KUR’AN’DA “DAMAL SİLUET ŞENLİKLERİ”

Şükrü HÜSEYİNOĞLU


Bu sıralar zihnimde yazılması gerektiğini düşündüğüm çeşitli konular sıraya girmiş durumda. Açıkçası zihnimde bu konuda İstanbul trafiğine benzer bir sıkışmışlık var. Kur’an’la her yoğunlaşmam ve çeşitli güncel tanıklıklarım birçok konuyu şahitlik misyonumuz gereği gündeme  taşımayı gerekli kılıyor. Fakat yaz rehaveti mi diyelim, klavyeden dönemsel bir uzaklaşma duygusu mu diyelim, bu ara bilgisayar başına çok çok az geçebiliyorum.

Yer yer kimi konulara paylaşım sitelerindeki sayfalarımda kısaca değinmiş olsam da bu değerlendirmeler bir makalenin özgül ağırlığına ulaşmıyor neticede.

Bugün medyada yer alan bir haber, zihnimde sıra bekleyen ve fakat klavyeye dönemsel soğukluğum sebebiyle oturup yazamadığım, paylaşım sayfamda kısaca değinmekle geçiştirdiğim bir konuyu hakkı olan makale formatında gündeme getirme konusunda teşvik edici oldu.

Haberi, CNN Türk adlı yayın organının internet sitesinden okuyalım: “Ardahan'ın Damal ilçesindeki Ata Mahallesi'nde, güneşin Karadağ sırtlarına yansımasıyla ortaya çıkan Ulu Önder Atatürk'ün siluetini, vatandaşlar İzmir Marşı ile izledi. “Bu yıl 21’incisi düzenlenen 'Atatürk'ün İzinde ve Gölgesinde Damal Şenlikleri' kapsamında ilk olarak, Damal ormanlığındaki festival alanında etkinlik düzenlendi. Şenliğe, Vali Mehmet Emin Bilmez, Damal Kaymakamı Vedat Yılmaz, Damal Belediye Başkanı CHP'li Ergin Önal ve yaklaşık 5 bin kişi katıldı.”

Evet, şaka filan değil gerçek. Üstelik bu hâdise, atalar kültünün hâkim olduğu Hindistan’da filan değil, “aklın” ve “bilimin” rehberliğini esas aldığını iddia ederek yola çıkan ve bu yolda “Bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz” şeklinde nutuklar atmış olan[1], sözümona hurafelerle ve hurafecilerle mücadele adı altında Mehmed Akif gibi, hurafelerin can düşmanı Kur’an dâvetçilerine ülke dar eden, ezanla, namazla, tesettürle, kısacası İslam’ın şiarları ve ahkâmıyla savaşmış olan Kemalist ideolojinin hâkim olduğu Türkiye'de yaşanıyor.

M.Kemal’in önderliğindeki Kemalist kadro, doğrudan Allah’ın ayetleriyle/ahkâmıyla mücadelelerinin yanı sıra, kişi putlaştırması ve türbe kültünün yaygın olduğu tasavvuf-tarikat çevrelerini de hedef almışlardı. Ne var ki, M.Kemal’e dair, bizatihi yaşadığı dönemde oluşturmaya başlanan ve sonrasında da tabu haline getirilerek sürdürülen “ulu önder" kültü,  heykel tapıcılığı ve modern türbe kültü, tasavvuf-tarikat çevrelerine yönelik baskı ve yasaklamaların esasında hurafe karşıtlığından filan değil, “ulu önder kültü”ne alan açmak ve geleneksel putlaştırmalar yerine modern/çağdaş putlaştırma ameliyesini egemen kılmak için yapıldığını ima etmektedir.

Kısacası Kemalistlerin akıl, bilim, çağdaşlık ve aydınlanma dedikleri, neticede geleneksel hurafelerin yerine M.Kemal etrafında oluşturulan ulu önder kültü ve bu çerçevede Kemalist çağdaş hurafelerin ikame edilmesinden başka bir anlama gelmiyordu.

