri olan Kudüs oldu. “Kudüs Meselesi ve Müslümanlar” başlıklı yorumda gelişen olaylar değerlendiriliyor ve geleceğe dönük bir perspektif sunulmaya gayret ediliyor.

Disiplin, çocuk eğitiminin bir parçasıdır. Bu nedenle çocuğun gelişiminde önemli rol oynar. Disiplin, aile içindeki denge ve düzenin oluşturulmasında büyük önem taşır. Ancak disiplin çoğunlukla "cezalandırma" ile eş anlamda değerlendirilir.

Söz haktır, bâtıla cephedir. Söz muştudur, müjdedir, kurtuluştur. Söz yöneliştir, direniştir, diriliştir...

Kutub’a göre Kur’an’ın indiriliş amacı, sağlıklı müslüman şahsiyetli ve cahiliye mücadele eden bir toplum olduğuna göre tefsirin amacı da bu olmalı ve tefsir, bu amaca ulaşmaktan oyalayıcı olan hususlardan uzak olmalıdır.

Ahmed Kalkan'ın kaleme aldığı, ezgi sanatcısı Mehmet Gökçe'nin seslendirdiği eser...

Hicri 10 Muharrem 61 tarihinde vukuu bulan Kerbela olayı üzerinden 1377 yıl geçmiş olmasına rağmen unutulmamış, ümmetin vicdanında derin yaralar bırakmış, Kur’an’i basiretle değerlendirilip ibret alınacak dersler çıkartılması gereken nadir olaylardandır.

Günümüzde imanın ve İslam’ın iktidarı için çalışan Müslümanların birey ve cemaat olarak, yıkmaya çalıştıkları cahiliyeyi aynı zamanda yaşama istekleri en büyük felaketleri olacaktır. Özellikle cahiliyenin vitrini olan kadın – erkek ilişkileri, ekonomisi, siyaseti, sporu, eğlence sektörü (tv, internet, sinema vs.) bürokrasisi mücadele alanlarımız olmakla birlikte, aynı zamanda kendimizi uzak tutamadığımız, arındıramadığımız konulardır. İkame etmeye çalıştığımız İslam için devrilmesi gereken bu cahili yapılanmalarda faydalanmayı sürdürdüğümüz müddetçe imanın iktidarı gecikecek, samimiyetimiz zarar görecektir.
Makaleler
Hava Durumu