
"diyen" Arama Sonuçları

İslam devletsiz olmaz. Müslümanlar da başsız/lidersiz olmaz. Eğer olursa tıpkı Filistin gibi, Irak gibi, Suriye gibi, Lübnan gibi olur. Hatta sözüm ona tüm İslam ülkelerini buna dahil edebiliriz. Çünkü hiç birisi ne İslam’ın ne de Müslümanların temsilciliğini yapamadığı gibi menfaatini, özgürlüğünü ve maişetini de düşünmüyor. Eğer bugün İslam devlet olsaydı Müslüman’ım diyen bizler de bu devlete sahip çıkabilseydik bu böyle olmayacaktı.

15 Temmuz gecesi tüm yaşananlar çok tartışıldı, çok konuşuldu. Ayarlı darbe diyen de oldu her şey bir mizansen idi diyen de. Ancak diğer yandan bu tarihi gece ile başlayan süreçte, 28 Şubat döneminde Müslümanların sistem ile açılan mesafesi hızla kapatılmaya çalışıldı.

Batılı devletlerin İsrail adında bir büyüleri vardı, o büyü şimdi bozuldu, tarumar oldu. Büyüyü sadece Hamas’ın şanlı mücahidleri bozmadı; Gazze’nin her yaştan, “İsrail’den korkmuyoruz” diyen ve “cennetin çocukları” denmesini hak eden çocukları da babalarıyla, amcalarıyla ortak iş yaptılar.

Bir de, demokrasi kötüdür, laiklik şöyle şöyle din dışıdır vb. demek aslında bir şey demek değildir. Esas belirleyici olan, “demokrasi kötüdür”den sonra kuracağımız cümledir. Devamında “İslam iyidir” cümlesini kurarsak, yerde ve gökte, âfakta ve enfüste, ezelde ve ebette en büyük doğruyu söylemiş olacağız. Platon’dan bu yana pek çok demokrat da demokrasiyi eleştirmektedir. Demokrasi için “yetmez ama evet” diyenler azımsanmayacak kadardır ama bu insanlar seçimlerini Allah ve Rasûlden/Rasûllerden yana yapmadıkları müddetçe, bir şey demiş sayılmazlar.

Önemli olan, müslümanım diyenlerin gerçek İslâm üzerinde bulunmasıdır. Yaptığı mücadelenin, çektiği sıkıntıların Allah rızası getirici olabilmesi ancak buna bağlıdır. En hayati görülen anda bile Allah Rızasını kazandırıcı tavır (amel) müslümanı bağlayıcıdır.

Mehmet Pamak: 28 Şubat’ın zulüm bildirisini hazırladığını övünerek itiraf edip “bugün bu bildirinin gereklerini Erdoğan sürdürüyor, geminin kaptanı Erdoğan ama rotayı biz belirliyoruz” diyen Doğu Perinçek ile ilk darbe sürecinin iktidar ortağı MHP ve Bahçelinin son beş yıldır yeniden iktidar ortağı oldukları ve farklı uygulamalarla yeni bir 28 Şubat sürecinin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.

İngiltere'deki Sussex Üniversitesi'nin felsefe profesörü Kathleen Stock, "biyolojik cinsiyet sabittir, değiştirilemez" dediği için LGBTQ+ destekçileri tarafından hedef alındı. Baskılara dayanamayan Stock, üniversiteden istifa etti.

“Modern çağda tek bir din vardır o da devlet dini” diyen Hüseyin Alan, “Bu din, klasik çağdaki diğer dinleri bireye has olarak özelleştirdi, inançlara dönüştürdü, hukuken bütün inançları eşitledi, aynı statüye soktu ve böylece kategorize etti, onları inançlar çizgisinde bir yere oturttu, bir hükümranlık alanına sınırladı” dedi.

Habertürk’ten Nagehan Alçı’yı kabul eden Taliban komutanı Kari Selahaddin el-Eyyubi, kendilerinin de Türk olduğunu belirtti, Biz “öncelikle Türk olduğumuz için, Ne Mutlu Türküm diyene diyorum” dedi.