Olup bitenin özeti, “atalar kültü”nden “ata kültü”ne geçmekten ibaretti kısacası!

Dönemin yarı resmi gazetelerindeki “Atatürk yarı bir ilahtır” gibi manşetlerle ifadesini bulan, “Tanrı gibi yoktan var ediyor her şeyi, hangi yana baksan Atatürk” gibi şiirlerle (!) zirveye taşınan Kemalist kişi putlaştırma ameliyesi, o gün bugündür aralıksız olarak devam ediyor. Tüm bunlar olup biterken Kemalizmin ve Kemalist sitemin laik-seküler niteliğini de hiç zeval gelmiyor üstelik!

Kemalist “akıl” ve “bilimin” 1975 yılında keşfedip o yıldan bu yana kutlamalarla dünyaya, dosta-düşmana ezberlettiği bilimsel (!) icadı olan Ardahan’ın Damal ilçesindeki “Atatürk silueti” kabulü, işbu Kemalist putlaştırma ameliyesinin nasıl bir akıl dışılık ve hurafeciliğin temsilcisi olduğunu çok somut bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Bu gibi hâdiseler, hurafeciliğin, türbeciliğin, kişi putlaştırmanın geleneksel formlarla sınırlı olmadığını, her birinin gayet akılcı ve bilimsel (!) olarak çağdaş formlarda da üretilip yaşatıldığını ortaya koyuyor. Üstelik bu çağdaş formdaki hurafe ve kişi putlaştırma ameliyelerinin, siyasal mekanizmalar eliyle üretilip yürütüldüğü için de daha etkili olduğu tartışılmaz bir gerçektir.

Bu noktada, mezarlıklarda işlenen şirk amellerine karşı çıkarken, Suud sarayında işlenen çağdaş şirk amellerine karşı çıkmamakla malul ve malum olan Biz Baaz misali, Türkiye’de de son yıllarda artış gösteren bir tür olarak, Zuhurat Baba ve Oruç Baba türbelerinde gariban teyzelerin işledikleri şirk amellerine cengâver bir eda ile karşı çıkarken, mozolesiyle, sütunlarıyla, aslanlı yoluyla ve muhayyen zamanlarda gerçekleştirilen ritüelleriyle neticede o türbelerin çok fevkinde çağdaş bir türbe olan Anıtkabir’de işlenen ve televizyonlardan her defasında canlı yayınlanan şirk amellerini gündem etmeyen akademisyenler ve yazarları hatırlamamak ve anmamak olmaz.

“Damal Şenlikleri” bağlamındaki konuya dönecek olursak, bu gibi hâdiselerin bende yaptığı en güçlü çağrışım, Kur’an’ın ne kadar da güncel bir kitab olduğu yönündedir. Evet, Kur’an’ın en belirgin özelliklerinden biri eskimeyen ve eskimeyecek olan ve asla güncelliğini kaybetmeyecek olan son derece güncel bir kitap oluşudur.

Kur’an’dan ve gündemden kopmayan her Müslüman, ki Müslüman için her ikisi de hayati bir sorumluluktur, temelde Rabbani sâbiteler kitabı olan Kur’an’ın aynı zamanda gündemi ve günceli nasıl da şahdamarından yakaladığını her an hayret ve hayranlık içinde gözlemler ve ondan istikametini şaşırmadan yol almak için gerekli azığı edinir.

