
"efaat" Arama Sonuçları

Batılı devletlerin İsrail adında bir büyüleri vardı, o büyü şimdi bozuldu, tarumar oldu. Büyüyü sadece Hamas’ın şanlı mücahidleri bozmadı; Gazze’nin her yaştan, “İsrail’den korkmuyoruz” diyen ve “cennetin çocukları” denmesini hak eden çocukları da babalarıyla, amcalarıyla ortak iş yaptılar.

Şefaat hayata nebilerin izince müdahale etme ve yönlendirme çabalarının tümüdür desek abartı olmaz sanırım, çünkü her hamle kulun hem dünyasını hasen/güzel, hem ahiretini hasen/güzel kılma çabasıdır.

Cuma hutbesi: İyiliğe Veya Kötülüğe Şefaatçi Olmak - Rıdvan Dinçer - Kur'an Nesli İlim Merkezi - 26 Şevval 1443 / 27 Nisan 2022

Ahirette hiç kimseye hiç kimsenin şefaat etmesi mümkün olmayacak; buna gerek de kalmayacaktır. Çünkü hayatımız olduğu gibi ölümümüz de âlemlerin Rabbi Allaha aittir. (6/En’am, 162). Allah’a aidiz ve yine O’na döneceğiz. (2/Bakara, 156). Müminler, Allah’ın merhametinden, mağfiretinden, adaletinden kuşku duyamazlar.

Hurafe ve hurafeciliği küçümsememek gerekir. İslam’la hurafeler bir arada bulunamaz. İslam’ın hak inancı tertemizdir, şirkin hiçbir tonuna geçit vermez. İslam’da Allah’ın şanı belli, insanın -rasûl de olsa- mevkii bellidir. Allah’ın eşi-benzeri, ortağı, vekili yoktur. Hesabı sadece Allah görecektir, hesap görürken hiç kimseden yardım (şefaat) talebinde bulunmayacaktır. Batıl inanışlara ve hurafelere sahip çıkmak, kişinin imanını ve İslamı’nı malül hale getirir.

İnsanın kaçınamayacağı yasalar vardır. İnansın, inanmasın bunu kabul etmek mecburiyetindedir. Bu yasalardan birisi de insanın tek ve zayıf doğması ve yine tek zayıf ölmesidir.

Kur'an Nesli Kültür Merkezi'nde "Kur'an'a Göre Ahiret İnancı ve Şefaat" başlıklı bir konferans veren İktibas Dergisi yazarlarından Mehmed Durmuş, şefaat inancının, adl-i ilahiyle birlikte uluhiyyet ve rububiyyette Yüce Allah'a ortak tanımama akidesine de aykırı olduğunu söyledi.

İktibas Dergisi yazarlarından Mehmed Durmuş, bugün Kur'an Nesli Kültür Merkezi'nde "Kur'an'a Göre Ahiret İnancı ve Şefaat" başlıklı bir konferans verecek.

İktibas Dergisi yazarlarından Mehmed Durmuş, Kur'an Nesli Kültür Merkezi'nde "Ahiret İnancı ve Şefaat Anlayışı" başlıklı bir konferans verecek.

Şefaat meselesini doğru anlamak için öncelikle Kur’an’da iki tür şefaat kavramının söz konusu edildiğini bilmek gerekir. Bunlardan birincisi, Bakara 254, Bakara 48 ve 123, En’am 51, En’am 70, İbrahim 31, İnfitar 19 gibi ayetlerde ayetlerde söz konusu edilen iltimas anlamında şefaat kavramı; diğeri ise, Sebe 23, Zuhruf 86 gibi ayetlerde söz konusu edilen ve hesap günü birinin bir başkası hakkında doğru şahitlik yapması anlamında şefaat kavramıdır.

Mehmed Durmuş’un ikinci kitabı olan “Kur’an’a Göre Şefaat” Anlam Yayınları’ndan çıktı.

Arabın dilinde, birine Allah katında ara¬cılık, şefaatçilik vasfı yakıştırmak, O'nun yardım ve ta¬vassutuna başvurmak, bir takım törensel hazırlıklarla, hatta adak ve takdimelerle icra edilen bir tapınma ve sı¬ğınma eylemiydi ve böyle bir eylem de söz konusu varlığı, kişiyi ya da objeyi düpedüz 'ilâh yerine koymak'la aynı anlama geliyordu.

Bakara 255’teki “O’nun izni olmadan kim şefaat edebilir?” ayetinden Allah’ın birilerine şefaat izni vereceği anlamını çıkarmak mümkün değildir. Çünkü bu bir cevap ayetidir.

İnsanlar, hesap günü dine davet edilmeyecektir. Amel yapmaları istenmeyecektir. Zaten yapamayacaklardır. O gün insanlar dünyadayken yaptıklarının meyvesini toplayacaklardır. Öyleyse dünya kurtuluş tohumlarının atıldığı, tebliğinin yapıldığı, amelin işlendiği yerdir. Şefaate nail olmak (iman - amel ve kurtuluş ) dünyada gerçekleşiyor. Ahirette sadece sorgu ve sonuç var.

Ey iman edenler! Hiçbir alış-verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı gün gelmezden evvel...

Siz şunları demeye çalışıyordunuz: - Kur'an okuyun, defaatle okuyun.. - Düşünerek, mukayeseli okuyun.. - Sorgulayın size din adına söylenenleri, hemencecik sahiplenmeyin.. Kur'an'la mukayesesini yapın..

Dîni Allah’a has kılmak, biz insanlar açısından geçerli bir tutum, davranış ve iman biçimidir... Dîni Allah’a has kılmak, öz olarak, Dîn’i Allah’ın dîni olarak kabul etmektir; dîni Allah’ın indirdiği gibi kabul etmek demektir; dîni tahrif, tağyir ve tebdil etmemek demektir. İlah ve Rab olarak Allah’ı tanımak, ibadeti yalnızca Allah’a yapmak, Allah’dan başkasından yardım talep etmemek, Allah’dan başkasının şefaat edeceğine inanmamak, yani din gününün sahibinin yalnızca ve yalnızca Allah olduğuna inanmaktır. Dîni kendimize değil, kendimizi dîne uydurmaktır.
Makaleler
Hava Durumu