“Devlet dinsiz olamaz, olmamalı!” diyenler, Allah’ın rızasına tâlip olup Rasûlullah’ın devleti gibi devlet isteyenlerdir. “Devletin dini olmaz!” diyenler kimin yanında yer aldıklarını iyi düşünmeliler.

Suudi Arabistan’da eğlence sektörü bizzat devlet eliyle organize ediliyor ve bu işin başında da Turkî Âl-i Şeyh adında biri bulunuyor. Resmî olarak “Eğlence Heyeti” (Hey’etu’t-Terfîh) isimli bir kurumun başkanlığını yapan Âl-i Şeyh, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın (MbS) en yakın adamlarından ve “bakan düzeyinde baş danışman” statüsünde. “Terfîh” kelimesi genel anlamda eğlence sektörünün bütün kollarını kapsayan nötr bir anlama sahipken, Âl-i Şeyh’in yönetiminde ülkenin gelenekleriyle savaşan ve Suudi gençleri kestirme yollardan “modernleştiren” bir içeriğe bürünmüş. “Terfîhe karşı değiliz, ama İslâm ahlâkını da korumalıyız” diyen çok sayıda Suudi âlim ve kanaat önderi, şu anda hapiste. Onlardan biri de, Kâbe’nin sevilen imamlarından Şeyh Sâlih Âl-i Tâlib.

Taha Abdulbaki Sürur’un Kur’an devleti adlı kitabı, Kur’an devlet önermez diyenlere bir cevap niteliği taşımaktadır. Yapılması gereken Müslümanların ciddi bir öze dönüş hareketi gerçekleştirmesi ve yakinen buna inanmasıdır.

503’üncü sayısı ile okurlarına yeniden merhaba diyen İktibas Dergisi, bu yılın 11. sayısında Doğu Akdeniz meselesini konu alıyor.

Biz, “müslümanım” diyenlere, terbiyecimiz olduğunu kabul ettiğimiz Allah’ın elçileriyle gönderdiği vahyi, yine elçilerinin takip ettiği metot ile uygulamaları halinde Allah’ı razı edebileceklerini tavsiye ederiz. Hak, budur. Ve bizler ancak hakkı-sabrı tavsiye edenleriz…

HaberTürk gazetesi yazarı Fatih Altaylı, "İnanç vergisi getirilsin, 'Ben inançlı değilim' diyenler ya da camileri kullanmayanlar bu vergiyi ödemesin" önerisinde bulunmasının ardından Onk Dr Mehmet Arsan bir video yayınladı

Batı medyası, gücün medyası olduğunu gösterdi: Habercilik, her şeyden önce ahlâk meselesidir. Ama Batı medyası, küresel güç odaklarının ve çıkar şebekelerinin sözcüsü ve gözcüsü olduğunu ispatladı bir kez daha! Teröriste “terörist” diyemedi bile! Charlie Hebdo saldırısını yapanlara “Müslüman teröristler” diyen Batı medyası, Yeni Zelanda’da ibadet eden insanların üzerine makinalı silahlarla saldırarak kitlesel katliam yapan canilere “gunman” (silahlı kişi!) dedi -örneğin New York Times!

Tarih boyunca statüko dinleri çerçevesinde süregelen yaygın biçimde “Allah ile aldatma” ve Hak ile bâtıl karışımı “statüko dinlerini” Hak din sanan aldanma sonucunda bugün gelinen noktada “müslümanım” diyenlerin çok büyük bir ekseriyetinin Kur’an’ın akıdevi ve ameli ölçülerini belirlediği “Müslümanlık”tan çok uzakta olduğu açıktır.

480, bir sonra 481. ‘Bu da nedir?’ derseniz; acele etmeyin, durun, düşünün, tahmin edin! Cifr, ebced değil, bu kesin. Bir şifre, sübliminal mesaj da değil! Şu an tahminlerinizi almak, duymak isterdim gerçekten. ‘Ne alaka’ diyenlerinizi, ‘amaç ne’ diyenleri de…
Makaleler
Hava Durumu