"İSLAMİ KAPİTALİZM" SAPTIRMASI

Şükrü HÜSEYİNOĞLU


Son yıllarda, Yüce Allah'ın biz insanlar için seçip kemale erdirdiği ve yegane hak din olarak nitelendirdiği aziz İslam'ı kendisi olmaktan çıkarıp farklı beşeri felsefe ve ideolojilerin payandası, ahlaki dayanağı konumuna indirgeme yönündeki çabaların arttığını görüyoruz. Kimi "İslami sosyalizmden" söz ediyor, kimi "İslami demokrasiden", kimi "İslami liberalizmden"... Bunlara şimdilerde bir de "İslami kapitalizm" bid’atı eklenmiş bulunuyor.

Kendisini "liberal Müslüman" olarak tanımlayan Star gazetesi yazarı Mustafa Akyol ve bu konuda kendisinin de fikir babası olan Boğaziçi Üniversitesi'nden hocası Prof. Dr. Murat Çizakça oturmuşlar, "İslam'ın Unutulan Ekonomi Modeli: Ahlaki Kapitalizm" adlı bir kitap yazmışlar. Aslında kitap yazmışlar demek çok da isabetli değil, zira söz konusu ettiğimiz, telif bir eser değil. Her iki yazarın çeşitli dönemlerde farklı yayın organlarında yayınlanmış yazılarından ve konuyla ilgili birkaç da söyleşiden oluşan bir derleme. İşte bu derlemenin yazarları, akıllarınca, İslam'ın özel mülkiyeti, ticareti, işveren-işçi olgusunu meşru görmesini, pazarda fiyatlara narh koymamasını öne sürerek İslam'la kapitalizm arasında bir uyum vehmetmiş ve bu vehimleri üzerine bir netice inşa etmeye çalışmışlar. Hatta daha da ileri gidip, aslında Batılıların kapitalizmin araçlarıyla Haçlı seferleri sırasında İslam dünyasında tanıştığı, ancak "Müslümanların insancıl, vicdanlı, ahlaki kapitalizmi"ni Batıya taşırken onun ahlaki yönünü ihmal edip "vahşi bir kapitalizm" ürettikleri iddiasını ortaya atmışlar.

Tabii ki tüm bu iddiaları ortaya atmakla tıpkı "İslami sosyalizm" veya "İslami demokrasi" gibi hurafeleri öne sürenler gibi kocaman bir halt etmişler. Zira tüm sentezciler gibi, İslam’ın bütüncül bir hayat nizamı olduğu gerçeğini daha başından ıskalayan, tıpkı karanlık odada bir fili tarif etmeye çalışan hakikat yoksunları örneğinde olduğu gibi birkaç önermesini ele alarak bunu İslam’ın tamamı zannedecek bir ufuksuzlukla hareket eden, İslam’ın hayata yüklediği anlam, insana biçtiği rol, tarih ve coğrafya algısı, hedeflediği toplumsal ve siyasal vasat gibi asli konuları hesaba katmadan İslam adına fikir üretmekten imtina etmeyen bir yaklaşımla yola çıkmışlar.

Akyol ve hocasının ufuksuzluğu, kapitalizm algı ve tanımlarında da kendisini gösteriyor. Kapitalizmi kapitalizm yapanın ticaret veya mali yatırım yapma ameliyesi değil, hayatı dünya merkezli okuma, her şeyi maddi kâr-zarar açısından değerlendirme ve bu sebeple de biriktirdikçe biriktirmeyi, yığdıkça yığmayı hayatın anlamı haline getiren algı biçimi olduğunu ya bilmiyor ya da bilmezden geliyor bu iki yazar. Oysa kapitalizme dair söz söylenecekse, öncelikle onun ticaret-yatırım-üretim ameliyesinin çok ötesinde, kâr etmeyi her değerin üstünde tutan, bunun için de daha çok üretim ve dolayısıyla daha çok tüketim sarmalını öngören bir sömürü çarkı olduğunu, "kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar ise sınırsızdır" yalanıyla insanları birer kâr nesnesi olarak algılayan tüketim merkezli bir felsefe ve bu felsefeye dayalı bir hayat tarzı dayatması olduğunu bilmek gerekir her şeyden önce.

