
"kesimler" Arama Sonuçları

Bugün için “ümmet” sözcüğü, seküler kesimlerce, kullanımı Müslümanlara terk edilmiş, onlar lehine kendilerinin kullanım hakkından feragat ettikleri bir şekle bürünmüştür. Zira seküler dünya, ümmet yerine “ulus”u doğurmuştur! En az ümmet kadar dini /Kur’ani bir kavram olan “millet”i kullanmakta hiçbir beis görmezken, bu dünya, ümmeti kullanmaktan özenle kaçınmaktadır. Bunda da, ümmet kavramının halifelik yönetimiyle olan yakın alakasından kaynaklanan tabir caizse bir kuyruk “kuyruk acısı” söz konusudur.

Gazze'deki hükümet, siyonazi çetesinin Gazze Şeridi'nin orta ve kuzey kesimlerine insani yardım girişini engellemesi sonucu 800 bin kişinin açlık ve susuzluk nedeniyle hayatının tehlikede olduğunu duyurdu.

Hizb-ut Tahrir'in son yıllarda Türkiye’nin en temel sorunu hâline gelen toplumsal çöküşe yönelik farkındalık oluşturmak ve köklü çözümlerini sunmak için “Tehlikenin Farkında Mısınız?” sloganıyla başlattığı kampanya, İslam düşmanları tarafından hedef alındı.

İşte bu laik sistem ve kesimler, Müslümanlara belli alanlarda, birtakım haklar vererek! sistemin genel gidişatına, özüne, putlarına, batıl hükümlerine "dokunmadan" yaşayabilecekleri, bireysel birtakım ibadetlerini yapabilecekleri, özgürlük alanları belirlemişler ve bunun dışına asla çıkılmaması gerektiği savını ileri sürmüşlerdir...

Bu sürece girildikten sonra, Seyyid Kutub’un altını çizdiği cahiliyeyle uzlaşmazlık ve akidevi ayrışma “engelinin” aşılıp, entegrasyonun tevhidi bilinçlenme sürecinde yer almış kesimler nezdinde meşrulaştırılması için iki tutumun öne çıktığını görmekteyiz.

Son yirmi yıllık süreçte Türkiye’deki “İslami kesimler”in önemli bir kısmında, mevcut laik-kemalist câhiliye düzeninin akidevi açıdan konumlandırılması, fert ve topluluklar bazında Müslümanların düzen ve aktörleri karşısındaki konumlanmaları, takınılması gereken tutum konusunda yaşanan savrulmalara, Bedir’de yaşananlar çerçevesinde bakıp, bu zaviyeden bir muhasebeye tâbi tutmakta fayda vardır.

Osman Yıldız'ın hazırlayıp yönettiği "Gündemin Nabzı" programında konu haftaki konu "Savrulmaların Gençlikteki Yansımaları" idi. Avukat ve sosyolog İlhami Sayan'ın konuk olduğu programın video kaydınız dikkatlerinize sunuyoruz:

TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk dilimin gelirden aldığı pay son 7 yılda yaklaşık 2 puan artarak yüzde 28.9’dan yüzde 30.8’e çıktı. Orta gelire sahipler başta olmak üzere hemen hemen tüm gelir grupları kan kaybetti. Bu kesimlerin gelirini zenginler kaptı. İstanbullu zenginlerin gelirden aldığı pay tam 7.1 puan artarak yüzde 28.3’ten yüzde 35’e çıktı. İstanbullu orta sınıf resmen eridi.

Tüm toplum kesimlerinin umrunda olmalıydı ve olmalı oysa Bahadır'ın yaşadıkları. Babası, 15 Temmuz sonrası öğretmenlikten atılmış, 4 yıldır da cezaevinde imiş. Bu durum, yavrucağızın psikolojisini bozmuş ve vahim olay bunun neticesinde gerçekleşmiş.

BBC, siyasetin malzeme konusu haline gelen ve özellikle de ırkçı kişi-kesimlerin kışkırtmasıyla kamuoyunun belirli kesimlerinde hedef haline getirtilmeye çalışılan Suriyeli muhacirler gerçeğiyle ilgili olarak dikkate değer bir dosya derledi.

Halk Tv programcısı Ayşenur Arslan, canlı yayında laik kesimlere günlük vird çağrısı yaptı. Arslan "Laiklik sözcüğünü günde 100 kere söylememiz lazım. Çünkü unutuluyor. Laiklik, laiklik, laiklik, laiklik! Beyefendilerin arzu ettiği bu" ifadelerini kullandı.

Bu sorumluluğu layıkıyla yerine getirmekte örneklik ve öncülük edecek “vasat ümmet” birlikteliğinin oluşup sürdürülebilmesi ve yozlaşmalara kapının kapatılabilmesi için en önemli görevimiz, diğer kesimlere yapmakla yükümlü kılındığımız “emr-i bi’l maruf ve nehy-i ani’l münker” vazifemizi öncelikle birbirimize karşı kendi içimizde gerçekleştirmemizdir.

Tüm bu kesimler, ölüm gelmeden önce hallerini, sorduğumuz sorular çerçevesinde sorgulayarak kendilerini hesaba çekmeli ve ıslah ederek Kur’an merkezli ve sünnet eksenli sahih İslam’a ulaşmalı ve tevhidi bir iman üzere hayatlarını salih amellerle ibadet kılarak Allah’ı razı etmek suretiyle, Müslim olarak yaşayıp Müslim olarak ölmeye çalışmalıdırlar.

İşte bugün maalesef, kendilerini İslam’a nisbet eden toplumlar arasında yaygın dinî kültür “menkıbe kültürü”dür. İnşallah aşağıda bunu son yıllarda bütün toplumun ve hatta İslami kesimlerin dahi algısını belirleyen bir örnek üzerinden müşahhaslaştırmaya çalışacağız.

Ayasofya dün, kılınan ilk Cuma namazıyla yeniden câmi olarak açılmış oldu. Toplumun geniş kesimlerinde büyük bir coşkuya yol açan bu gelişme karşısında, bizlerin yaşanan coşku selinin bir parçası olamadığımız bir gerçektir. Peki niçin?

Bununla birlikte bizlerin toplumun geniş kesimleriyle birlikte coşku selinin bir parçası olamadığımız da bir gerçektir. Peki niçin?

“Yaşar Nurileşme temayülü” derken kastettiğimiz kısaca; Allah, Rasulü ve mü'minlerden yana net bir tercihte bulunmak yerine, Allah’ın yol göstericiliği yerine kendi hevalarına tâbi olan laik-seküler kesimlere oynamak, onlara yaranmaya çalışmak, izzeti onların yanında aramak, bu sebeple de adım adım İslam'dan ve Müslümanlardan uzaklaşarak modern tuğyanın herhangi bir kanadına teslim olmaktır. Buna “İhsan Eliaçıklaşma temayülü” demek de mümkün.
Makaleler
Hava Durumu