Yüce Rabbimizin Yusuf Sûresi 40. ayette Yusuf (a.s.)’ın zindan arkadaşlarına dâvetinden bize aktardığı ve yine Necm Sûresi 23. ayette beyan buyurduğu şu ifadeler, gerek “Ricalul gayb/Gayb adamları” olarak ifade edilen "Gavs", "Kutub" gibi nitelemeler ve yine “Seyda”, "Efendi hazretleri", "Asrın müceddidi" gibi kişi putlaştırma ameliyesinin geleneksel formları ile aynı ameliyenin “eşsiz lider”, “ulu önder” ve benzeri nitelemelerde karşılığını bulan çağdaş formlarına dair, bize son derece güncel bir bakış açısı vermektedir:

“Sizin Allah'tan başka kulluk ettikleriniz, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın isim olarak isimlendirdiklerinizden başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur, fakat insanların çoğu bilmezler.”(Yusuf, 12/40)

"Bunlar, sizin ve atalarınızın isimlendirdiğiniz isimlerden başka bir şey değildir. Allah, bunlarla ilgili hiçbir delil indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve hevâlarına uyuyorlar. Oysa andolsun ki onlara Rablerinden yol gösterici gelmiştir."(Necm Sûresi, 53/23)

Bu iki ayet-i kerime, gerek geleneksel formdaki kişi putlaştırma ameliyelerinin, gerekse bugün dünyada çokça örneklerine tanıklık ettiğimiz çağdaş formdaki kişi putlaştırma ameliyelerinin, insanların haktan saparak, önder kabul ettikleri bazı kimselere gerçekte olmayan isimlendirmeler/nitelemeler yakıştırmalarının neticesi olduğunu, kısacası insanların önce kendi elleriyle put yontup sonra da o puta tapındıklarını ifade ediyor ki, geçmişi ve bugünüyle putperestliği bu kadar veciz ve yalın olarak ancak Âlemlerin Rabbi anlatabilirdi.


[1] M.Kemal’in 1 Kasım 1937 tarihinde TBMM’nin açılışında yaptığı konuşmadan

 

YORUMLAR
  • Muradi   16-07-2017 00:20

    Kemalizm, başlangıçtan itibaren mitoloji üreterek ayakta durmaya çalışan bir ideolojidir.

  • HUSEYİN ŞAŞMAZ*UZUN   13-07-2017 12:49

    Kur’an’ın ne kadar da güncel bir kitab olduğu yönündedir. Evet, Kur’an’ın en belirgin özelliklerinden biri eskimeyen ve eskimeyecek olan ve asla güncelliğini kaybetmeyecek olan son derece güncel bir kitap oluşudur. Kur’an’dan ve gündemden kopmayan her Müslüman, ki Müslüman için her ikisi de hayati bir sorumluluktur, temelde Rabbani sâbiteler kitabı olan Kur’an’ın aynı zamanda gündemi ve günceli nasıl da şahdamarından yakaladığını her an hayret ve hayranlık içinde gözlemler ve ondan istikametini şaşırmadan yol almak için gerekli azığı edinir. Yüce Rabbimizin Yusuf Sûresi 40. ayette Yusuf (a.s.)’ın zindan arkadaşlarına dâvetinden bize aktardığı ve yine Necm Sûresi 23. ayette beyan buyurduğu şu ifadeler, gerek “Ricalul gayb/Gayb adamları” olarak ifade edilen "Gavs", "Kutub" gibi nitelemeler ve yine “Seyda”, "Efendi hazretleri", "Asrın müceddidi" gibi kişi putlaştırma ameliyesinin geleneksel formları ile aynı ameliyenin “eşsiz lider”, “ulu önder” ve benzeri nitelemelerde karşılığını bulan çağdaş formlarına dair, bize son derece güncel bir bakış açısı vermektedir: “Sizin Allah'tan başka kulluk ettikleriniz, Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın isim olarak isimlendirdiklerinizden başkası değildir. Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur, fakat insanların çoğu bilmezler.”(Yusuf, 12/40) *** GENELDE TÜM İNSANLIK,ÖZELDE MÜSLÜMANLAR KUŞATILMIŞ HALDELER ŞU ANDA. DOSTUNU DÜŞMANINI BELİRLEKİ HEDEFİNE VARASIN MÜSLÜMAN,KARDEŞİM. https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=174023339715742&id=100013242319421

Diğer Yazıları

Makaleler

Hava Durumu


VAN