
"bilmeyen" Arama Sonuçları

Vahyin, ilmin, âlimin, okumanın ve yaratılış gayesinin önemini doğru anlamak istiyorsak Kur’an’a kulak vermek zorundayız. “(Resûlüm!) De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”

İçki gibi, domuz gibi pis yiyecek ve içecekleri normal şekilde tüketen Batılılar, abdest nedir, gusül nedir bilmeyen Batılılar, bu pisliklerinin cezasını çekiyorlar. Müslümanlar olarak müslümanca yaşadığımızda bunun faydasını daha dünyada iken görmeye başlıyoruz.

Eğitim sistemimiz soru sormayı bilmeyen çocuklar yetiştiriyor. Bizim eğitim sistemimizde soru sormak, hesap sormak, eleştirmek, sorgulamak tehlikeli ve yasak. Son 2 - 3 asırdır ne yapıyoruz, başımıza gelenler kimler yüzünden geldi, dostumuz ve düşmanlarımız aslında kimdir, bize neler oldu? Ders kitaplarımıza bakın tam bir yalan rüzgârı.

Adnan Oktar ve kediciklerini duymayan, bilmeyen, yadırgamayan Müslüman yoktur. Bu konunun elle avuçla tutulur bir yanını da bulmak mümkün değildir.

Arz, insan için halifeliği deruhte edeceği yerdir. Onun için, Kur’an’da insan, arzın halifesi olarak isimlendirilmiş-görevlendirilmiştir. Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Biz Seni, hamd ile tesbih ve seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu. Arzda esma şuuru ile görev yapmak gerekir. Sonraki ayette Adem’e Esma’nın öğretilmesinden bu sonuca ulaşabiliriz. Yani Esma’yı bilmeyen arza halifelik yapamaz.

Komisyonculuk faaliyetinde üç taraf vardır: Satıcı (mal sahibi), alıcı (müşteri), satıcıyla alıcıyı buluşturan kişi (komisyoncu). Eski uygulamaya göre komisyoncu, şehirde yaşamakta ve pazarları bilmektedir. Bu açıdan şehri ve pazarları bilmeyen satıcıdan malı alır, “Sen satma, ben senin yerine satayım.” der ve onun vekili gibi o malı satışa çıkarır. Yahut da, satıcı ile komisyoncu arasında bir akit imzalanır ve her iki taraf da zarara uğramayacak şekilde anlaşılır. Bu durumda komisyoncu, satıcının bir nevi işçisi olur.

Sosyolojide de aile toplumun en önemli kurumudur. Böyle bir kurum başsız ya da çift başlı olabilir mi? Olursa o artık kale gibi kalabilir mi? Batının bugün en büyük probleminin sınırsız özgürlük belası sebebiyle ailenin parçalanmışlığı olduğunu görmeyen ve bilmeyen var mıdır?

İslam’da cemaat; aynı iman ve gaye etrafında toplanmış Müslümanlar topluluğudur. Cemaat; rastgele, tesadüfen, iş olsun diye veya şartların bir araya getirdiği insanlar topluluğu değildir. Cemaatin üyeleri de ne yaptıklarını bilmeyen, hangi şartlar altında bir araya geldiğinden habersiz ve şuursuz kimseler değillerdir.

Kuşatma altında, âkıbetlerinin ne olacağını bilmeyen bazı Halepliler, sosyal medya aracılığıyla seslerini duyurmaya çalışıyor. Mesajların çoğu 'Bu belki son seslenişim' diye başlıyor.

Şehid imam/öğretmen Hasan el-Benna, yarınların, yorgun olanların değil, rahatından vazgeçenlerin olacağını söyler. Hani nerede rahatlarını bozanlarımız? Nerede Hakk için, ebedî âlem için koşturan öğretmenlerimiz? Rahat yüzü nedir bilmeyen Hasan el-Benna, adam akıllı öğretmendi, Hocaydı ve mücadele halindeyken kırk üç yaşında Rabbine şehadetle gidiverdi. Hocalığın sanat olduğu konusuyla ilgili bir vakit küçük bir risale yayınlatan rahmetli Osman Öztürk Hoca, “Meslek çilelidir, korkma ve usanma! Öğrenci, Allah’ın emanetidir, titizlik göster. Emeğine acıma; samimiyetle yapılan hiçbir hizmet karşılıksız kalmaz. Kimseden karşılık ve vefa bekleme; sabırlı ol, vadeli mükâfat, hesaba sığmayacak kadar çok olacaktır.” türünden nice öğütler veriyordu meslektaşlarına.

Vahyin idrakinden yoksun, yüzünden okumaları! Cehalet yüzünden, idrakten yoksun okumaları! Arapça bilmeyen bir topluluğun, ısrarla Arapçadan (yüzünden) Kuran’ı okuyup bitirme çabasını… “N’olur bizi anlayın, bizi biraz düşünün” diyen ayetlerin, anlamsızlık girdabında çırpındıkça dibe iteklenmesini… Bu iteklemeden binlerce sevap kazandığını uman bir aldanışın, samimi kalplere, samimiyetsiz yansımasını… Sadece okunup bitirilmesini… Anlamaya, düşünmeye, tefekküre tenezzülsüz yönelişle; daha diyeceklerine başlamadan, aslında Kur’an’ın bitirilmesini!

Seni moda olsun diye takanlar da çok Seni niye taktığını bilmeyenler de çok Seni takıp, buna rağmen açık giyinenlerde çok Ama sen bunların yüzünden utanma!

"Bütün ilişki bağlarını kaybeden modern toplumun bireyi, sadece banka hesabına, emekli cüzdanına ya da sağlık karnesine güvenir ve hayatı onlara yaslanarak yaşamaya çalışır. Müslümanlar eğer bu duruma düşmek istemiyorlarsa ve alternatif bir topluluk olmak istiyorlarsa, evvelce akrabalık bağlarını güçlendirmeli ve cemaat olmanın bütün imkanlarını aramalarıdırlar. Cemaat Müslüman’ın koruyucu sosyal formudur, onun kıymetini iyi bilmeliyiz. Unutmamak lazım ki Müslümanları cemaat yapan, onlara cemaat olmanın bütün imkanlarını sunan bizzat vahyî bilginin kendisidir. Cemaatin kıymetini bilmeyen vahyin bilgisini yeteri kadar anlayamaz; ve tabii ki politik gücünü de.

"Önce "bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" kavlince bilgimizi ve şuurumuzu artırmak zorundayız. Alışveriş yaptığımız, market, bakkal ve büfe sahiplerini ikaz edeceğiz. Bir yandan bilmediğimiz, tanımadığımız gıda maddelerini satın almaya paydos diyeceğiz. Ambalajların üzerindeki etiketleri dikkatlice okuyacağız. Bu aldatmacaların olduğu bir ortamda etiketleri okumak da yeterli olmayacaktır."

Her yolu denemelerine rağmen bir türlü kökünü kazıyamadıkları örtü, alkolden, çıplaklıktan, paradan ve sair aşağılık çıkarlara tapmaktan başka hiçbir değer bilmeyen fanatikleri kızdırmaktadır. Elbette Müslüman kadının örtüsü, Müslüman olmayanlarca kolay hazmedilecek bir şey değildir.
Makaleler
Hava Durumu