
"imizdeki" Arama Sonuçları

Sitemiz yazarı Şükrü Hüseyinoğlu'nun 15. eseri olan "İçimizdeki Protestan Papazları / İslam'ı Protestanlaştırma Çabaları" adlı kitap, Mütalaa Yayınları arasında okuyucuyla buluştu.

Değişimin bir fazilet, bir izzet olduğu zamanlar nefislerimizdeki kötülükleri iyi olanlarla değiştirdiğimiz zamanlardır. Zaten müminlerin savaşı da bu uğurda olanıdır ve bir daha değişmemek üzere tevhidin gölgesine sığınmaktır.

Hal bu iken, İslami camiada bazı akl-ı evveller, bu salgın ve tedbirler konusunda baştan beri komplocu ve alaycı bir yaklaşımla insanları yanlış yönlendirdiler ve yönlendirmeye devam ediyorlar. Oysa herhangi bir Müslümanın, salgın ve tedbirler konusunda alaycılığa yönelmek gibi bir cahilane tutum yerine, bu tür tutumlar takınan başkalarına müdahale eden bir konumda olması gerekir.

Doç.Dr. Murat Kirişci, “Elimizdeki en önemli özgürleşme aracınının bugün internet olduğunu söylüyoruz. Ama internetin ürettiği totarlikten hiç kimsenin haberi yok.” dedi.

Bugün İslam'ın “Luther'i” ve özellikle de “Calvin’i” olmaya hevesli birçok kimse türemiş durumdadır. Bu türler, İslam'da Katoliklik veya Ortodoksluk’ta olduğu gibi bir “din adamı sınıfı olmadığını” ve dolayısıyla Kur’an’ı/İslam’ı anlamanın kimselerin tekelinde olmadığını haklı olarak söylerken, kendileri ise “dini anlamayı tekelinde gören din adamlığı”nın ötesinde, Kur’an’ı bağlamlarından koparıp kimi temel emir ve nehiylerini keyfi/subjektif yorumlara açık hale getirerek, İslam’ı temel iddiaları ve ahkâmından soyutlamaya kalkışabiliyor ve böylece tam anlamıyla içimizdeki "Protestan papazları" gibi hareket edebiliyorlar.

Sözün aslını kökünü önemsemek gerekiyor eğer bir meyve umuyorsak şayet, maksadımız bağı viran etmek, içimizdeki cerahati orta yere saçmak ise çirkinlik yolunun yolcusuyuz demektir. Söz, nerede sarf edilirse edilsin ondan mesulüz. Kötü sözden medet ummak köksüz kuru bir ağaca çaput bağlamaktan öte bir iş değildir. Güzel sözün müşterisi olmak ise meyvelerinden tekrar toprağa tohum saçan bir ağacın bereket dolu gölgesinde oturmak gibi.

Yüreklerimiz bombalanıyor her gün. İnsanlar sıcak savaş dönemlerinde düşen bombaları görürler de, soğuk savaş dönemlerinde başımıza yağan bombaların genellikle farkında olmazlar. Her gün binlerce söz, resim, melodi ve filmle beynimiz bombardımana uğrar. Bunların hangisi faydalı, hangisi zararlı? Nasıl ayırt edeceğiz? Elimizdeki ölçü ne olacak?

Özellikle genç kuşak hakikate yakın diğer bir modelin varlığından habersiz bu akıma kapılıp gitmiş durumda. Alışveriş ve festivallerde çılgınca tüketen, sanat algısını Alişan ve Ebru Yaşar’la şekillendiren, arabesk şarkılar dinleyerek coşan, takipçi sayısına göre paha biçtikleri fenomenleri görünce kendisinden geçen, tesettürün ve muhafazakârlığın ruhuna yarı çıplak bando gösterilerini yakışmadığını idrak dahi edemeyen bir anlayışa teslim oldular. Boyunları gözüken, kolları sıvalı, ziynetleri tamamıyla ortada bırakan, bütün güzelliği davetkâr bir formda ortaya seren bir moda ve tesettür anlayışının tesiri altında büyüyorlar.

Batının kasıtlı ve proje ürünü olarak hatta karşılıksız fon desteği sağlayarak ülkemizde aldatma ve eşcinsellik temasını işleyen dizileri desteklediğini biliyor muydunuz? Çünkü biliyorlar ki bir toplumu bozmak için önce kadını sonra da aileyi bozmak yeterlidir. Bu oyuna gelmeyelim. Batının kanalizasyon boruları hükmünde olan, kendi medeniyet fantazilerini, iğrençliklerini, pis kültürlerini bize akıtan birer kanalizasyon borusu hükmündeki televizyonların imha olma vakti sizce de çoktan gelmedi mi?