Kapitalizmi kapitalizm yapan bu felsefi alt yapısıdır ve bu sebeple kapitalizmin vahşi olanı - vahşi olmayanı (ahlaki olanı) diye bir ayrım tamamen temelsiz bir yaklaşımdır. Kapitalizm varoluşsal olarak ahlaka, insafa, vicdana mugayirdir. Akyol ve hocasının, kapitalizmi Haçlı seferleri döneminde İslam dünyasında var olan ticari faaliyetler ve ortaklıklara dayandırmaya çalışmaları ise, "İslami sosyalizm" bid'atını, servetin tekelleştirilmesi politikaları karşısında Emevi sultasına itiraz etmiş olan Ebuzer Gifari'ye dayandırma temelsizliğinden farksız bir yaklaşımdır.

Kapitalizmin tüm algı ve işleyişinin merkezinde sermaye sahiplerinin daha çok kâr etmesi vardır, bunun için de dünyayı sermaye ve sermaye sahiplerini merkeze alarak algılar ve yorumlar kapitalizm ideolojisi. Ulusçuluğun "Her şey ulus için ve ulusa göredir" yaklaşımı gibi kapitalizmin yaklaşımı da "Her şey sermayedara göre ve sermayedar içindir" şeklindedir. Kapitalizm açısından aslolan sermayenin ve sermayedarın çıkarı ve daha çok kâr elde etmesidir. Kapitalizm, sözlüklerde de ifade edildiği gibi tam anlamıyla bir "sermayedarlar rejimi"dir.

İşte kapitalizme dair bu temel gerçekleri dahi ıskalayan bir ufuksuzluk söz konusu olunca, hayata maddi kâr-zarar penceresinden bakan, mutluluğun daha çok kâr elde etmekte yattığını öngören böylesi bir ahlak dışı seküler ideolojiyle; kâr, zarar, mutluluk ve benzeri hayata dair tüm tasavvurları dünya hayatını ıskalamayan ancak onunla da sınırlı olmayan aşkın bir muvazene ekseninde inşa eden, hayatı Rabbani çerçevede anlamlandıran aziz İslam'ı aynı düzlemde algılama yanlışına düşülmektedir.

Mesela bir kapitalist açısından, Rabbimizin şu hayat menşei beyanının bir cazibesi, bir karşılığı düşünülebilir mi: "Ey iman edenler! Sizi acı bir azabdan kurtaracak bir ticareti haber vereyim mi? Allah'a ve Rasulü'ne iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Bu, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz."  (Saff, 61/10-11)

İslam’ı İslam olarak, kapitalizmi de kapitalizm olarak doğru anlamamış, her iki dünya görüşüne de bütüncül yaklaşmaktan uzak bir ufuksuzluk söz konusu olunca, ortaya ne deve ne de kuş olan “Ahlaki Kapitalizm” adında bir ucube çıkıveriyor işte! Üstelik de üzerine “İslam’ın Unutulan Ekonomik Modeli” etiketi yapıştırılmış olarak…

Birkaç yıl önce bu sütunlarda “İslam kapitalizmin vicdanı kılınamaz” başlıklı bir yazı yazmıştık. Neo-liberal politikalarla küresel kapitalizmin egemenliğine dayalı bir ekonomi işleten AKP’nin kömür-erzak dağıtımını ve beraberinde “İslami” yardım kuruluşlarının yoksulluk sorununu erzak kolileriyle hafifletme perspektiflerini konu edinerek…

İşte Mustafa Akyol ve hocası, bu bâtıl, bu beyhude eğilimin felsefesini üretmeye koyulmuş, Yüce Allah’ın insanlar için belirlediği bütüncül hayat menbaı dinini payanda kılarak kapitalizme ahlak zırhı giydirmeye kalkışmışlar. "Kapitalizmle başa çıkacaksan senin de kapitalist olman lazım ancak öyle başa çıkabilirisn, başka yolu yok" gibi düşüncelerin savunulduğu bir kitaptan başka bir şey de beklenemezdi ya zaten. Sözün burasında şunu da belirtelim ki, bu iki yazar, “Ahlaki Kapitalizm” terkibini üreterek aslında ahlak mefhumunu anlamaktan da ne kadar uzak olduklarını, İslami bir kavram olarak ahlakın hayatın bütününe dair tevhidi okuyuş, duruş ve tavır alış biçimini ifade eden kuşatıcı anlamından bihaber olduklarını, konu bağlamında işçiye hakkı zamanında vermek, yoksullara yardım etmek gibi lokal davranış biçimlerine indirgedikleri görülmektedir.