Son 25 yıldır, özellikle İstanbul merkezli enteresan bir Ramazan EĞLENCELERİ, Ramazan ŞENLİKLERİ kültürü ortaya çıktı. Herhalde gayrimüslim azınlığın içimize sokmaya çalıştığı Ramazan eğlenceleri kültürü, içimizdeki yüzsüz ve basiretsiz Müslümanların eliyle tekrar canlandırılacak.

Şükrü Hüseyinoğlu’nun “Evlerimizdeki Truva atı: Televizyon” adlı kitabı, televizyonun toplumları esir alan iktidarını sorguluyor ve insanlığın asla hayrına olmayan bu iktidarı alaşağı etme çağrısında bulunuyor. Kitabın 4. baskısı çıktı.

Şükrü Hüseyinoğlu’nun “Evlerimizdeki Truva atı: Televizyon” adlı kitabı, televizyonun toplumları esir alan iktidarını sorguluyor ve insanlığın asla hayrına olmayan bu iktidarı alaşağı etme çağrısında bulunuyor. Kitabın 4. baskısı çıkıyor...

Pazar günü İktibas Kayseri temsilciliğinin konuğu Bünyamin Zeran idi. Zeran, kavramların İslami bilincimizdeki yeri ve önemini vurgularken, "kavramlar islamileştirilebilir mi" sorusuna da yanıt aradı.

Hüseyinoğlu'nun eseri, giderek bir illüzyon külliyatına dönüşen medya literatürüne dipnotlar düşmekte; deyim yerinde ise,yazarının mektepli bir iletişimci olmasından hareketle "Medyada Bir Truva Atı" olarak karşımıza çıkmaktadır. Eserde tekrar tekrar haykırılan Rabbani ölçüler, medya şehrinin kapılarını açmakta ve okuyucuyu gerçekleri görmesi için davet etmektedir.

Tanıtmaya çalışacağımız elimizdeki kitap Mehmet Sünbül'ün “Milliyetçi miyiz? Müslüman mıyız?" kitabı. Bu kitabın 1992 yılında 4. baskısı Objektif Yayınevi'nden çıkmış. Bu kitabı şuan için belki yayınevlerinde bulamayabilirsiniz fakat kitap milliyetçi camianın içinden gelen biri tarafından yazılması sebebiyle önem arz ediyor. O yüzden kitap tanıtımımızı oldukça geniş tuttuk.

Bir kere biz sömürge olmaya müsait hale gelmişiz, kendi içimizdeki yozlaşmayla. Kur'an'dan ve Allah'ın Rasulü'nden uzaklaşmışız. Kur'an'ı terkedilmiş bırakmışız. Dolayısıyla kendi ürettiklerimizi esas almışız. Herkes de sonradan üretilmiş akidelerin ve değerlerin etrafında toplanınca, din parçalanınca, ümmet de parçalanmış. Vahdet ve tevhid aynı kökten kavramlar. Tevhid akidesinde bütünleşmeden ümmetin vahdetinin teşekkül etmesi mümkün değil. O halde yapılması gereken şey, insanların tarihsel süreç içerisinde üretilen iplerden soyutlanıp Allah'ın ipine topluca sarılmaya doğru yönelmesi gerekiyor."

Şükrü Hüseyinoğlu’nun “Evlerimizdeki Truva atı: Televizyon” adlı kitabı, televizyonun toplumları esir alan iktidarını sorguluyor ve insanlığın asla hayrına olmayan bu iktidarı alaşağı etme çağrısında bulunuyor.

"Bir kere biz sömürge olmaya müsait hale gelmişiz, kendi içimizdeki yozlaşmayla. Kur'an'dan ve Allah'ın Rasulü'nden uzaklaşmışız. Kur'an'ı terkedilmiş bırakmışız. Dolayısıyla kendi ürettiklerimizi esas almışız. Herkes de sonradan üretilmiş akidelerin ve değerlerin etrafında toplanınca, din parçalanınca, ümmet de parçalanmış. Vahdet ve tevhid aynı kökten kavramlar. Tevhid akidesinde bütünleşmeden ümmetin vahdetinin teşekkül etmesi mümkün değil. O halde yapılması gereken şey, insanların tarihsel süreç içerisinde üretilen iplerden soyutlanıp Allah'ın ipine topluca sarılmaya doğru yönelmesi gerekiyor."
Makaleler
Hava Durumu