“Kapitalizm, bir insanın sahip olduğu sermayeyi plan ve disiplin içinde bir şeye yatırmasıdır” gibi son derece sığ, hiçbir felsefi derinliği olmayan bir kapitalizm tanımını sonucundan zaten “İslami kapitalizm” gibi bir ucubeden başka bir şey de beklenmezdi. Bu tıpkı demokrasiyi insanı, insan aklı ve tercihlerini hakikatin merkezine alan felsefi temelini dikkate almadan, demokrasiyi salt yöneticilerin seçilmesi şeklindeki bir teknik süreç olarak tanımlamaya benzemektedir. İşte bu tür temelsiz, yanlış ve yanıltıcı tanımlar, beraberinde ucube olmaktan başka bir nitelemeyi hak edemeyen eklektik anlayışları doğurmaktadır.

İslam’la klasik kapitalizm arasındaki tek farkın, İslam’ın infak ve zekat mefhumlarına, yani paylaşma öngörüsüne sahip olması ve işçinin hakkını gözetmesi olduğu, dolayısıyla İslam’ın bu nitelikleri kapitalizme aşılandığında ortalığın güllük gülistanlık olacağını ve “İslam’ın Unutulan Ekonomi Modeli” olarak (haşa) “Ahlaki Kapitalizm”in vücuda geleceğini savunan bir ufuksuzluğun tez olarak öne sürülmesi, entelektüel kalitenin nerelere kadar düştüğünün de acı bir göstergesi olsa gerektir.

Doğrudur, Protestanlık ve Calvinizm Batıda kapitalizmin katalizörü olmuşlar, onun ihtiyaç duyduğu “ahlaki zemini” oluşturmuşlardır. Ancak bu yazarların ıskaladığı bir gerçek var ki, o da, İslam’ın Protestanlık veya onun bir biçimi olan Calvinizm gibi helal-haram  mefhumlarından arındırılmış, salt sevgi, merhamet, yardımseverlik gibi soyut mefhumlara indirgenmiş bir din olmadığı gerçeğidir. İslam Yüce Rabbimizin Hz. Peygamber’e bildirdiği şekilde kurucu bir paradigma olarak, bütüncül bir hayat tasavvuru ve tarzı olarak yeryüzünde ancak kendi sözünün hakim kılınmasından razı olacak bir dindir.

Yeryüzünde servetin belli ellerde tekelleşmesini men eden[1], bunun için de sermayenin tekelleşmesinin temel aracı durumundaki faizi kesin olarak yasaklayıp mahkum eden İslam’ı, yağma ve yığma ideolojisi kapitalizmle bir arada anmaya kalkışmak, öğretisi ve hükümleriyle insanı özne (yeryüzünün halifesi) kılmayı amaçlayan İslam’la, insanı bir tüketim nesnesi olarak algılayan bir felsefi temele sahip bâtıl bir dünya görüşü olan kapitalizm arasında bir akrabalık vehmetmek, İslam’a yönelik büyük bir bühtan, büyük bir saptırma girişimidir.

Tezlerine temel kıldıkları üç temel mefhumu, yani “İslam”, “kapitalizm” ve “ahlak” mefhumlarını daha tanım olarak bile doğru yere oturtamadıkları görülen, dolayısıyla da eksik ve yanlış bilgiler üzerine bir tez inşa etmeye çalıştıkları ortada olan Mustafa Akyol ve partnerine, İslam adına konuşmadan, İslam’ı tanımlamaya ve konumlandırmaya kalkışmadan önce İslam’ı tanımaya çalışmalarını tavsiye etmekle yetinelim.


[1] Haşr, 59/7

YORUMLAR
Henüz Yorum Yok !
Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN